Navigation


Tarih: 19 Nisan 2014 Cumartesi



HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR
HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR
 

 



            İnsan, fani dünyanın gelip geçici yolcusu… Ölüm, yaşa, başa, kadına erkeğe, yaşlıya gence bakmadan hüküm ferma ediyor… İnsan ise, ancak sabretmek ve müebbet kalacağı ahir hayatına hazırlanmak zorunda… Doğarken her saniye ölümüne yaklaşan ve başka bir seçeneği de mevcut olmadığı halde, yani ölümün çarnaçar her nefse, her kişiye geleceğini bile, bile insanoğlu nasıl da sorumsuz ve lakayt yaşıyor?



            Şu son günlerde birkaç taziyeye gidince, hayat gerçeğinin kardeşi olan ölümü daha çok düşünür oldum. Hiç beklenmedik bir an da evet, evet bir anda insanın ve yakınlarının hayatı darmadağın oluvermekte! Sevinçlerin yerini acılar, hüzünler almakta... Ölen kişiyle yaşanan acı, tatlı her olay birer hüzün kaynağı olmakta... Yürek, bir daha hiç sevinemezmiş, eğlenemezmiş gibi hissediyor. Hele de acının en taze, en sıcak anlarında, insan bir daha hiç toparlanıp yaşayamayacağının zannediyor! Ne büyük yanılgı! Bunca ölüm vakası, bunca acıdan sonra bile insan, geçici dünyaya hiç bırakıp gitmeyecekmiş gibi yapışıyor. Sanki ölüm hep başkalarına gelirmiş gibi, kendine yakıştıramıyor! Ahiret hayatının varlığına bile şüpheyle yaklaşıyor. Zaten bu şüphedir, insanı ahir hayatına hazırlanmaktan alıkoyan…



            Hâlbuki kutlu Resulümüz(s.a.s) şöyle buyuruyorlardı: “Dünyanın lezzetlerini acılaştıran ölümü çokça anınız!” Neden böyle söylemiştir acaba? Çünkü ölümü anmak, ahiret hayatının olabilirliğine ve kesin oluşuna imanı gerektiriyor. Ahiret hayatına şüpheyle yaklaşmayı izale ediyor. Yani şeytanın da dürtüklemesiyle insan nefsinin ahiretten yana şüpheye düşme ihtimalini ortadan kaldırıyor da ondan… Bu düşünce ve tefekkür insanı, materyalist ve tamamen dünyevi bir anlayıştan imana götürüyor. Mademki dünya geçici, insan ise hiç ölmeyi istememektedir, hayatın ve ölümün bir takdir edicisi ( Allah) vardır. Ne hayata doğmamız, ne de istemediğimiz halde ölüyor olmamız bizim elimizde değildir! Nihayet bir ayette Allah(c.c) “kim daha iyi iş yapacak diye hayatı ve ölümü yaratan O’dur!” (Mülk suresi- 2) buyurmaktadır. Bir hadiste ise Peygamber Efendimiz(s.a.s) “ölüm insan için en iyi nasihatçidir!” buyurmaktadır. Yani insana hayrı için, nasihat edenlerin içinde ölüm kadar etkileyici olanı yoktur demek…



            Bize düşen ise hayatı da ölümü de, Allah’ın dilediği tarzda anlamlandırmak ve hayatı ve ölümü O’nun rızasına uygun olarak yaşamaktır. Biliyoruz ki ahireti inkâr eden hiçbir beşeri düşünce (insan aklından neşet eden düşünceler) hayatı ve ölümü, insana huzur bahşedecek şekilde anlamlandıramamaktadır! Dönüp dolaştıkları yer “hiçliğe” (nihilizm) gelip dayanıyor! Bu da insanın tabii bir denge kurmasına, verimli bir hayat yaşamasına engeldir. Bundan dolayı sağlıklı, dengeli, huzurlu ve kazançlarla geçirilecek bir dünya hayatı ve akabinde ebedi bir mutluluk( ahireti) istiyorsak, Kur’anı Kerim’de hayat ve ölümün hakikatine dair ilahi buyruklara bir göz atıp düşünmekte fayda vardır.



 “Allah yeri ve gökleri ve ikisi arasındakileri ancak hak sebep ile ve muayyen bir süre ile yaratmıştır. Bununla beraber doğrusu insanlardan birçoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkâr etmektedirler!” Rum suresi- 8. ayetleri düşünenler için… Ayetler üzerinde biraz olsun tefekkür edersek birçok hakikati görmeye başlarız. Böylece daha bilinçli bir hayat yaşar, vuku bulacak ölümden de fersah, fersah kaçmayız! Kaçmadığımız gibi güzelce hazırlanırız. Her şeyi dünyadan ibaret zannetmeyiz. Biliriz ki, bu hayattan daha yüce bir hayat vardır. Ve Rabbimiz bizim ahir ( ebedi) hayatımıza hazırlanmamızı, bunda gevşeklik yapmamamızı istiyor. Bu mealdeki Kur’an ayetleri hep bir hatırlatma ve öğüttür.



            Genelde halkımızın ahiret inancında da, geçmişe oranla bir zayıflık, bir eksiklik var. Bunun sebebi, Kutsal kitaba dayanarak hayata yön vermemekten kaynaklandığı gibi, yeterince Kur’ana vakıf olamamaktan da kaynaklanıyor. Bu yüzden taziyelerde fevkalade büyük taşkınlıklarla karşılaşmakta, Yüce Allah’a isyana, hatta küfre varacak davranış ve sitemlere rastlamaktayız. Var olan imanı bile tehlikeye atacak, küfre düşürecek konuşmalar, keşkeler, pişmanlık ve isyanlar gırla gidiyor. Bu da aslında zayıf bir imana sahip olmanın bir göstergesi oluyor. Bütün bunlar insana ilerde( ahirette) derin bir hasret, pişmanlık ve azaba sebep olacak durumlardır ki, imanlı bir insanın bu gibi durumlardan kaçınması gerekir.   



            Yakınlarının ölümüyle karşılaşan ve “neden ölüm onu aldı? Sırası mıydı? Ölüm hiç yakışmıyordu!”gibi konuşmalarla isyana düşmek, imanlı insanın hali değildir. Mümin insan, hayatın olduğu kadar ölümün de Rabbi olan, Âlemlerin Rabbine sığınır, O’ndan dayanma gücü ister! Güzel bir sabırla sineye çeker ve ahirette de bu ameliyle nice güzel mükâfatlarla karşılaşır. Çünkü bu dünyada göstereceğin ve yaşayacağın her şeyin, ya sevabı ya da azabı vardır. Hakeza ahiret hayatımızda, sevdiklerimizle tekrar beraber olacağımızı da unutmayalım. Geçici ayrılıklara imanımız gereği katlanabilmeliyiz. Bu yüzden taziyelerde görülen taşkınlıklara bir son verilmesi, Resulün (s.a.s) tavsiyesiyle “sabr-ı cemil” gösterilmesi, isyana düşülmemesi gerekir. Şu ilahi buyruk bizi her an için uyanık tutacak bir bilinç veriyor: “Her nefis ölümü tadacaktır” Al-i İmran suresi- 185.



            Mademki insan ölmemeye güç yetiremiyor, ölüme hazırlanması aklın ve imanın bir gereği değil midir? Peki, insan neden ölüme hazırlanmakta bu denli gaflete düşüyor? Rabbimiz dünya ve ahiret hayatının gerçeğinden bizleri bu denli haberdar etmişken, pak Resulü  “bu dünyada bir garip yolcu gibi ol! Dünya hayatı ancak bir ağacın gölgesinde gölgelenilecek kadar kısa bir zamanla sınırlıdır” diye bizi uyarmışken, iman ettiğini iddia eden inananlar neden bu kadar günaha düşmektedirler?



Bir kez daha imanlarımızı yenilemenin, İlahi buyruklara göre yaşamanın mücadelesini vermenin zamanı değil midir? O zaman ölüm gelse ne olur? Sevgiliye (Allah) kavuşma anını hangi mümin erteler?  



            Hayatı ve ölümü yaratan Rabbimizin razı olacağı bir hayatı yaşayabilme dileğiyle…



 

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 3468 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Rümeysa Yazdı:
insanları ölüm de uyaramıyorsa nasıl uyanacaklar acaba? Resulümüzün dediği gibi acaba ölünce mi uyanacaklar?sağolun gerçekleri yazdığınız için
 
Yorumlar
malatyadan Yazdı:
ölümü tefekür adına çok güzel
 
Yorumlar
Şükran Taşdelen Yazdı:
sevgili Saliha, buraları bırakıp gitmen öyle bir boşluk bıraktı ki... seni özlüyoruz. ama sen Saraybosna'da belki daha gereklisindir de Rabbim bu yüzden oraya yol açtı. hakkında her şeyin hayırlara vesile olmasını gönlünle olmasını diliyorum. dualarım seninle .. Arada aklıma düştükçe bir tablo gibi mahzun duruşun ve kıvılcımlar saçan mahçup gözlerin geliyor.ve tabii bir derya misali kelimelerle oynayışın geliyor. bizi duygu yüklü yazılarından, Saraybosna'yı anlatan hasret dolu anlatımlarından mahrum bırakma. gözlerimiz yolda bekliyoruz inş. Tekrar buluşmak dileğiyle..
 
Yorumlar
saliha kubra yildiz Yazdı:
Degerli hocam, yazilarinizin o ulvi derinligine kapilmamak imkansiz gibi bir sey, cenabi hak hepinizden razi olsun.. sizleri buyuk bi ilgiyle takip ediyor, elinden dua etmekten baska bir sey gelmeyen bir aciz kul olarak hayirlarinizin kabulunu diliyorum cenabi haktan...
saraybosna dan saliha..