| HİCRET- 1. BÖLÜM |
Hicret kavramının Türkçe karşılığı “göç etmektir” böyle olmakla beraber çok daha geniş bir mana ifade ettiği bilinmektedir. Zira açık manasıyla göç; herhangi bir nedenle bir mekândan başka mekâna yerleşmek maksadıyla gitmek/ ayrılmaktır. Fakat İslami açıdan hicret “hiçbir zaman basit bir göç” olayı değildir. Hicret tevhid mücadelesinin iki önemli safhası arasındaki geçit yeridir. İki ucu birbirine bağlayan köprüdür, sırattır. Hicret “Allah için Allah’a kaçıştır”(1)
İslam tarihinde bilindiği üzere Müslümanların Mekke’de müşriklerin baskı ve işkencelerinden bunalıp şehri terk etmek anlamına geliyorsa da, “hicret” hakikatte işkence ve eziyetten dolayı kaçmak değil, aksine “zafer ve kurtuluş gelinceye kadar, çileyi değiştirmektir”(2)… “Zahire göre vatanı terk etmek ve yitirme şeklinde olsa da, işin hakikatinde vatanın korunması ve garanti altına alınması demektir”(3) “Allah(c.c) akide ve dini kutsiyeti her şeyden üstün kılmıştır. Akide ve dinin prensipleri yok olma tehlikesiyle karşılaşınca, malın, mevkinin, yerin ve yurdun hiçbir kıymeti kalmaz. Bunun için Allah Teala kullarına akide ve İslam uğrunda- gerektiği zaman- bütün bunları feda etmelerini farz kılmıştır.”(4) Kısacası Hicret, güçlenip geri dönmek üzere Allah’ın dinini ikame etmek için geçici/ belirli bir süre vatanı terk etmektir. Bazen gayri Müslimlerin çoğunlukta olduğu yerlerden hicret etmek gerektiği gibi, Müslüman nüfusun çoğunluğu teşkil ettiği topraklardan da hicret etmek gerekebilir. Ramazan El Buti, bunun hükmünü şöyle açıklamaktadır; “Dar-ı İslam’dan hicretin hükmü farz, caiz ve haramlık arasında değişiklik arzeder. Bir müslümanın yaşadığı yer, namaz, oruç, ezan, Hacc gibi vesair İslamiyeyi yerine getirmeye imkân vermiyorsa, oradan hicret etmesi farz olur. Bir müslümanın yaşadığı ülkede kendisini sıkıntıya sokan bir bela başına gelirse o vakit bir başka İslam ülkesine hicret etmesi caiz olur. Yine bir müslümanın ülkesini terk etmesi, İslami farzlardan birinin ihmalini gerektiriyor ve o farzı yerine getirecek bir başkası da bulunmuyorsa, o zaman hicret haram olur.”(5) Sanırım bu son şıkka Filistin örneği verilebilir. Malum olduğu üzere bugün Filistin halkı, Siyonizm’in zulmü altında inlemekle beraber büyük bir direniş ve kahramanlık örneği de sergilemektedir. Şayet Filistin halkının bir kısmı zulümden kurtulmak için hicret ederse, hem direniş zayıflamış olacak, hem de Yahudiler gelip onların boşalttığı yerleri de işgal edip yerleşeceklerdir. Aynı zamanda böyle bir göçün savaşa hazırlanmak için değil, sırf cihattan kaçmış gibi olacaktır. Demek ki her zaman her yerden hicret etmek caiz değildir. Filistin örneği başka coğrafyalarda, değişik şekillerde tezahür edebilir. O halde zamana, mekâna ve koşullara göre İslam’ın öngördüğü şekilde hicret yapılır. Dr. Ali Şeriati hicreti 5 kısma ayırmaktadır. 1-Sorumlu hicret: Yani (çevresinden hicret edip, muzaffer bir şekilde tekrar o fesat çevresine dönmek için yapılan hicret. Hz. Peygamber’in hicreti misali) 2- Özgür sorumlu olmayan hicret: Bazen siyasi çevrenin şartları, sosyal, geleneksel şartlar, kitlenin fikirleri öyle bir şekildedir ki, muzaffer ve güçlü bir şekilde geri dönme ihtimali yoktur. (Buna örnek olarak Ashab-ı Kehf’in toplumlarından ayrılıp mağaraya çekilmesi verilebilir.) 3- İlmi hicret: (ilim tedrisatı için yapılan hicret) 4- İktisadi hicret: (ticaret ve mal kazanmak için yapılan hicret) 5- Ruhi ve insani hicret: ( son şıkkın üzerinde daha sonra yeterince duracağım.) Doğrusu Ali Şeriati’nin 4. şıkta verdiği iktisadi hicret, İslam’ın öngördüğü hicret şekliyle bağdaştırmak güç görünüyor.(Kur’ana göre hicreti verince bu daha iyi anlaşılacaktır.) KUR’ANA GÖRE HİCRET “Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki; “nerde idiniz? Onlar, “Biz yeryüzünde zayıf bırakılmışlar(mustazaflar) idik.”derler. Melekler de “hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi? Derler. İşte onların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü yataktır o!” Nisa suresi–97 “Mustazaf olmak zulme, şerefsizliğe ve baskıya razı olmayı gerektirmez. Savaşım gücü yoksa bile, en azından hicret etmek vardır. Burada güç yetirmeyenler artık sorumlu tutulmazlar.” ( 6) “ Ancak erkeklerden kadınlardan ve çocuklardan mustazaflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka…”Nisa suresi- 98 Bir kere Kur’an-ı Kerim, hicret kavramını öncelikle “Allah yolunda” olmasıyla sınırlandırmaktadır. İslam’a göre geçerli hicret budur. Bol mal elde etmek veya zorluklardan kurtulmak yahut zevk ve şehvetlere ulaşmak ya da hayatın herhangi bir nimetine kavuşmak için hicret etmek, İslam nazarında geçersizdir.”(7) Bu sebepten dolayı Ali Şeriati’nin 4. şıkta verdiği “iktisadi hicret”in İslami hicretle bağdaştırmak güç olduğunu belirtmiştik. Belki buna “göç” yahut rızık aramak desek daha yerinde olur diye düşünüyorum. Hicret kavramı, Kur’an-ı Kerim’de birkaç yerde hemen “iman”dan sonra ve “cihat”tan önce gelmektedir. Böylelikle hicretin ne kadar önemli olduğu vurgulanmak istenmektedir. “…Sizin (iman edenler) kiminiz kiminizdendir. İşte hicret edenlerin yurtlarından sürülüp- çıkarılanların ve yolunda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım!” Al-i İmran suresi–195 “Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler; işte onlar Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” Bakara suresi–218 “Binaenaleyh, bir “amenu”grubu teşkil edilmesi gerekir. Sonra bunların “haceru” grubunu teşkil etmesi gerekir. Daha sonra da “haceru”(hicret edin) emrini yerine getirmeleri gerekir. Ta ki, kendilerini hür bir çevrede “cahedu” aşamasına ulaştırabilsinler.”(8) Genellikle yeni bir din yahut düşünce veya ideoloji bir coğrafyada ortaya çıktığı zaman o coğrafyanın egemen güçleri yeni filizlenen oluşumu sindirip boğmaya çalışır. Zira yeni çıkan fikirler, ekseriya hâkim güçlerin ideolojisiyle çatışmaktadır. Bu sebepten yeni ortaya çıkan din yahut ideoloji serpilip neşv-ü nema bulmak için kendilerini rahat ifade edebilecek, baskı ve sindirmenin olmadığı ortamlara/coğrafyalara hicret etmek zorunda kalırlar. Kur’an’da kıssaları geçen Peygamberlerden Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Lut, Hz. Musa ve Hz. Muhammed’in bu şekilde hicret ettikleri görülür. “Muhacir ya Tevhid tebliğini tamamlamak için hicret eder ya da Tevhid’in tebliğini tamamlanma imkânı olmadığını görür ve imanını kaybetmemek için hicret etme yolunu seçer. Bunlardan birinciye örnek Hz. Resulün hicretidir. İkinci örnek ise Ashab-ı Kehf’in hicretidir.” (9). Devamı gelecek sayıda… Dipnotlar: 1- Mekke Resullerin yolu sh. 219(Ali Ünal) 2-Fıkh’üssiyre. sh. 135( Ramazan El Buti) 3- “ sh. 193(Ramazan El Buti) 4- “ sh. 193( “ ) 5- “ sh. 136 ( Ramazan El Buti) 6- Medeniyet tarihi c.1 (Ali Şeriati) 7- Fizilalil Kur’an c.3 sh. 53 (S. Kutup) 8- Medeniyet Tarihi c.1 sh.68 (Ali Şeriati) 9- Mekke Resullerin Yolu sh. 225 ( Ali Ünal) |
| Ayşe Çetindağ |
| Bu yazı 220 kez okundu. |
| Yorumlar |
| nuray Yazdı: degerli kardeşim ali şeriatinin kısımlara ayırdıgı hicret şekilleri bilgilendirmek amaçlıdır,4 şıkta böyledir,eleştirirken biraz daha insaflı olun ve kimi eleştirdiginizi iyi düşünün. |

Tefekkür Dergisi