Haziran ayı sınav ayı oldu artık. Geçen yaz yine bir sınav ertesiydi. Ablam memleketten yanıma gelmişti. Uzun bir süredir birbirimizi görmemiş olmanın da etkisiyle birkaç gün, birbirimizle meşgul olup yaptıklarımızla, eski günlerimizin yâdıyla hemhal olduk. Neden sonra, ablam memlekette bir markette işe giren kızını araması gerektiğini hatırladı. O telefona sarılmışken ben mutfakta, öğleden sonra parkta yapacağımız çay keyfi için pasta hazırlığına giriştim. Bir yandan da kulağım yeğenimle konuşan ablamda idi. Önce bir iyi gülerek konuştuktan sonra ablamın sesi değişti. Dikkat kesildim. Anormal bir şeyler olmuştu! Elimdeki işi bırakıp ablamın yanına gittim. Ablam yüzünde derin bir keder ile ağlamaklı bir halde, sanki şoktaymış gibiydi. Düşündüğüm ve planladığım çay keyfi başlamadan bitmişti! Abla, ne oldu? diye sordum. Ablamın yüzündeki acı çeken ifade beni endişelendirmişti. Bir yandan da hala kızıyla konuşuyordu. ah yavrum, nasıl oldu böyle? ya, aman Allahım, biraz daha sabredemez miydi? Evde olsaydım annesine taziyeye beraber giderdik. Neyse dönünce gideriz. Artık kötü bir şeyler olduğunu anlamıştım. Fakat ablamın konuşmasını bitirmesini beklemek zorundaydım. Meraktan ve korkudan bir hal olmuştu bana da Nihayet ablam telefonu kapatıp bitkin, şaşkın ve hüzün dolu bir halde koltuğa çöktü. Yanına oturdum. Ellerini tuttum. abla, Nurşaha bir şey mi oldu? Söylesene ne oldu? diye ısrarla sormaya başladım. Gözlerinden yaşlar yuvarlanmaya başlamıştı. İyice korkmaya başlamıştım. Abla lütfen! Biraz kendini toparlayınca gencecik çocuk, intihar etmiş! dedi. Kim abla? Nurşahın sınıf arkadaşı Zerrin intihar etmiş! Bu gün arkadaşlarıyla annesine taziyeye gidecekler. Ben de orada olsaydım, giderdim. Hiç olmazsa biraz teselli verirdim. Gerçi nasıl teselli olur, onu da bilmiyorum ama Allah sabır ihsan etsin! neden intihar etmiş ki gencecik kız? Önemli bir sorunu mu vardı? intihar sebebini öğrenince, heba olup gitmiş bir ömrü düşünerek kahroldum! üniversite sınavını kazanamayacağını düşündüğü için Kazanamazsam, annemin babamın yüzüne bakamam! Diyormuş. Bunun stresine dayanamamış yavrucak O esnada çocuklarından beklentileri olan ana- babaları düşündüm. Bu sonuçtan biraz da onlar sorumlu değiller miydi? Hiç kuşkusuz. Lakin ileriyi düşünemeyen ve varsa yoksa üniversiteyi kazanmalarının zorunlu olduğunu düşünenler, başka alternatifler sunamayanlar bu çocukların hayatlarını mahvetmiş olmuyorlar mıydı? Önlerine gerçek bir hedef konulmayan, genel geçer ve popüler olan şeylerin beklentileriyle gençler şartlandırılıyorlardı. Yarış atı misali durmadan çalıştırılıyor, eğlenmeye, dinlenmeye bile fırsat tanınmadan kazanmaları isteniyordu. Dini eğitimden yoksun yetişen gençler, gerçek bir hayatın nasıl olması gerektiğinden bihaber, olası kötü sonuçlardan kurtulmak için yaşamlarına son vermeyi seçiyorlardı. Böyle bir acıyla karşılaşan ana- babalar acaba çocuklarının hayatta olmalarını mı, yoksa illa da üniversiteli olmalarını mı tercih ederlerdi? Gençler, ne hayatın ne ölümün hakikatinden habersiz bir şekilde şartlandırılıyorlardı. Hayat, sadece kariyer yapma ve sınavlarda başarılı olmaktan ibaret sanılıyordu. Hâlbuki gerçekler hiç de böyle değildi! Yanlış bir eğitim sistemi işte böyle sonuçlar veriyordu. Hayata hazırlayan değil, hayatı yarışa çeviren bir öğütücü sistem bu Eğitim sistemimizdeki bu çarpıklıkların derhal ortadan kaldırılması ve gençlerimizin kendilerine güveneceği alternatif bir sistem konulmalı. Yoksa her şeyi sınavlardan