| İKLİM-İ SAADETİ SOLUMAK |
Bahar mevsiminde oldukça taze ve gösterişli açıvermiş olan güllerin yaprak, yaprak olduğu ve belki de iç içe büzüldüğü dallarında, bazen her bir damlası rahmet parıltısı misali olan ve düştüğü yerde inci gibi takılı kalan tatlı yağmurlar gezinir… Bazen de kızgın çöl kumlarında çıplak ayaklar… Hem de susuzluğu, çatlamış dudaklarına yansıdığı titrek bir halle gezinir, bu yalnızlık çölünde… Öyle yapraklar vardır ki, o küçücük bünyesinde sıcacık dokunuşlu ve oldukça masum kanaryaları barındırır… Öyle anlar vardır ki, ufacık sevgileri paylaşmada, kıvrım kıvrım akan suların berraklığı gibi o tertemiz ve saf dalgaların yüreklere işlenmesinde, dizili satırlar vesiledir… Ve onların da dizildiği yerler vardır bir bir… Bazen gönülleri birleştirir, bazen de aynı mecliste toplayıp doyumsuz havayı teneffüse çıkartır, çoraklaşmış gönülleri. Bu iklimi soluyan her gönül, eriyip akarken şu ömür geçitlerinden, nice yangınları söndürmüş ve nice hayat meşalesini kaybetmişlere aydınlık, hem de güneş gibi aydınlık kapılar açmıştır önlerine… Ölmemiş bir kalbin ve sönmemiş bir ruhun muhabbetsiz yapamayacağını söylerken, o sevda ikliminden bir demet de kendisine sunulmuş Mevlana gibi… En güzel filizlerin ancak ilim meclislerinde yeşereceğini bilen Yunus Emre gibi… Kemale ermenin yollarından olan eşsiz kokulardan bir parçada kendisi solumuş Fatih Sultan Mehmet gibi… Her biri o lezzeti tatmış ve tattırmak için çırpınan gönül insanları olmuşlardır. Ulvi teşrifiyle, karanlıklara boğulmuş cihanın nura gark olduğu Efendimiz gibi cehaleti ve zulüm zincirlerini kıran kâinatın kitabını aralamıştı Hz. Muhammed (a.s.m.)… İlk aldığı emirle şekillenen hayatın ufuklarındaki karartılar bir bir silinmişti: “Oku!” Öyle ki, bir müjde, bir kâmil insan olma modeli mahiyetindeydi bu emir… Efendimizin getirdiği yüce kitap dünya kütüphanelerine ışık kaynağı oldu… Gönülleri muhabbet, sır ve ledünni ilimle doldurdu. O kitabın lütfedilmesiyle nice minberler, mihraplar, kürsüler hakkın hakikatini okutmaya başladı. Kitaplar yazıldı, bu yüce kitabı anlamak üzere… Sevgiyi sevmek, muhabbete muhabbet etmek işlenir kitaplara… Altın devrine giden yolların kapıları aralanır okumakla… Öyle ki, kitap ve onu okumak, görmeyen gözlerin, duymayan kulakların bir sarsıntıyla uyanışına vesile olur. İlim-irfan, hikmet ve feyiz saçılır etrafa… Bir diriliş olur, yeniden gözler açılır hayata. Koşarcasına karanlıktan aydınlığa doğru adımlar atılır. Kelebek olup belki de en güzel çiçeklere konmaktır kitap ve en güzeliyle yeni manaları ilmek ilmek gönüllere işlemektir… Farklı ama doyumsuz âleme gezi yapmaktır ve arı olup taze çiçeklerden polen toplamaktır, okumak… Hem de hayatı, siyah çizgilerle kaplı bir perdenin ardında bakmaktan çok öte bir bakışla… Cehaletin dönen çarklarını okumakla kırabilir, okumakla aşabiliriz. Taş olmak yerine toprak olmak, diken olmak yerine gül olmak ve cahil olmak yerine bilgili gönül insanı olmak varken, niçin iklim-i saadeti solumayanlardan olalım? Öyleyse gönüllerimize kitap sevgisini, bu sevgiyle yoğrularak en güzel kitapları yerleştirelim kitaplığımıza ve hep birlikte bu en güzel yarışı gerçekleştirenlerden olalım. Nice okuyan bir nesil olma dileğiyle… |
| Saliha Kübra Yıldız |
| Bu yazı 97 kez okundu. |
| Yorumlar |
| hilal Yazdı: selam bence yazılan yazıyla resim oldkça uyumlu lütfen bu şekilde devaaaam edin bunu önemle reca ediyom |
| Yorumlar |
| sümeyye Yazdı: oldukça başrılısınız kübra hanım devamlılığını korumanız dileğiyle ...sultanbeyli- istanbul |
| Yorumlar |
| ali sami Yazdı: çoooooook beğendim ilerideki hayatında başarılar dilerim |
| Yorumlar |
| ayşe Yazdı: esselamu aleykum.küçük bir rica lütfen resimlerinizi bir daha gözden geçirin.geçen sayıda ayşe çetindağın da yazısınında resmi yazılan yazıya uygun düşmemişti, bu resiminde uygun olduğunu söyleyemeyiz. |
Bahar mevsiminde oldukça taze ve gösterişli açıvermiş olan güllerin yaprak, yaprak olduğu ve belki de iç içe büzüldüğü dallarında, bazen her bir damlası rahmet parıltısı misali olan ve düştüğü yerde inci gibi takılı kalan tatlı yağmurlar gezinir… Bazen de kızgın çöl kumlarında çıplak ayaklar… Hem de susuzluğu, çatlamış dudaklarına yansıdığı titrek bir halle gezinir, bu yalnızlık çölünde…
Tefekkür Dergisi