| HİCRET=KAVUŞMAK İÇİN TERK ET! |
| Hicretin sözlük anlamı, bir yerden bir yere göç etmek yoluyla ayrılmak demektir. Bu ayrılma, beden ile olabileceği gibi dil ile veya kalp ile de olabilir.
Ankebut-26’da, kalbi Allah’ın dışındaki şeylerden arındırıp, yine O’na yönelmek anlamında kullanılıyor ki, bu Allah’a hicret, Allah’a yönelme ibadetidir. İslam tarihinde hicret ise, Hz.Peygamber ve ashabının İslam Devletini kurmak üzere Mekke’den, Medine’ye göç etmeleridir. Peygamber Efendimizin hayatında en önemli olay şüphesiz “hicrettir. Bu olay İslami tebliğde bir dönüm noktası olmuş, Müslümanlar Allah’ın düzenini, ilkelerini, dinini zirveye taşımışlardır. Hicret, imanın, Allah’a ve Resulüne bağlılığın, Allah yolunda fedakârlık yapmanın, dünyalıklardan vazgeçmenin ve yalnız Allah rızasını seçmenin ispatıdır. Küfre ve onun azgın temsilcilerinin hükümlerine boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze almanın ifadesidir. Dolayısıyla Peygamberlerin hemen hemen tümünün hayatında hicret ettiklerine şahid oluyoruz. Mesela Hz. İbrahim, tevhit mücadelesinde Nemrut’un zorbalığına boyun eğmemiş, işkencelerden, imtihanlardan geçmesine rağmen yolundan dönmemiştir. Kavminin iman etmesine imkân ve ihtimal kalmadığını anlayınca, sapıklık ve küfür diyarından ayrılarak, yalnızca Allah’a kulluk edebileceği ve Allah’ın dinini tebliğ edebileceği yere hicret etmiştir. Hatta bir süre sonra bu hicretin bir parçası olarak hanımı Hacer ile İsmail’i kupkuru bir çöle bırakıp gitmişti. Yine Hz. Musa, eğitilmek için Mısır’dan Filistin’e, Hz. Şuayb(a.s)’mın yanına hicret etmiştir. İkinci hicreti ise, bu eğitim sonrasında tekrar Mısır’a hicretidir. Daha sonraki safhada İsrailoğullarını da alarak Mısır’dan çıkışı(hicret) dır. Biliyoruz ki batıl ve küfür düzenleri, asla inananlara merhamet etmez, onlara hayat hakkı tanımak istemezler. Gerekirse zulmün tüm çarklarını Müslümanların aleyhine çalıştırırlar ki “Hakk’ın” mesajı yayılmasın! Çünkü küfür bilir ki Allah’ın dini geldiğinde kendi batıl düzenleri zail olacak, menfaatleri ortadan kalkacak, zulüm düzenleri başlarına yıkılacak, ilahlık taslamaları mümkün olmayacak, insanları köleleştirip sömüremeyecekler. Bu yüzden Hakk’ın hâkim olmasından korkarlar. Dünyada inananlara yapılan tüm zulümlerin asıl nedeni işte budur! Kur’an-ı Kerim, böyle zulüm devrelerinden bir devrede “Rablerine inanan gençlerden” bahseder. Yani Ashab-ı Kehf’den. Ashab-ı Kehf’in kavimleri, Allah’tan başka tanrılara taptıkları için, onlar Hakk’ı yaşayabilmek için kavimlerinden uzaklaşıp bir mağaraya sığınmışlardı. Kur’an şöyle bahseder onlardan: “Allah onların hidayetlerini arttırmıştı.”Şunlar, Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka tanrılar edindiler. Bunların üzerine bari açık delil getirseydiler ya! Artık yalan yere Allah’a karşı iftira edenlerden daha zalim kimdir? Dediklerinde onların kalplerini(sabır ve sebat ile) Hakla bağlamıştık. Birbirlerine şöyle demişlerdi: mademki siz onlardan ve Allah’tan başka tapmış olduklarından ayrıldınız, o halde mağaraya (çekilip) sığının k; Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin, işinizden de size fayda sağlasın.” Kehf–14, 15, 16) Böylece bu imanlı gençler, zalim ve kâfir bir toplum içinde dinlerini yaşamamaktansa, mağaraya çekilip orada Hakk’ı yaşamayı seçmişlerdi. Çünkü sayıları çok azdı. Bir avuçtular, mevcut düzene karşı koyamıyorlardı. Ama inançlarını da ne olursa olsun yaşamaları da farzdı! Ve onlar hem maddi, hem de manevi hicreti yapmışlardı. Allah Teala da onlara hem yardım ve genişlik göstermiş hem de, onları daha sonra gelecek insanlara birer ayet olarak 300 yıl uyutmuştu. Ve işte İslam’ın ilk yılları! Mekke’de Müslümanlara, özellikle koruyucusu olmayan, arkası olmayan zayıf, kimsesiz ve köle Müslümanlara birçok işkence yapılıyor, Müslümanlar ağır bir eziyet altında imanlarını yaşamaya çalışıyorlardı. Dinden vazgeçmeleri için yapılan bu işkenceler, sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için reva görülüyordu. İşte bu zorluk anlarında Allah Teala(c.c),Habeşistan’a göç, hicret etmelerine izin verdi. Resulullah da iyi niyetli hükümdarın ülkesine gitmelerini Müslümanlara tavsiye etti. İki kez Habeşistan’a hicret edildi. Müslümanlar nispeten iyi bir müsamaha ve hürriyet ortamı buldular. Resulullah’a Medine’ye hicret için daha sonra izin verildi. Hz.Ebubekir sabırsızlanıyordu hicret için. Fakat Resulullah onu durduruyordu. Taa ki emir gelene kadar. 1426 yıl geçti hicretin, ulu peygamber’in hicreti üzerinden. O kutlu Peygamber, hicretin sonunda Medine’sine kavuşmuştu mü’minlerle beraber! Bizim dinimiz, yeni Medine’ler kurma gücüne her zaman sahiptir. Yeter ki Medine’leri özleyen muhacirleri olsun! Çünkü mü’minler için hicret hayattır, “mü’min de müebbet muhacirdir” diyor ya İslamoğlu. Hicretin varsa çarelerin tükenmez! “Ey! İnanmış kullarım! Muhakkak benim mülküm olan yeryüzü çok geniştir. O halde yalnız bana ibadet edin!” Ankebut–56.ayet Bu ayet Allah’ın, inanan kullarına dinlerini açıkça yaşayamadıkları bir yerden, onu kolayca yaşayabilecekleri başka bir yere hicret etmeleri için bir emirdir. Resulullah’ın “Memleketler Allah’ın memleketleridir. Kullar da Allah’ın kullarıdır. Nerede hayır bulursan orada yerleş.” diye buyuruyor. Yani mü’minlerin dinlerini yaşayabilmeleri için coğrafya veya doğdukları yerler birer put değildir! Doğduğu yerde dinini yaşaman mümkün değilse, hicret edeceğin yer senin yurdundur, memleketindir, toprağındır. Müslümanın bu tür takıntılardan kurtulması gerekir. Arz bütün insanları içine alacak kadar geniştir. O halde Müslüman kendi memleketinde dinini bütünüyle yaşayamıyor, bu konuda zorluklarla karşı karşıya kalıyor, Allah’tan başkasına kulluk yapmaya zorlanıyorsa orası, müslümanın yaşayacağı yer değildir. Ya orasını bir Müslüman yurdu yapacak şekilde gayret gösterip, mücadele edecek, ya da bu elinden gelmiyor, ya da tüm yolları deniyor da olmuyorsa hicret etmelidir! Dinini serbestçe yaşayacağı yeri arayıp bulmalıdır. “Kendilerine zulmedildikten sonra, Allah yolunda hicret edenleri dünyada iyi bir şekilde yerleştireceğiz. Elbette ahiretteki ecirleri ise daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.”Nahl–41.ayet Rabbimizin lütufları mü’minler içindir. Buradan anlıyoruz ki kur’anda birçok ayette hicretten, hicretin gereğinden, hicret edenler veya etmeyenlerden sıkça söz edilir. “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak birçok yerler bulur, genişlik de bulur. Kim evinden Allah ve Resulüne muhacir olarak çıkıp da sonra yolda ölürse onun mükâfatı Allah’a aittir.”Nisa–100.ayet “Öz nefislerinin zalimleri olarak canlarını alacağı kimselere Melekler derler ki; Ne işte idiniz? Onlar; biz yeryüzünde dinin emirlerini uygulamaktan aciz kimseler idik, derler. Melekler de; Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de oradan hicret etseydiniz ya! Derler. İşte onlar böyle. Onların barınakları cehennemdir. O ne kötü yerdir. Erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan zayıf ve acz içinde bırakılıp da hiçbir çareye gücü yetmeyen ve hicret için bir yol bulamayanlar müstesna!” Nisa–97.ayet Hicretin ne denli önemli olduğunu, Peygamberlerin sünneti olduğunu ve mü’minler için zaman zaman farz olan bir ibadet olduğunu anlıyoruz. Hicret, imkânların tükendiği yerden imkânların üretilebileceği yere taşınmaktır. Hicret “bittim ya Rab! Diye dua edenlere,” yettim kulum”diye gelen icabettir”diyor İslamoğlu. Buraya kadar anlatılanlar maddi yani bedeni hicret babından idi. Hicretin bir de manevi boyutu vardır ki bu da insanın, kendi içinde, ruhunda yapacağı inkılâptır, değişimdir. Yani nedir? O güne kadar günah içindeyse, “günahtan sevaba, cehalet içindeyse cehaletten ilme, şirkten Tevhide, şehvetten muhabbete, bilinçaltından bilinç üstüne, benlikten ruha, kısacası küfürden imana hicrettir “diyor İslamoğlu . Yine diyor ki aynı kişi; hicret kaçış ve sığınaktır. Şeytandan Rahman’a sığınmaktır. Kahırdan lütfe, gazaptan rahmete, şirkten Tevhide sığınmaktır. Vahyin gereğini yaşayabilmek ve yaşatabilmek için hicret; elde etmek için feda etmek, sahip olmak için kurban etmek, bulmak için yitmek, almak için vermek, kalkmak için yola düşmek, girmek için çıkmak, kalmak için gitmek, kavuşmak için terk etmektir! Hicret medeniyettir. Çok yönlü bir ibadettir. Hayatın kendisi hicrettir. “İlahi yardım ne zaman”diye göğün kapılarını sarsmak, açılması için Gayur’u gayrete getirecek bir çaba ve hizmet ortaya koymaktır. En tepeye çıkmadan Allah’ın yardımının gelmeyeceğinin, Allah’ın sünneti olduğunu bilmektir hicret! Böylece hem maddi, hem de manevi hicretimizi yaşayacağız. İşte o zaman Allah’ın yardımı bize ulaşacak, Medine’mize ulaşacağız! Zaten Medine’ler önce kalplerde kurulmadı mı? Kalplerde kurulduktan sonra herhangi bir coğrafyada kurulması daha kolaydır! Medine’lerle sonuçlanacak hayırlı hicretler nasip olsun hepimize! Sözlerin sonu Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd-ü senadır! |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 330 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Abdullah Yazdı: hayatımızın her alanında hakka yürümeyi ve hicret etmeyi nasip etsin Rabbimiz. |
Tefekkür Dergisi