ibaret bilenler ve sabırla dayanamayan daha birçok gencin canı yanacaktır. Sınav sisteminin müsebbipleri, gencecik hayatların kararmasından hiç mi vicdan azabı duymamaktadırlar? Daha önce de böyle olayların olduğunu gazetelerden okumuştum. Fakat yeğenimin sınıf arkadaşı olması dolayısıyla Zerrinin intiharı beni daha çok etkilemişti! Sınavın üzerinden henüz bir hafta geçmişti. Sonuçları beklemeye bile dayanamamıştı. Kendine güveni o kadar azdı ki, sınav sonuçlarını bile beklemeye sabredememişti. Hiç olmazsa biraz sabır ve tevekkül eğitimi almış olsa idi böyle olur muydu diye düşünmeye başladım. Hayır, hiç zannetmiyorum! İslami bir eğitimden nasibini alsa idi bu gencecik kız, belki böylesi yanlışlara girmeyecekti! İntiharın ne denli büyük bir günah olduğunu, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu ve asıl yarışın Allaha kulluk etmede olduğunu bilse idi, sonuç ne kadar değişirdi değil mi? Bu önemli aynı zamanda hayati yönlendirme ve eğitimden çocuklarını mahrum bırakanlar, onların düşeceği yanlışlık ve hatalardan dolayı onlarla suç ortağı sayılırlar. Bu olayın üzüntüsü uzun bir süre sürdü. Aklıma her geldiğinde gençlikleri heba edilmiş, hakikat yolunu daha bulamadan sönen gençler için kahroluyordum. Fakat asıl üzüntüm daha sonra oldu. Bu her şeye tuz biber oldu! Korkunç bir acı ve hüzün dalgası içine düşmüşken, zavallı kızın ana ve babasının halinin nice olduğunu düşünerek daha bir üzülüyordum. Allahın onlara sabr-ı cemil ihsan etmesini diliyordum. Onları yakinen tanımıyordum bile! Fakat acılarını anlayabiliyordum. Onca emek ve sıkıntıyla çocuklarını okutup, umudunu bağla sonra da bir anda korkunç bir sonla noktalanan gencecik hayatlar!.. Dayanılması zor bir acı gerçekten Ablam evine dönmüş, kızıyla birlikte arkadaşının taziyesine gitmişlerdi. Yeğenim büyük bir şok geçirmişti. En iyi arkadaşı intihar ederek, onun da hayatını tepe taklak etmişti! Kendisini çok zor toparlamışken ikinci bir şok, benim için bile bu kadar zor iken, onlar için nasıldı acaba? Sınav sonuçları açıklanmıştı! Yeğenim ve intiharı seçen Zerrin aynı fakülteyi kazanmışlardı! Bu sonuca asla sevinemeyecekti Zerrin! Üniversite hayalleri gerçekleşmişti, fakat kendisi hayatta değildi artık! Sabırsızlığının ve tevekkülsüzlüğünün sonucu çok kötü olmuştu! Bu son bana ne kadar acı verdi bilemezsiniz! Kuvvetli bir iman ve sabır ile ne zorluklar aşılırdı hâlbuki Zerrin ve onun gibi gençlerimiz, her şeyi üniversite kazanmaya bağlamasaydı, hayatına yeni alternatifler koymayı başarabilseydi Bu kadar acı çekmeye ve çektirmeye ne gerek vardı? Ah gençlerimiz, nasıl da uzaktı hakikatlerden? Diye düşünüyordum. Her şey fakülte okumaktan ibaret midir? Hayatın daha yüce bir gayesi yok mudur? Sınav sonuçlarını beklemeye dayanamayacak kadar mı kendine güvenin yoktu? Hem kazanamazsan ne olacaktı sanki? Nicesi kazanamıyordu fakat ölümü seçmiyorlardı! Çünkü illa da üniversiteli olmak her şey değildi! Hem hayatını kazananların hepsi üniversite mezunu muydu? Onurlu, mutlu ve erdemli bir hayatın yolu illa da üniversiteden geçmiyordu. Lakin gençlerimiz bu hakikatlerden habersiz yaşıyorlar. Kimi de ölümü seçiyordu bu yüzden Hem hayatlarını mahvediyor, hem de ahirette de kaybedenlerden oluyorlardı. Gençler! Her şey üniversite değildir! Siz hayata sağlıklı bir şekilde hazırlanırsanız, zorluklar sizi yıldırmaz! Hayat Allaha kulluğun sunulması için bir imtihan yeri kılındı. Dünyadaki imtihanlar, asıl imtihan yeri olan ahiretteki hesabı hatırlatmak içindir aslında |