Navigation


Tarih: 31 Temmuz 2014 Perşembe



İHSAN SÜREYYA SIRMA İLE MÜSLÜMANCA YAŞAMAK ÜZERİNE
İHSAN SÜREYYA SIRMA İLE MÜSLÜMANCA YAŞAMAK ÜZERİNE
 
Söyleşi





G. Tefekkür: -İhsan Süreyya SIRMA kimdir? Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ?

İ. Süreyya SIRMA: Ben bu gibi röportajlarda bu tip bir soru ile karşılaşınca doğrusu rahatsız oluyorum ve ben kendi kendimi tanıtmıyorum. İşte, Allahın bir kuluyum, Allah lütfetmiş bir şeyler öğrenmişiz, hocalık yapıyoruz. Doğrusu zoruma gidiyor kendimi tanıtmak.



G. TEFEKKÜR: -Bize Müslümanca bir yaşamı tanımlayabilir misiniz?

İ. SÜREYYA SIRMA: Şimdi günümüzde Müslümanın her halde üç tane problemi var. Birincisi İslamı bilmemek. Yani ortada kendilerine Müslüman diyen bir buçuk milyar insan var. Çoğu bölgeleri gezdim, Kur’an ve sünnete bağımlı olan İslam ayrı bir şey, biz Müslümanların yaşadığı ve bildiği İslam ayrı bir şey. Dolayısı ile biz Müslümanların Allah’a hesap verebilmeleri için her şeyden önce bu dinin gerçek yüzünü öğrenmeleri lazım. Kur’an’ı iyi bilip peygamber efendimizin sünnetiyle yaşamaları lazım. Müslümanlar bundan yoksun. Müslümanlar ne Kur’an’ı biliyor, ne peygamberi biliyorlar, ne de İslamı biliyorlar. Babadan- anneden duydukları bir şeylerle yaşayıp gidiyorlar. Yani anlayacağımız yaşanan, folklorik bir İslam, hele de günümüzde. Müslümanların çoğu İslam dünyasında seküler oldular, yani dünyevi oldular ve din ikinci plana atıldı. Daha önce de yazdım ve konuştum. Müslümanlar arasında bir söz; hadis diye kafalarına konuldu bu söz. Öyle ki bu söz Müslümanları uyuşturdu. Bu sözü bilip unutmamaları insanların işine geldi. Çünkü bu söz onları dünyaya bağlamak içindi. Hadis diye söylenen söz şudur: “hiç ölmeyecekmişsin gibi dünyada çalış, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış.” Müslümanlar ahireti zaten unutmuş, gece- gündüz dünya için çalışıyor. Böyle bir hadis yok bir defa hadis literatüründe. İkincisi; böyle bir cümle kurmak sünnetin ruhuna aykırıdır. Bir defa Kur’an ve peygamber efendimizin sünneti ve sonrasında hulefaii raşidinin tüm konuşmalarına bakın. Dünyayı hiç önemsemezler, önemli olan ahrettir, “ahiret için çalışın” derler.



G.TEFEKKÜR: -Yani bir yönlendirme mi var diyorsunuz?

İ. SÜREYYA SIRMA : -Evet, yani yönlendirme var. Bu yüzden doğru bir İslamı öğrenmek, doğru bir İslamı öğrendikten sonra bunu yaşamak gerekiyor. Bilhassa peygamber efendimiz aleyhisselatı vesselamın hayatını çok iyi bilmemiz lazım. Çünkü bize İslamı yaşamamız için örnek odur. Çünkü bize İslamı öğreten odur. Tabii en başta Kur’an’ı iyi öğreneceğiz ve Kur’an -sünnet ışığında hayatımızı yaşayacağız. Biz hayatımızı İslamca yaşarsak -hep söylediğim gibi- insanlar bize bakıp gıpta edecek ve müslüman olacaklar. Ama bugünkü Müslümanlara bakan bir gayri-müslim neden müslüman olsun ki? Hangi tarafımıza gıpta etsin ki! O bakımdan diyorum, bizim problemimiz müslümanca yaşamamak.



G.TEFEKKÜR: -Bir de yaşamaya çalışırken karşımıza çıkan zorluklar var. Bu zorluklar karşısında nasıl bir direnç olacak?

İ. SÜREYYA SIRMA: Bence fazla zorluk yok, eğer biz iman etmişsek. Kur’an’ı Kerim’de Allahu Teâlâ diyor ki; “Kim Allah’a ittika ederse yani emrettiği gibi yaşarsa, Allah onlara çıkış yolları gösterir.” Bu ayeti- kerime biz müslümanca yaşarsak devreye girer. Allahu Teâlâ bizim önümüzdeki tüm engelleri kaldırır ve önümüze güzel yollar açar. Bütün problem budur işte.





