| HİCRETİN KENDİMCESİ |
Sivas’ın Şarkışla ilçesi, Faraşderesi Köyüne tayinim çıkmıştı. Medine’m yokken bana Medine olmuştu orası. Yanımda dost ensarlarım yoktu belki. Yalnızdım. Ama Rabbimin her an benimle olduğunu, dualarımı, yakarışlarımı, yardım taleplerimi duyduğunu biliyordum. Yüreğimin en derinliklerinde O’na olan yönelişlerime cevap verdiğini hissediyordum.
İnanılması zor bir mucize olmuştu sanki! Tüm yolların kapandığı, nefes bile almakta zorlandığım anda, kapana kısılmışlıktan kurtulmuştum! İşte bir umut kapısı, bir gözaydınlığı! Rabbim kendine yönelenleri asla yalnız bırakmamıştır, bırakmayacaktır da… Aynı dönemde tayinlerimiz çıkan arkadaşlarımla telefonla görüşüyordum. İstisnasız hepsi, başa çıkılmaz sorunlarla boğuşuyorlardı. Yanlarında anne ve babaları olduğu halde “köy öğretmenliği” yapmakta çok zorlanıyorlardı. Sürekli ortaya çıkan sorunlardan muzdariptiler. Fakat aynı şeyi kendim için söyleyemezdim. Çünkü ben, sanki Rabbimin “ol” emrine binaen, cennet gibi bir köye gitmiştim! Çevre köylerin tümü “Alevi köyü” olarak anılıyordu. Faraşderesi ise bu köylerin ortasında tek “Sünni” köydü. Köy halkı büyük bir merak ve heyecanla öğretmenlerini ve cami hocalarını bekliyorlardı. Oraya ilk gittiğim gün, beni caminin “Kur’an kursu hocası” sanmışlardı. Okul öğretmenlerinden olduğumu söylediğimde, hem şaşırmış hem de bir başka sevinmişlerdi. Bunda yanılmıyorlardı. Ben de onlardan biriydim tabii. Müslüman ve başörtülü olmam ise onlar için ayrı bir sevinçti sanki. Ortak noktalarımız fazlaydı. Onlarla gülüyor, onlarla seviniyordum. İbadetlerime olan bağlılığım, imanlı oluşum ve sürekli imana dair nasihat ve irşatlarım, onlar tarafından takdir topluyordu. Bana gündelik hayatımda, inanılmaz kolaylıklar sağlıyorlardı. Yardımcı olmaları için kızlarını, çocuklarını gönderiyorlardı. Onlara minnettardım ve mahçup oluyordum, ama onlar hiç yüksünmeden yardımlarını esirgemiyorlardı. Okulumuz “normal” eğitim verdiği için, öğlen yemeklerine her gün bir ev, beni davet ediyordu. Evlerini, sofralarını açıyorlardı. Paylaşmak ve tanımak onların en dikkat çeken özellikleri idi. Biliyordum, benim başörtülü bir öğretmen oluşuma hem şaşırıp hem de bir yandan seviniyorlardı. Bir yandan da acayip şekilde hakkımdaki her şeyi merak ediyorlardı. Ben de onların bu yöndeki meraklarını makul ölçüde gideriyor, onlarla en güzel anılarımı, sevinçlerimi, sorun ve beklentilerimi paylaşmaktan çekinmiyordum. Onları oldukları gibi kabullenmiştim. Fakat gereken yerde onların, yanlış ve kötü olan davranışlarını yumuşaklıkla düzeltmeye çalışıyordum. Onları incitmeden, hayırlarını istediğimi belli ederek yaptığımdan, yaptığım ikazlara tepki vermek şöyle dursun, baş göz Rabbim, bana çok özel bir yer bağışlamıştı sanki! Her şeyi sorunsuz bir şekilde hallediyor, darda bırakmıyordu! Her şeyin bu kadar yolunda gidiyor olması beni hayrette bırakıyordu. Bana düşen ise şüphesiz, sonsuz bir iman ve itminan ile dua edip şükretmekti! Namazlarımı huşu içinde kılıyor, başımı secdeden kaldırmamak geliyordu içimden! Yaşadıklarım imanımı daha bir kuvvetlendiriyor, Rabbime olan güvenim şeksiz, şüphesiz büyüyor büyüyordu. Kendime olan güvenim de buna paralel olarak artıyordu. Kendimde her tür zorluğa dayanacak gücü buluyor, direncim Allah’ın izniyle artıyordu. Rabbim için her türlü zorluğa, mahrumiyete katlanmaya hazırdım. Asla O’na olan imanımı sulandırmayacak ve zayıflatmayacaktım! Emirlerini baş göz üstüne kabul etmiş amel etmeye özen gösteriyordum. Kimse yokken yanımda O vardı. Beni koruyordu. Ummadığım bir felaha eriştirmişti beni. Kendi ayaklarım üzerinde duruyor, dünyaya meydan okuma cesaretine kavuşmuştum. Biliyordum ki, O’nun yolunda olduğum ve ihlâsımı koruduğum sürece bana özel muamelede bulunacaktı Rabbim. Rabbim razı olsun da, gerisi laf-ı güzaftı. Değil mi ki, kulluk için dünyadaydık. Ve dönüşümüz O’nadır. O halde, bana lütfedilen hayatı O’nun rızasına uygun yaşayacaktım. |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 199 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Şeyda Hekimoğlu Yazdı: Sivas ve Faraşderesi benim ikinci vatanım. Bunca aradan sonra bile beni tanımış olmanız çok şaşırttı. ama mutlu da oldum doğrusu unutulmamış olmak çok güzel!Faraşderesi köyünde yaşadıklarım ve köylümün beni kardeşçe hatta adeta çocukları gibi bağırlarına basmış olmalarını hiç bir zaman unutmayacağım. onlara minnet borçluyum. bir gün Allah nasip ederse Faraşderesini görmeye geleceğim inş.7. ayda olur mu bilemem. Ama bu güzel davetiniz için candan teşekkürlerimi sunuyorum.tüm faraşdereli'lere Genç Tefekkür dergisinden selamlarımı gönderiyorum. Allah'a emanet olun. |
| Yorumlar |
| Abdullah ercin Yazdı: S.A ben doğma büyüme istanbul aslen sivas şarkışla faraşderesindenim . sizin yakın komsunuz rufai ercinin torunuyum. köyümümz hakkaında yok güzel makaleler yazmışsınız teşekkür ederiz.kçyümüz gerçektende bahsettiğiniz kadar güzel. şükram hocam sizi 7. ayda köyümüze bekliyoruz.Buyrun yine misafirimiz olun.Köyümüz hakkında yazdığınız yazılar icin tesekkür ederiz. |

Tefekkür Dergisi