Navigation


Tarih: 07 Şubat 2012 Salı



İNTİKAM ALMAK DUYGUSUYLA SAVAŞ OLMAZ
İNTİKAM ALMAK DUYGUSUYLA SAVAŞ OLMAZ
 

 
            "Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; Fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allah saldırganları sevmez"(Bakara/190)



Allah (c.c) mü-minlerin intikam duygusuyla savaşmalarına izin vermiyor. Aslında Allah (c.c) savaşmayı sevmiyor: savaş, kan dökmek, yıkmak, parçalamak Allah'ın hoşlanmadığı şeylerdir. Ancak savaşmadan Müslümanların dinlerini, yurtlarını ve canlarını korumaları imkansız bir durumdur. Çünkü kafirler ve münafıklar rahat durmamakta Müslümanlara karşı sürekli saldırı düzenlemektedirler. Bu durumda Müslümanlar ellerini kollarını bağlayıp oturamazlar. Buna karşılık bir şeyler yapacaklardır, yapacakları şeylerin ne olduğunu Allah (c.c)belirliyor. Onlarla savaşın ama sakın haddi aşmayın onlar size rahat vermedikleri için onlarla savaşın kan dökmek, intikam almak, zulmetmek için değil, hakkınızı onlara yedirmemek, onurunuzu çiğnetmemek, yurdunuza, canınıza, evlatlarınıza en önemlisi dininize sahip çıkmak için izzetli yaşamak için onlarla savaşın.



Savaş kesinlikle kin ve nefret duygusuyla gelişmemeli. Kinin, nefretin yol açtığı savaşları günümüzde tv ekranlarından izliyoruz. Her ne kadar kamufle etseler de vahşetin üstünü örtemiyorlar. Filistin’de, Bosna’da, Gazze’de yaşananlar anlatmaya çalıştığım bu olayı sanırım açıklıyordur. Bir avuç insanın üstüne binlerce bombaların yağdırılması, yaşlı kadın çocuk hasta demeden herkesin bu zulümden zarar görüp acı çekmesi hayatlarını kaybetmeleri Allah (c.c)’ın bu konuya ilişkin indirdiği ayetin günümüz açısından ve geçmişteki olaylardan ve olayların penceresinden baktığımızda ne kadar da gerekli olduğunu idrak edebiliriz. Müslümanlara karşı açılan savaşa Müslümanlar karşılık vermezlerse bu durum Müslümanların yok oluşlarına neden olur. İşte bunun önüne geçebilmek için Allah (c.c) ayette emrettiği şekilde "Sizinle savaşanlarla Allah yolunda sizde savaşın, ancak haddi aşmayın, çünkü Allah haddi aşanları sevmez" buyuruyor.



İslam, savaşın Allah için olmasını, savaşın meşruiyet şartı olarak ifade etmiştir. Bu çok önemli bir şarttır. Çünkü Allah için olan bir şey, Allah'ın bildirdiklerine, Allah'ın isteğine muhalif olamaz. Eğer muhalif olursa, bu durumda o şey, Allah için olmaz ve meşruiyetini kaybeder. Bu nedenle, savaşın kendisinin, gelişim aşamalarının ve sonuçlanış biçiminin meşru olabilmesi, bütün aşamalarıyla Allah'ın istek ve emirlerine göre şekillenmesini zorunlu kılar. Allah'ın istek ve emirleri ise vahşet, kan, öldürme, yaralama değil; mümkün olduğu kadar en az zararla, en az acıyla bu istenmeyen durumu sonuca ulaştırmaktı. Ayrıca, İslam'daki izin verilen savaş, herhangi bir menfaat için; mal elde etmek, şan şeref elde etmek için değil; dünyada hak ve hukukun,iyilik ve güzelliğin, doğruluk ve dürüstlüğün muhaliflerini zorbalıklardan, kötülüklerden, zalimliklerden alıkoymak için yapılır. Hakkın adaletin yolunu tıkamışları o yoldan kaldırmak, hakkı ve hukuku hakim kılmak için yapılır. Bu nedenledir ki Allah için diye tanımlanan ve bu şekline müsaade edilen savaşın dışındaki her türlü savaş yasaklanmış; meşru görülmeyen savaşlara yol açan her türlü istek, tavır, niyet ve girişim aşağılanıp, red edilmiştir.



Bu konuda Resulullah’ın açıklama, tavsiye ve emirleri pek çoktur.
Şunlar konunun bazı örnekleri olarak önemlidirler: Abdullah b. Amr "Ey Allah'ın Resulü! bana savaş hakkında bilgi ver" dediği zaman, Resulullah’ın sözleri şöyle olmuştu: "Ey Abdullah! Eğer sen Allah'ın rızasını umarak ve güçlüklere katlanarak savaşırsan, Allah seni kıyamet günü o hal üzere diriltir. Eğer sen gösteriş ve övünme için savaşırsan, Allah da seni kıyamet günü o hal üzere diriltir. Kısacası sen, ne hal üzere öldürür veya öldürülürsen, Allah da seni o hal üzere diriltir."Bir defasında da "şan ve övünmek için; gösteriş yapıp meşhur olmak için savaşan kimse için ne dersin?" diye sorulduğunda şu cevabı vermişti: "Kim Allah'ın kelimesi (kelim-i tevhid:tevhidin hakimiyeti) için savaşırsa işte onun ki Allah yolunadır." Müslümanlardan birisinin "Ey Allah'ın Resulü! Allah yolunda savaşmak ve aynı zamanda dünya mallarından birşeyler elde etmek isteyen bir kimse hakkında ne dersin?" sorusu karşısındaki açıklaması ise şöyle olmuştu: " O kişinin karşılığını göreceği bir sevabı yoktur.” Bu soruyu Allah Resulüne üç kez sordular üçünde de aynı cevabı aldılar. Müslim b. Haris'in anlattıkları da bu konu dahilinde önemlidir: " Resulullah, bizi askeri birlik olarak bir yere göndermişti. Tam saldırıya geçeceğimiz sırada, ben at üzerinde bulunduğum için arkadaşlarımdan ileriye geçtim. Kadınlar ve çocuklar feryetlar içerisinde karşıma çıktılar. onlara "kurtulmak istiyor musunuz?" diye sordum;        “evet dediler” "öyle ise "şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür deyin" dedim. Dediğimi yaptılar. Bunun üzerine birlikteki arkadaşlarımdan hiç kimse onlara bir şey yapmadı. Medine'ye döndük ve olanları Resulullah’a anlattık. Resulullah duyduklarına çok sevindi. "Bu güzel davranışınızdan dolayı sizden her birinize pek çok sevap yazıldı" dedi.



Değerli kutlu iz, okurları bütün bunlardan anladığımız şu ki her ne yaparsak Allah için ve Allah'ın isteğine göre yapacağız ki hedefe ulaşalım. Allah için ve onun isteğine göre hareket etmek toplum hayatını huzura ve güvene kavuşturur. Nefis doğrultusunda hareket etmek her türlü kötülüğü ve yanlışı meşru gösterir. İşte Allah Resulü bu endişeyi taşıyordu, ya Müslümanlar savaş hukukunu çiğnerse, ya Medine’de iken onlara zulmeden Kureyşlilerle karşılaştıklarında şeytan onların aklına intikam duygusunu yerleştirmeye çalışır da ve başarılı olursa, bütün bunların önüne geçmek için Allah Resulu başta tedbirini alıyor ve savaş hukuku ile ilgili ayetleri mülümanlara hatırlatıyor:"Haddi aşmayın." her zaman haddini bilenlerden olmak dileğiyle sizleri Allah'a emanet ediyorum.



                                                                                
                                    KAYNAK: Celaleddin VATANDAŞ



 

 
Emine Güneş
Bu yazı 226 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: