Navigation


Tarih: 09 Eylül 2010 Perşembe



İMANIN RENGİ BELLİ OLSUN Kİ BAŞARI NASİP OLSUN
İMANIN RENGİ BELLİ OLSUN Kİ BAŞARI NASİP OLSUN
 

 BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM



 



O’na güvendiğimiz dayandığımız ölçüde güçlü ve kuvvetli olduğumuz Allah'ımıza hamdü senalar olsun. Selam olsun getirdiği vahye canı gönülden teslim olan bir avuç mü’minle harikulade işler başaran Resulü Ekrem Efendimize, tüm peygamberlerimize, ailelerine arkadaşlarına ve her dem iman erlerine.



            İsrailoğulları Hz Musa’dan daha sonraki dönemlerde başlarında azgın, zorba ve zalim Calut’un bulunduğu Amelika adında bir topluluğun saldırılarına maruz kaldı. Bu süreçte İsrailoğulları sürekli hezimete uğramış, yenilmiş, küçük düşmüş, sürgün edilmiş, aileleri paramparça olmuştu. Bu yüzden kendi peygamberlerine başvurarak Allah’tan kendileri için bir komutan atamasını ve böylelikle onlarla Allah adına savaşmayı dilemişlerdi.(bakara 246)



            Bunun üzerine Allah’u Teala onlara hükümdar olarak Talut’u tayin etti. Fakat hükümdar Talut İsrailoğullarının içine sinmemişti.



            Neden mi?



İnsanlık tarihi hele de söz konusu İsrailoğulları olunca asla arkası ve malı olmayan birini lider olarak görmekten hoşlanmıyordu.



Peygamberleri Allah’ın neden Talut’u seçtiğini anlatıp üstüne bir de Talut’un hükümdarlık alameti tabut (içinde Hz Musa ve Hz Harun hanedanının terk ettiklerinden bir bakiyenin bulunduğu sandık) gelince kabulden başka seçenekleri kalmayarak Talut’un arkasında savaşa çıktılar.



Ve Talut ordusuyla harekete geçtiği zaman dedi ki; “bakın Allah sizi bir ırmakla sınayacak. Kim ondan içerse benden değildir, kimde ondan tadmazsa bendendir, bir avuç içen müstesna! Onlardan pek azı hariç hepsi ondan (kana kana) içtiler. O ve ona inananlar ırmağı geçtikleri sırada (nehrin öbür tarafında kalanlar) dediler ki; “bu gün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok” ( fakat) Allah’a kavuşacaklarına kesin gözüyle bakanlar da dediler ki, “ nice sayıca az topluluk, Allah’ın izniyle nice sayıca çok topluluklara galip gelmişlerdir. Zira Allah sabreden (direnen) lerle beraberdir.” (bakara249)



Hükümdar Talut kendini benimseyen ve tamda içine sindirememiş, içinde ukde kalan insanlardan oluşan bir orduyla yola koyuluyordu. Aslında Allah’a tam anlamıyla iman eden ve hastalıklı, zayıf iman sahipleriyle, yola koyulmuştu. Yani tüm renkler karışmış ve yansıma beyaz olarak ortaya çıkmıştı. Bir avuç su birbiriyle girift hale gelmiş bu renklerin turnusol’ü olup tüm renkler deşifre ediliyor! Maksat renkler belli olsun!.. Elhamdülillah! 



Değerli tefekkür dostları, sünnetullah sürekli kalbur altı ve üstü olanları ayrıştırır! Bazen bir avuç suyun ötesidir bu kalbur, bazen de cazibesinin kollarından kurtulamadığımız, şeytan tarafından süslü gösterilmiş yaşam tarzımız oluverir. Bazen önceliklerimiz, bazen de Ebu cehil mantığıyla (kendini kendi kıstaslarıyla ölçüp, haklı gören) haklı olduğumuzu düşünmemizdir. Hayatın her karesinde bu ayrıştırma işlemi devam eder.



Peygamber (s.a.v.) efendimizin bizleri uyardığı her husus bizlerin kalburudur, imanımızın rengi belli olsun diye!



Hava çok sıcaktı, ordu yorgun ve üstelik çok da susamışlardı. Hükümdarları Allah’ın emrini açıklıyor; “içen benden değildir, kim de ondan tadmazsa bendendir, bir avuç içen müstesna.” Aslında haram olmayan su, durum ve şartlar gereği onların haramı oluvermişti ve evet çok azı hariç hepsi kana kana ondan içtiler. Safların rengi belli olmuştu, elde kalan sadece bir avuç mü’mindi. .



“ O ve ona inananlar ırmağı geçtikleri sırada (nehrin öbür tarafında kalanlar) dediler ki; “bu gün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok”



Dize derman veren yüreğin fermanıydı. Lakin bunların kalplerinde nifak, kuşku ve korku tohumları vardı. Ki, sahip oldukları yürek “hiç içmemelisin” yahut “bir avuçtan başka içme” diyemedi…



Aşırı susuzluğun ardından içilen çok suyun vucuda yaptığı olumsuz etkiyle kımıldayacak güçleri kalmamıştı. Ayrıca bunun hikmetlerinden biri de eğer böyle bir elemeye tabi tutulmamış olsalardı Calut ve ordusunu görünce kalplerinde belki de kendilerinden bile gizlemeye çalıştıkları bu tohumları ortaya saçıp ordunun dağılıp perişan olmasına sebebiyet vereceklerdi. Bu gibilerin ayrışması müminler için ilahi bir rahmettir



Bazı kaynaklar “bu gün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok” sözünün geride kalanlara değil de imtihan olundukları sudan hiç içmeyerek yahut bir avuç içerek ırmağın öbür tarafına geçebilmeyi başaranlar arasında Calut ve ordusunun büyüklüğünü görünce ürken Müslümanlara ait olduğu görüşünü öne sürerler.



Bu kez de inananlar düşmanın büyüklüğü ve ordunun tam tekmil oluşu karşısında imtihan oluyorlar. Bu söz ister geride kalanlara ait olsun ister karşıya geçebilmeyi başaranlara ait olsun, sonuç; Zaferle nasiplenenler arasında kalplerinde kuşku, korku ve nifak tohumları taşıyanlara yer yok.



Allah’a karşı derin bir güven taşıyanlar; Allah’a kavuşacaklarına kesin gözüyle bakanlar da dediler ki, “ nice sayıca az topluluk, Allah’ın izniyle nice sayıca çok topluluklara galip gelmişlerdir. Zira Allah sabreden (direnen) lerle beraberdir.”



İnsanlık tarihine bakınca güzel sonuçların her zaman kalabalık guruhlar eliyle değil, sahip olduğu iç disiplinin harekete geçirdiği sayıca az inananlar eliyle de gerçekleştiğini görürüz. Zafer ancak ve ancak tamamiyle iman etmiş ve sonuna kadar teslim olmuş kulların Allah’ın izniyle ulaştıkları sonuçtur. Ki, Bedir savaşı ve bize en yakın tarih olan Çanakkale zaferi bunun en bariz örneğidir.



İnananlar artık savaşa hazır ama en önemli şeyi unutmamışlardı. Tüm adımlar Allah’a göre atıldıktan sonra sıra “DUA” ya gelmişti.



“onlar Calut ve ordusuyla karşı karşıya geldiklerinde “Ey Rabbimiz üzerimize sabır boca et ve ayaklarımızı kaydırma ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım et” diye dua ettiler. (bakara250)



 Düşmana karşı tam bir donanım istediler Rablerinden. Galibiyet, direnme gücü, sabır ve ayakların kaymaması, sürçmemesi istendi. Allahım düşmanı kahret, ortadan kaldır, yok olsun Calut ve ordusu ya da bu günkü söylemlerle kahrolsun zalimler! Kahrolsun ABD, kahrolsun İsrail! diyerek işi Allah’a havale etmediler.



“bunun üzerine Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Davud Calut’u öldürdü….” (bakara 251)



Davut (as) çocuk denecek yaşta bir delikanlı ve karşısında koskoca Amelika hükümdarı, nutukların tutulduğu an! Hayber kalesinin devasa kapısını kaldıran Hz Ali, 215 okkalık mermiyi tek başına üç defa namlunun ucuna yerleştirip Oceon gemisine büyük zarar verdiren Seyit onbaşı. İşler her zaman göründüğü gibi değildir. Allah’ın yardımı söz konusuysa yapılamayacak bir iş biliyor musunuz? Elbette ki, hayır!



Allah’ın yardımını isteyenler sanırım sürecin nasıl işlemesi gerektiğinin farkına varabilmişlerdir. “emrolunduğu gibi dosdoğru olanlar” için, “İmanının rengini belli edenler” için, başarıya giden yolun her safhasında Allah’ın yardımı vardır. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun. (amin)



SADAKALLAHÜLAZİM



ALLAHA EMANET OLUNUZ         

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 78 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: