Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



HEVA VE HEVES MABEDİNİN KURBANLARI
HEVA VE HEVES MABEDİNİN KURBANLARI
 

Bazen çok merak ederim. Neden, insanların çoğunluğu, bir ve ortaksız olan
Allah'a inanmak istemezler diye. Sonuçta, inanmak insan fıtratında
kayıtlıdır. Ve insan doğru ilaha (Allah'a) inanmayınca, O'nun yerine nice
sahte ilahları, ilahçıkları koyabiliyordu. Tanrıtanımaz dediğimiz ateistler
bile, dinsizliği bir din olarak ilahlaştırmıyorlar mıydı?
Bu neden böyledir? Kanımca, insan bir ve tek kaynaktan gelen, doğru dinin
emrettiği sorumluluğu yüklenmekten kaçındığı için sahte ilahlar ediniyor.
Bu sahte ilahlar, insana bir sorumluluk yüklemiyor. Yüklese bile bu insanın
nefsine uygun oluyor. Ahlaki olanla teçhiz etmiyor, dahası insana, nefsine
göre yaşama imkânı tanıyor!
Tam da şu ayette Rabbimizin buyurduğu gibi:
Nefsini, heva ve hevesini ilah edineni gördün mü? Furkan- 43
Evet, insan hakiki, ilkeli, bir ve ortaksız olan Allah'a inanmak
istemiyor. Çünkü O'nun dinini çarpıtmaya, sulandırmaya imkân yok! Nefsinin
isteklerine göre yaşamak yok! Ahlaki özellikler, iman eden insan için
olmazsa olmazlardandır. En önemlisi de ferdi ve toplumsal birçok vazife ile
sorumluluk bilmeye davet ediyor insanı.
İnsan ise, doğasında bulunan kibir, tembellik ve cehaletten olsa gerek,
sahte ilahların, sahte gölgesinde yan gelip yatmak istiyor! Sorumluluk,
erdemlilik, ahlaki olmak yok!
Nefis dilediğince haram- helal ölçütü gözetmeden yiyecek, içecek. Birçok
hemcinsinin hakkını gasp edecek. Kimse de ses çıkarmayacak. Bu adaletsizlik
ve başıboşluğa sahte ilahlardan bile itiraz gelmeyecek! Meydanı boş bulan
insan da, dilediğince at koşturacak, vız gelip, tırıs gidecek!
İlkesiz, sorumsuz, ölçüsüz bir hayat! Tam da nefsinin kölesi olan insanın
istediği gibi..
Hırs ve tamahkârlığının esiri olan insanlar, toplumsal statü ve saygınlık
için, dayanılması zor istekler ile bayağı ve ahlak dışı tutkular içinde
oldukları için, Allah'a karşı umursamaz davranırlar! Yani inkâr ederler!
Hâlbuki bu inkârın, Allah'a hiçbir zararı olmadığı gibi, ancak insanın kendi
kendini aldatışını arttırır.
Bu aldanış içinde olan zavallı insanlar, eğer Allah'a inanmazlar ise, her
şey onlar için mübah olacaktır zannıyla, kendi keyfilikleri içinde,
istedikleri gibi hüküm- ferma edecekler. Güç yetirebildikleri hiç kimse de
onlara dur diyemeyecektir.
Nefsin önüne ilkeler, sorumluluklar, helal, haram sınırları konulmayınca,
ya da konulan bu ilkelere iman etmeyince gelebileceği nihai nokta, kendi
nefislerini ilahlaştırmak olmaktadır.
Ya, şimdi baksan ya, o kimseye ki, hevasını ilah edinmiş, Allah da onu bir
ilim üzere şaşırtmış, kulağını ve kalbini mühürleyip, gözüne de bir perde
çekmiştir. Artık onu Allah'tan sonra kim yola getirebilir? Hala da düşünmez
misiniz? Casiye- 23
Kendi arzu ve özlemlerini ilahlaştırıp Allah'ın dinine, ilkelerine,
kısacası hidayetine de zihnini, kalbini ve kulaklarını kapalı tutarlar.
Onlar böyle istedikleri için de Allah, onları zorla doğru yoluna
iletmeyecektir tabii...
Onlar için her şey bu dünya hayatıdır. Onlar hala, bu dünyadaki
hayatımızdan başka bir şey yok, derler. Casiye- 24. Ne sorumluluk, ne
merhamet, ne de iyilik duyguları yer eder kalplerinde! Varsa, yoksa
nefislerinin tatminidir. Bilmezler ki, kalpler ancak Allah'ın zikriyle
tatmin olur!.
Yararlı iş yapmakmış, adaletli olmakmış, hiç önemli olmadığı gibi
kendilerini bağlamaz sanırlar! İman etmeyi kibirlerine yediremezler. İman
etmek demek, sorumluluk demek, ahlak demek, kanun, yasa demek çünkü Ama
onlara göre tek kanun vardır. O da nefislerinin heva ve hevesleridir.
Allah (c.c) ise, böylesine gemi azıya almış, azgınlaşıp, saldırganlaşan
nefisleri tehdit ediyor:
Siz bu hesap gününün geleceğine aldırmadığınız gibi, Biz de bugün size
aldırmayacağız! Sonuçta varacağınız yer ateştir. Ve siz yardım edecek bir
kimse de bulamayacaksınız! Casiye- 34
İnsan, dünya hayatına saplanıp tek hayat olarak kabul edince, nefsinin
istek ve arzularına kaptırıyor kendini. Hâlbuki ahirete iman olunca, insanın
nefsini ıslah etmesi, kötülüklerden arındırması mümkün oluyor.
Her kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini hevasından arındırmışsa,
onun varacağı yer muhakkak Cennettir! Naziat- 40- 41
Sorumsuzca bir hayat ancak nefsi, saptırır ve aldanışlara sürükler.
Dünyanın geçiciliğini unutturur. Aynı zamanda dünyanın dena oluşunu da.
Yani değersizliğini
O kâfirler ki, oyunu ve eğlenceyi kendilerine din edindiler ve o dünya
hayatı kendilerini aldattı. Araf- 51
Dünyanın oyun ve eğlencesine kapılanlar, her ne kadar, dünyanın zevkinden,
süsünden faydalanıyor görünse de, asıl hayat olan ahirette ise ebedi
kaybedenlerden oluyorlar.
Heva ve hevesinin ardına takılanları, dünya hayatı ayartıyor. Dünyevi
hırslara esir olduklarından, Allah'ın mesajını ( Kur'an'ı) göz ardı
ediyorlar!
Hakikati inkâr edenlere şöyle denilecek: mesajlarımız size iletilmedi mi?
Aslında iletildi, ama siz küstahça büyüklük tasladınız ve günaha saplanmış
bir kavim oldunuz! Casiye- 31
Demek ki, nefsin her istediğini ona vermek, insanın hayrına değildir.
Aksine nefsi terbiye ve tedip etmek, nefsin nihai anlamda kazanmasına
vesiledir.
Ey müminler! Artık nefsinizin yularını, imanınızın eline verdiniz değil
mi?



 




 

 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 102 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: