Navigation


Tarih: 26 Temmuz 2014 Cumartesi



KADER DEYİP GEÇME
KADER DEYİP GEÇME
 

Euzubillahimineşşeytanirracim BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM



Âlemlerin kanun koyucusu Allah’ımıza Hamd olsun. Salât, Selam olsun. Hatemül Enbiya Muhammed Mustafa  (S. A. V.) efendimize, tüm peygamberlerimize, temiz ailelerine, arkadaşlarına ve tüm mütevekkillere. (âmin)



            “…Allah hiçbir milletin durumunu onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe değiştirmez…” (Rad 11)



            Tarih 1 Ocak 2010 hemen tüm TV kanallarında bir gece öncenin rezalet haberleri! İçki duvarını aşan birine trafik polisi ceza yazarken beriki haber peşinde! Mikrofon uzanıyor muhtemel trafik canavarına:



―Efendim içki sınırını aştınız ne yapacaksınız şimdi?



―Eee ne yapalım “kaderde varsa” cezayı da ödeyeceğiz!



            Pek bir olumlu, uyumlu ve son derece mütevekkil, kaderine rıza gösteriyor, paşa-paşa ödeyecek cezasını!



            Ama o, karısına laf atılan adam ne kadar da hırçın. Rıza göstermiyor kaderine. Kavga-dalaş çıkarıyor. “kader de varsa eşime laf atılabilir!” demiyor. Kendi kaderine isyan ediyor!



            “Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın” diyor ayeti kerime. İnsanlar Allah’ın sözünü dinlemeyip içki içer, konu mankeni gibi ayyaşların, kendinden geçmiş sözde masum kalabalıkların ortasında dolaşacakta başına iş gelmeyecek!



            Bir defasında Hz. Ömer Medine’ de boşta gezen bir gruba “Siz necisiniz?” diye sorunca onlar; “Biz mütevekkilleriz” diye cevap vermişlerdi. Bu çarpık tevekkül anlayışına Hz. Ömer’in cevabı çok anlamlıdır; “Hayır, sizler mütevekkil değil, “müteekkil”ler (yiyiciler) siniz!”



            “Tevekkül: tembellik etmek değil, Müslüman’ın yapacağı işlerde tüm zahiri sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah’a dayanmasıdır.”1



            Allah-u Teala’nın emrimize sunduğu cüzi irademiz Allah’ın yönlendirmesi dairesinde hareket ederse “Allah kuşları nasıl rızıklandırırsa bizi de öyle rızıklandırır” Aman, sakın yanlış anlaşılmasın! Kuşların rızıklanmaları onların harekete geçişiyle gerçekleşir. Hiçbir erişkin kuş yuvasında oturarak doymaz. Uçar, dolaşır, rızkını arar, Allah da nasip eder.



 Üniversite ya da KPSS sınavına hazırlanan bir öğrenci daha ilköğretim sıralarındayken başlar sınav hazırlıklarına ve asla işi şansa bırakmaz! Bazıları da bırakır kendini kaderinin kollarına, yan gelir yatar. Şu kader bir sefer olsun yüzüne gülmedi, ama bu sefer içindeki ses her şeyin değişeceği müjdesini veriyor, talih bu defa yüzüne gülecekti artık.



Hayır, olamazzz, bu defada olmadı!... Bizimki başlar kaderine ver yansın etmeye! Kaderine sövmeye kadar götürür işi. Evet, bütün suç kaderindeydi. Kötü alın yazısındaydı. Kendi sütten çıkmış ak kaşık!  Ne yani iyilikler bizden, hâşâ kötülükler Rabbimizden mi?



Elbette ki öyle değil;



“…Allah, hiçbir milletin durumunu onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe değiştirmez….” “Bu ayeti kerime milletlerin geri kalması veya ilerlemesinin sırrını - remzini açıklar. Hiçbir halk topluluğu mutsuzluktan mutluluğa geçemez, mutsuzluğun etkilerini kendinden uzaklaştırmadıkça. Buna karşılık, mutlu olan bir millet de yine bedbahtlık etkilerini gerçekleştirmediği müddetçe Allah onu bedbaht, mutsuz kılmaz.”2 İster iyi namına ister kötü namına başımıza gelenler kendi iç dünyamızın değişmesi sebebiyledir. İyi ya da kötü, tohumunu ekenin Rabbinden beklenti içine girmesi en doğal sonuçtur.



Rabbimiz de “kimine kısarız, kimine çoğaltırız” ayeti celilesi doğrultusunda mahsulümüzü devşirmemizi nasip eder. Kendisine verilen yiyeceği mabede gelen ihtiyaç sahiplerine, kendi ihtiyacı olduğu halde dağıtıp, güçten takatten kesilen Hz. Meryem’e Rabbimizin katından hesapsız rızk verilmesi, çağının putlaştırılmış “Erkek” zihniyetinin yüzene patlamış, oturaklı tokat Hz. İsa, Rabbimizin dilediğine “hesapsız rızk” vereceği bilgisinin şuuruna erip, bütünüyle dua kesilen Hz. Zekeriya’ya verilen müjde (Hz. Yakub) yine bahsettiğimiz kabildendir. Herkese çalışmasının karşılığı var. Ya da çalışmamasının! Toplumları düşünelim: sonuna kadar Rabbine teslim olduğunu düşünen ama yaşanan realitede rehavete kapılmış! Rabbine teslim olmuş olduğunu düşünerek dünyadan elini eteğini çekmiş, Resulünü tanımaz, kitabını bilmez hale gelmiş. Aslında “teslim oldum sana” dediği Allah’ını tanımıyor artık. İşte böyle bir toplum da kargaşa yaşanmaz mı? Her kesime, kendisinin “hakk” olduğu fısıldanarak “asabiyet”, “mezhepçilik” , “kardeş kavgaları” körüklenmez mi? Bilinçli olarak tezgâhlanan bu oyunlara düşenler zavallı, ard niyeti olmayan cahil kesimler değil midir? Şarkı kemancısına;“Halime bak dertli çal” diyordu. Halimiz ne ise ahvalimiz o oluyor. Biraz daha geriye gidersek bu çarpık “tevekkül” ve “kader” anlayışlarının üç kıtaya yayılmış Osmanlı’yı nasıl bitirdiğini göreceğiz. Merhum Mehmet Akif’e deyim yerindeyse kan ağlatmıştı ümmetin çarpık kader anlayışı;



Donanma ordu zaferlerle yürürken ileri,



Üzengi öpmeye hasretti batının elçileri!



O ihtişamı elinden niçin bıraktın da,



Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?



“Kadermiş!” öyle mi? Hâşâ bu söz değil doğru:



Belanı istedin Allah ta verdi… Doğrusu bu!



İstenen neyse elbette sonuç ona göredir,



İlahi iradenin sana zulmetmek ihtimali mi var?



“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,



Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!



Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,



Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!



Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,



Yorulma, öyle ya, Mevlâ özel hizmetçin iken!



Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini.



Birer birer yazıp tamamlayınca listesini:



Bütün işleri Rabbim görür: Vazifesidir…



Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!



Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…



İşlerine bakan Allah değil mi? Keyfine bak!



Onun nimetler hazinesi kendi veznendir!



Havale et ne kadar masrafın olursa… Verir!



Silahı kullanan Allah, sınırı bekleyen O:



Erzak ve cephane bitivermiş değilmi? Ekleyen O!



Çekip kumandası altından ordu ordu melek:



Senin hesabına kâfirleri yere serecek!



Başın sıkıştı mı, yeterlidir senin o nazlı sesin;



“Yetiş!” de kendisi gelsin veya Hızır’ı göndersin!



Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak:



Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.



Demek ki her şeyin Allah… Yanaşman ırgadın O:



Çoluk çocuk O’na ait: Lalan, bacın, dadın O:



Vekilharcın O: Kâhyan veznedarın O:



Alış seninse de, verişten sorumlu olan O:



Denizde savaş olacakmış… Gemin O, kaptanın O:



Veya ordu lazım olsa… Askerin, kumandanın O;



Köyün yasakçısı, şehrin de defterdarı O:



Ailenin hekimi, eczacısı… Kısacası hepsi O.



Ya sen nesin? Güya tevekkül eden müslüman!



Yutulmaz artık bu!



Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!



Huda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu huda;



Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete ha?



                        (Fatih kürsüsünde kitabından alıntıdır.)



 



Değerli tefekkür dostları, kendini değiştirmeyenlerin hali değişmez, ilahi sünnetullah bu!



SADAKALLAHULAZİM



Kaynaklar



1:Şamil İslam Ansiklopedisi



2:Mutahhari, Adl-i ilahi



 

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 2644 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
misafir Yazdı:
toplulumuzdaki yanlış kader anlayışına 5 deyim bulabilir misiniz?
 
Yorumlar
hb Yazdı:
gerçekten çok güzel bir şiirmiş,
eklemeniz isabet olmuş.
saygılar...
 
Yorumlar
mustafa Yazdı:
hocam kader deyip ders calismamak dogru mu?