G.TEFEKKÜR: Hocam Türkiye’de çok farklı cemaatler var. Doğal olarak da bir konu hakkında farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. İşte diyelim ki; şu an gündemimizde olan başörtüsü ile ilgili olarak, biri kızını başörtülü gönderiyor okula. Yine müslüman bir başka grup bu davranışa “provakatif yaklaşımdır” diyor. “Birileri tarafından yönlendirilmiştir” diyor. Buna benzer söylem tarzları var. Belki de buradaki kişiler tüm samimiyetleriyle bir yaşam tarzı geliştirmeye çalışıyor, bilemiyoruz. Peki, bu farklılıklar neden ortaya çıkıyor hocam?

İ. SÜREYYA SIRMA :-Şimdi, benim kanaatime göre sekülerleşmekten kaynaklanıyor. Dini, dünyamızla tarif etmeye çalışıyoruz. Hâlbuki dünyamızı dinle tarif etmemiz lazım. Yani üniversiteye gidip başörtüsü takınca atılacak mı? O kadar önemli değil. Ama namazı kılmayacaksa çok önemlidir. Bir kız çocuğu başını çok güzel örtüyorsa ve üniversiteye gidiyorsa, ama namaz kılmıyorsa o büyük bir cinayet işliyor demektir. Dolayısıyla laf dönüp dolaşıp aynı yere geliyor; bir defa aileler İslamı bilmiyorlar.



G.TEFEKKÜR: Yani hocam şöyle bir şey mi var acaba? Biz hep İslamı öğrendik diye, atadan- babadan öğrendiklerimizle Kur’an ve sünnete yönelmeden yeni bir şeyler mi oluşturmuş oluyoruz?

İ.SÜREYYA SIRMA: -Biraz öyle. Biz yani herkes kendine göre bir Müslümanlık; yani Kürt Müslümanlığı, Türk Müslümanlığı, acem Müslümanlığı diye laflar duyuyoruz. Yani böyle şey olur mu? İşte bu cehaletten kaynaklanıyor, bu şekilde konuşanlar eğer Kur’an’a ve sünnete dönerlerse bakacaklar ki öyle bir şey yok.



G.TEFEKKÜR: Hocam ben bununla ilgili somut bir örnek vermek istiyorum. Halk arasında yaygın olan bir şey ve sık sık duyuyoruz: Balıklı göldeki balıkların çalı çırpı gibi şeylerden olduğu söyleniyor. Ama biliyoruz ki böyle bir şey yok. Sonuçta Enbiya süresine baktığımız zaman, Cenab-ı Allah Hz. İbrahim için ateşe “serin ve selamet ol” diyor ve olayı bu şekilde anlamamız gerektiğini, odunun veya çalı çırpının balığa dönmediğini ifade ediyoruz. Ama bu aktarımların sürekli devam ettiğini görüyoruz.

İ.SÜREYYA SIRMA: -Benim kanaatime göre, o gibilerin inanma sorunu var. Ne demek inanma sorunu? Kendi aklı bir şeyi kabul etmeyince ona inanmıyor, inanamıyor, inanmak istemiyor. Oysa ki din; akıl ve mantık işi değil, din gönül işidir. Eğer gönlü- kalbi devreye sokmazsanız, akılla Cebrail’i anlatamazsınız. Eğer öyle olsaydı bütün filozoflar Müslüman olurdu. Dolayısı ile Resulullah aleyhisssselatı vesselam İslamı tebliğ edince aklınızı kullanın demiyordu. “İman edin” diyordu. İnanmak ayrı bir olaydır. Yok İbrahim aleyhisselamın ateşi semboliktir, yok Salih aleyhisselamın devesi semboliktir… Bunların inanma sorunu vardır. Çünkü inanmayı aklıyla yapmak istiyor ama bu mümkün değildir. İnanmayı gönülle kalple yapmak lazım.



-G.TEFEKKÜR: Peki hocam bu problemi, bu tip insanların bu problemlerinin giderilmesi için ne yapmak lazım?

İ.SÜREYYA SIRMA :-Bence yapılacak bir şey yok. Resulullah aleyhisssselatı vesselam insanlara tebliğ ediyordu. Ya inanıyorlardı veya inanmıyorlardı. Zaten Kur’an’da Allahu Teâlâ da diyor ki; “dileyen inansın dileyen inanmasın” bize düşen tebliğ etmektir. Bir de Allahu Teâlâ diyor ki; “münakaşa etmeyin, dini konuda tebliğinizi yapın.” Biz tebliğimizi yaparız inanmayanlar için ne yapalım?







G.TEFEKKÜR:- Hocam, evet gerçekten böyle. İslama samimi olarak sarılmış arkadaşlarımızın bu durumu, imani boyutta bir zayıflık mıdır? Eğer zayıflık ise biz bunu nasıl giderebiliriz?

İ.SÜREYYA SIRMA:-Bence onlara söyleyin ibadetlerini biraz daha ciddi yapsınlar. Eğer mümkün ise gece namazına kalksınlar çünkü gece çok önemlidir. Allahu Teala geceye yemin ediyor Kur’an’ı Kerimde. O zaman bu arkadaşlarımız kendilerini görebileceklerdir. Çünkü gündüz vakti dünya meşgaleleri, dünya sıkıntıları onları böyle bunalımlara sürüklüyor.



G.TEFEKKÜR:-Sanki hocam, sözün birinci parçası ikincisini unutturmaya müsait hale geliyor gibi.

İ.SÜREYYA SIRMA: Müslümanlar tamamen unutmuşlar ölümü. Onun için çırpınıp duruyorlar, onun için bunalıma giriyorlar. Ama biz her an ölebiliriz ve öleceğiz de. Üstelik öyle bir yol ki bizden önce birileri gitmiş ve biz o yola mecburen giriyoruz.



G.TEFEKKÜR: -Yani aklı bir tarafa bırakmayacağız değil mi?

İ.SÜREYYA SIRMA: -İman konusunda akıl bir kenarda olacak, ama amel konusunda değil. Allahu Teâlâ sana akıl vermiş. Mümin olarak çıkıp dışarıda araba sürüyorsunuz. Kurallara bakıyorsunuz; insanlar arabayla sağdan gider ama siz soldan giderseniz bu aklınızı çalıştırmamış olursunuz. Ve günah işlemiş olursunuz, çünkü vücudunuz da size bir emanettir. Siz o emanete hıyanet etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla aklı imanda inanmada kullanmayacağız sadece. Ama dünyamızda aklımızı çalıştıracağız, zaten onun için akıl vermiş Allah. “Onlar akıllanmazlar mı?” diye ayeti kerimeler var. Fransız filozofu Roger Garaudy ben Paris’te öğrenci iken, komünist partisinin genel sekreteri idi. Ateizm ile ilgili bir çok kitabı var, sonra müslüman oldu. İran devriminden sonra 1980’li yıllarda senin şimdi benimle yaptığın gibi, benim de onunla yayınlanmak üzere bir söyleşide tercüme ediyorduk. Dedim ki siz bu kadar akıllı bir adamsınız, akılla bu kitapları yazdınız, hiç bir şeye inanmıyordunuz. Nasıl oldu da böyle inandığınızı söylüyorsunuz? Şöyle dedi: “teslim oldum, baktım ki aklım her şeyi almıyor teslim oldum” dedi. Akıl duruyor birçok yerde, cevapsız kalıyor. Ve cevapsız yerde teslim oluyor. Evet, mesele budur. Yani ben sadece son olarak şunu söylüyorum: Müslümanların Kur’an’ı ve sünneti çok iyi öğrenmeleri ve kendilerinde tatbik etmeleri gerekir, eğer kurtuluşu istiyorlarsa. Çünkü bir gün mezara gideceğiz ve mezarda karanlık değil aydınlık istiyorsak; Kur’an’a ve onun izahı olan sünnete sarılmamız lazım yani iman amelsiz olmaz.

G.TEFEKKÜR: -Teşekkür ediyorum hocam.

İ.SÜREYYA SIRMA: -Başarılar diliyorum.



 
Röportajlar
Bu yazı 2582 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
hüsniye öztürk Yazdı:
sayın hocamı tv den yeni tanıdım ve araştırıp bu yazıyı söyleşiyi okudum ,artık benim insanlara yardım edebileceğim bir kati birgerçeklik var ,iman gönül işidir akıl değil,saygılar sunuyorum,babama benzettiğim hocamın ellerinden öpüyorum,inşallah tanışma fırsatım olur saygılarımla,,
 
Yorumlar
beşer Yazdı:
beşerin ölene kadar cevaplıyamayacağı düşünceler olacak. bu demek değildir akılla iman edilmez.akılla iman etmeyen neyle iman eder.göklerin ve yerin yaratılışında,gecenin ve gündüzün gidip gelişinde aklı selimler için ibretler vardır.bu ayeti yaşamda inceleyen akleden yaratıcıyı bulmazmı,başka birşey bulma ihtimali varmı,tarih boyunca başka birşey bulanlar,çıkarlı veya ata diniyle bakanlar başka birşey buldular ve buldukları her şey çürüdü.akıl çürüttü.