Navigation


Tarih: 01 Eylül 2014 Pazartesi



KADERİ BELİRLEMEDE İNSANIN ROLÜ
KADERİ BELİRLEMEDE İNSANIN ROLÜ
 

 KADERİ BELİRLEMEDE İNSANIN ROLÜ resimleri - tefekkur-dergisi.comKader insanlık tarihi boyunca insan için hep muamma bir mesele olarak kaldı. Yine de üzerinde bitip tükenmeyen tartışmalar yapıldı ve bundan sonra da yapılacak büyük ihtimal. Kimi kaderi tayinde yüce yaratıcımızın tek başına hükmü olduğunu, kimi ise Rabbin “adil” olma vasfı ve sıfatı nedeniyle, insanın seçimini yapmasıyla bir nevi kendi cüz-i kaderini belirlediğini kabul etti. En nihayetinde insan seçme yetisi, irade ve akıl ile donatılmıştı ve bunlar seçme sorumluluğunu insana yüklüyordu. Yani insanın kaderi seçim yapmasında idi…



            Bu önemli konuda toplumun yanlış kader telakkilerine geçmeden önce belirtilmesi gereken önemli bir nokta şudur ki; 1- külli kader dediğimiz ve sadece Yüce Allah’ın dahlinin olduğu kader, 2- insanın seçim yapmasıyla kaderinin gidişatını değiştirebileceği cüz-i kader ayrımını yapmanın kaçınılmaz olduğudur. 



            “Külli kaderi, Allah dışında kimse değiştiremez.



            Cüz-i kader ise, insanın yaptığı seçim ve amellerle değişmesidir. Şöyle de diyebiliriz, külli kaderin değişmeyen kanunu, insanın seçim yapmasıdır.



Diğer canlılardan akıl, şuur, irade ve ruhuyla ayrılan insanın kaderi de, diğer canlıların statik, durağan değişmeyen kaderinden de farklıdır.



            Şimdi bu konuyu şimdilik burada bırakıp, müşriklerin kader inancını görelim.



Müşriklerin kader inancı Kur’anda yeriliyor.



            “ Eğer Allah dilemeseydi, biz ondan başka şeylere tapmazdık!” Nahl- 35. Müşrikler, Allah’tan başka şeylere tapmanın faturasını Allah’a çıkarıyorlar. Bir nevi Allah’ı ve kaderini suçluyorlar. Günümüzdeki bazı cahillerin “eğer Allah dilemese biz bu halde olmazdık! Eğer Allah dilemezse onlar bizim yerimizde, biz onların yerinde olurduk!” gibi sakat düşünce ve inanışlarıyla, Kur’andaki bu ayetlerdeki müşrik inancı nasıl da benzeşiyor!



            “Şirk koşanlar diyecekler ki, eğer Allah dileseydi, ne biz ne de babalarımız şirk koşmazdık!” Enam suresi–148.



            Yahudi, Hıristiyan ve şirk koşanların hepsi şirklerini ve küfürlerini Allah’ın takdirine fatura ediyorlar. En basitinden Allah’a iftiradır bu! Şirk mantığıyla kadere anlam veren, şirk koşanlar, saadet asrından sonra,  saltanat dönemlerinde tekrar İslam toplumunun gündemine oturmuşlardır.”(M. İslamoğlu)



            “İslam tarihinde Raşit halifelerden sonra yönetimi ele geçiren Emeviler, Mürcie ve Cebriye eliyle zulüm ve taşkınlıklarını, Allah’a fatura ederler. Mesela, İbni-i Ziyad, Resulullah’ın ehl-i beytinin kesik başını, Hz. Zeynep’in önünde kanlarını savurarak boşaltırken “gördün mü? Allah Ehl-i Beytine ne yaptı?” diye alay eder.



            Sanki bu olayda kendisinin hiç suçu ve eylemi yokmuş gibi, Allah’ın bunu yaptığını utanmadan söyleyebiliyor.



            Yezit ise, Hz. Hüseyin için şöyle demişti; “İbni Ziyad acele edip ona saldırdı. Allah da Hüseyin’i öldürdü!” Sanki Hüseyin’i öldürme emrini kendisi vermemiş gibi, Allah’ı suçluyor o da! Saltanat dönemlerinden beri, Müslümanların başlarına gelen her türlü musibet, zulüm, haksızlık -hâşâ- bu Allah’ın kaderidir diye halklarımız uyutuldu! Yapılan tüm zulümlerde sanki yöneticilerin hiçbir suç ve günahı yokmuş gibi, hep Allah’ın kaderi suçlanıp işin içinden sıyrıldılar.”(Mustafa İslamoğlu)



            İman ve amel konusunda da bu yanlış tavır, toplumdaki ahlaki hassasiyetin zayıflamasına sebep olmuştur. Bu düşünce kişisel ahlakta da yıkım yaratmıştır. “insan her türlü ahlaksızlığı yapsa bile imanına halel gelmez!” diyen ve insanın iradesini kullanmayı hiçe sayan düşünceler arttı. Böylece toplumda ahlaki davranan, bir nevi “enayi” gibi görülür oldu.



            Kader konusunda böyle akla ziyan düşüncelerden biri de şudur ki; insanın mutlak kudret olan Allah önünde ezik, zayıf, iradesiz, güçsüz ve zorunlu bir varlık olduğuna inanmaktır. Buna göre insanın çalışıp çabalaması didinmesi, azim ve gayret göstermesi gerekmiyor. Böyle yapanlar sanki aptallık yapıyor gibi algılanıyor! Hem “nasılsa iş olacağına varacak! Sonuçta insanın çalışması hiçbir şeyi değiştirmeyecek değil miydi?” Bu müşrikçe düşünüşe göre, aşırı gayret gösterip, salih amel peşinde olanların yorgunluğu, yanlarına kar kalacak!



            “İyi ile kötü, çalışkan ile tembel, zalim ile mazlum arasındaki farkı sıfırlayan bu tip kader anlayışları, Kur’an’a taban tabana zıt anlayışlardır! Müşriklerin yanlış anlayışlarına göre, sadece yaratılanlara “zorla yaptıran” bir Allah vardır! Tüm fiillerin faili Allah’tır. Yaptıran vardır, yapan bir hayaldir suçu yoktur! Hezeyanları alıp başını gitmiştir.” (Mustafa İslamoğlu)



Bu aykırı düşünceler, Müslüman toplumlarını tembellik ve miskinliklerini kader olarak telakki etmeye götürdü. Başarısızlıklarını, ezilmişliklerini, zelil ve hakir bir biçimde yaşamalarını “kadere” bağlar oldular! Düşmanlarına bile bu gözle bakar oldular. Öyle ya “Allah dilemese” onlar Müslümanlara üstün olmazlardı! Bu Allah’a en büyük bir iftiradır. Fakat hâkim düzen bu anlayışın sürmesini istiyor. Çünkü böylece Müslümanlara kolayca hükmedebiliyorlar! 



“Gelelim ayetlerle sabit olan İslami kader anlayışına…



“İş olacağına varır!” diyen mantığa Allah, “İnsan için ancak çalıştığı vardır!” Necm suresi- 39 ile cevap veriyor.



            Yapılan zulümlere kılıf olarak kullandıkları ayetlere karşı “Allah, kulları için zulüm dilemez!” Mümin- 21 ayeti cevap veriyor. Yine bir ayet; “Kuşkusuz Allah kötü ve çirkin olanı emretmez!” Araf suresi–28



            Şirk koşanlar da şirk koşmalarını Allah’a fatura ediyorlardı ya… Ne diyorlardı? “Allah dilemeseydi şirk koşmazdık” bu iftiraya da Allah, “De ki; üstün delil Allah’ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi!” Enam suresi- 149



            Ayet gayet açık… Allah dileseydi, sizin şirk koşmanızı değil, doğru yola girmenizi dilerdi! Ama yine de Allah sizi seçiminizde serbest bıraktı.



            Allah size seçmeyi, iradenizi kullanmayı kader olarak seçti. Yani insanın kaderi seçimidir! Nasıl bir seçim yapıyorsanız, Allah ona göre yollar açıyor önünüze… İnsan kendi özgür iradesiyle, seçimiyle baş başadır. İşte ayet;



            “ De ki Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin!” Kehf suresi- 29. Eşref-i mahlûkat olan insanın kaderi, kendisine verilen akıl ve irade ile seçimini yapmasıdır!”(M. İslamoğlu)



“İnsan neyi seçecek? İyiyi ya da kötüyü, hakkı ya da batılı, aydınlığı ya da karanlığı, hakikati ya da yalanı, kalıcı olanı ya da geçici olanı…



Ama her halükarda seçmeyi insanın kaderi yapan Allah, insanı seçtiğinden sorumlu tutuyor. Çünkü insana hür iradesini vermiş, aklı ile seçme hürriyetinde onu serbest bırakmıştır! Zorla bir seçim yaptırmıyor. Aksine insanın kendi seçimini, kendisinin yapmasını dilemiş ve insanı seçiminin sonucundan da sorumlu tutmuştur.” (Mustafa İslamoğlu)



Tüm yaratıklar iradesiz olarak Allah’a boyun eğmek zorunda iken;



İnsan özgür iradesi ile seçerek, bizzat aklını kullanarak Allah’a itaat ediyor ve kul oluyorsa, işte bu insan Allah katında “eşref-i mahlûkattır!”



Allah’ın insanın neyi seçeceğini bilmesi, insanın hürriyetini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor! Bilakis Allah, her şeyi bildiği halde insanı seçiminde serbest bırakmıştır.



Toplumların değişiminde bile bu sünnetullah vardır. İşte ayet; “Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah o toplumun durumunu değiştirmez!” Rad suresi- 11.



Demek ki bir toplumun bireyleri tek tek iyiye, güzele, doğruya yönelmeyip değişmezlerse, o toplum da değişmez.



            Tek tek bireyler değiştiğinde ise toplum da değişmeye başlayacaktır. İster fert, isterse toplum olsun Allah’ın koyduğu kurallara göre yaşanınca değişim başlar. Şöyle de diyebiliriz. Cüz-i iradenin kullanılmasıyla, Külli irade de tahakkuk etmeye başlar.



            “Örneğin; çalışmak bir yasadır, sünnetullahtır ve kaderdir. Başarının yasası çalışmaktır. Çalışmadan bir şey elde edilemez. Çalışan kazanacaktır. Bu kaderi koyan Allah’tır. Ayeti tekrarlayalım; “insan için ancak çalıştığı kadarı vardır.” Necm suresi- 39. Başarmak isteyen o konuda ne varsa yapmak zorundadır. Yoksa istediği başarıyı sonucu alamaz. Ordu komutanı bir Peygamber bile olsa, bu ölçüye uymadığı zaman bozguna uğrar! (Uhud harbi)” (Mustafa İslamoğlu)



            Yine sınanmak, imtihana çekilmek, denenmek, imanının sınavını vermek Cennet’e girmenin kaderidir. İman iddiasını ispatlamadan, imtihana çekilmeden Cennete giremezsiniz!



“İnsanlar yalnız inandık demekle, denenmeden bırakılıvereceklerin mi sandılar?” Ankebut suresi- 2



“yoksa siz Allah’ın sizin içinizden cihad edenleri sınayıp bilmeden, sabredenleri sınayıp bilmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?” Al-i İmran suresi- 142



“İnsanın kaderi seçmektir. Seçimini iradesiyle, aklıyla yapar. Ve bunda tamamen serbesttir. İşte ayet;



“Sizi o yarattı, kiminiz küfredendir, kiminiz iman eden. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” Teğabün suresi- 2



“Biz onu(insanı) yola hidayet ettik.  İster şükreder, ister küfreder!” İnsan suresi- 3



“Onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti!” Bakara suresi- 253



İnsan hangi yolu seçerse seçsin, iradesiyle, aklıyla seçmektedir. İrade hürriyeti olmasaydı duanın, niyazın, şükrün de bir anlamı değeri olmayacaktı.



İşte ayet; “Allah isteseydi şirk koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık.” Enam suresi- 107



“Eğer Allah dileseydi, onları bir hidayet üzerinde toplardı.” Enam suresi- 35” (M. İslamoğlu)



Fakat Allah onları zorla imana koyacak değildi. Onlar küfrü seçtiler, sonucuna da katlanacaklar şüphesiz! Şimdi artık insanın sahip olduğu aklı, iradesi ve seçim hürriyeti ile yaptığı seçimlerin sonucuna katlanmasının zorunlu olduğunu anlamış bulunuyoruz. Hatalı seçimlerinin faturasını başka insanlara, ya da –hâşâ- Allah’a çıkartamayacağı da belli oldu.



Hak ve batıl apaçıktır birbirinden ayrılmıştır. Furkan olan Kur’an, her şeyi bildirmiştir ve bir tek açık da bırakmamıştır. Buna göre insan dilerse küfrü seçiyor, dilerse imanı… Seçimlerinin sonuçlarıyla ise hem bu dünyada, hem de öte dünyada karşılaşacaktır. İnsan yeter ki düşünme melekelerini işletsin! Doğruya varmak hiç de zor değildir!

 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 23389 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Tuğçenur Yazdı:
Allah kullarını sınaw ediyor.sınaw eden bir öğretmen düşünün o öğretir sonrada sınaw zamanı öğrettiğini görmek ister.önümüze konuları seçer ama o konularda yorumu bize bırakır.çünkü sınaw olunan biziz.kendi ayağımızla ona gtmek makbuldür.o kendi ayağına kendi getirse ne anlamı kalırdı sınawın?siz hediye zorla mı aldırırdınız?kendi ayağıyla dostunuzun kendi isteğiyle hediye alması mı daha hoşunuza gderdi?allahta ona kendi kaderimizle gtmemzi yani yorumumuzu werip snaw snucumuzu ona göre wermek ister.denenmenin amacı kendi kararlarmzdadr.ödülde snuçtur.
 
Yorumlar
hasan Hüseyin Yazdı:
„Saptırılan Kader anlayisi“
Kuranin ilk muhatablarinin bugünkü gibi Kader konusunda sorunlari ve yanlislari yoktu. Bilinen ve anlasilan bur konu olmasi sebebiyle inanan ve inanmayanlar bu konu üzerinde hic bir aciklama istememislerdir. Islam dünyasinda Kader olgusu Hicri 2-3 yüzyillarda tartisilmaya baslanmistir.
Tartismalar sonucunda ortaya cikan ve bize kadar aktarilan Kader anlayisida tam olarak ne oldugu belli olmayan bir olguya sokulmus, batil kültür ve bilgilerin uzantisinda bir cok cesit Kader inanci ortaya cikmistir. Kuranda bu Kader olayini anlamaya calisanlar da dahi bazi kültürlerin bakis acisindan ele almaktan kendilerini kurtaramamis durumdadir.
Özellikle Ehli sünnet vel cemaat bu konuyu anlasilmaz ilan edip tabu haline getirmis, dokunulmaz ilan etmistir. Kader su an kimse tarafindan bilinmez ve anlasilmaz bir durumdadir.
Yayginlik bulmasi acisindan insanlar arasi tartismalar sonucunda Kadere su sekilde inanilmistir:
- Tam kadercilik: Bu inanista her sey Allah tarafindan önceden belirlenmis, her insan sadece bir filmdeki oyuncu gibi rolünü oynamaktadir.
- Yari Kadercilik: Bu inanista Kulli Irade Allaha ait, cuzzi irade insana ait.
- Insan merkezli Kadercilik: Bu inanista Allah hic bir seye müdahele etmez, insan tam anlamiyla her seyi tayin eder. Yeryüzünde her seyi yapmaya muktedirdir.

Kuranda bugünkü tartisilan Kaderi anlatan-aciklayan hic bir ayet yoktur. Lakin isin dogrusu Kurandadir, Kuran bütünlügündedir. Bu sebele Kuranla egitilen insanlarda bu günkü gibi Kader konusunda bilinmezlik olusmamis ve bu konuda bilgi istememislerdir ve Kuranda da bu konu tam net kelimelerle anlatilmamis, Kuran bütünlügünde anlasilmistir. Bu sorgulamalarin temel esasi o nesilden sonra gelenlerin Kuran bütünlügünü degerlendiremediklerinden ve eski dinlerin görüslerinden siyrilamadiklarindan kaynaklanmaktadir.

Kaderi anlamamiz icin su noktadan yola cikmak ve Kurana sormak gerekir: Rab kimdir, Insan kimdir ve ne amacli yaratilmistir? Iste bu soru bize Kuranda anlatilan Kader olayini aciklar, zira Insanin kimligi ve yaratilis amaci onun Kaderidir. Simdi sirayla giderek bu soruyu Kurana soralim.
Hic bir sey yokken Allah bilinip sevilmek icin alemleri yaratiyor. Melekleri yaratiyor ve insani – Ademi kendisine ibadet edecek, yeryüzünde Allahin ona verdigi yetkiyle Allah adina isleri yapacak birisi olarak yaratiyor. Kuran tabiriyle halife olarak yaratiyor.
Ademin yaratilisini da meleklere haber veriyor ve Ademi sekillendirip ben ona can verdigim zaman secdeye kapanin diyor. Burada secde yere kapanma degil, Ademin hizmetine girin ifadesidir. Melekler Ademinogullarinin ic yapisini ögrendiklerinde „kötülük yapacak, sana asi olacak insanlara hizmet mi edecegiz, oysa biz seni sürekli yüceltiyoruz“ diyerek buradaki anlamadiklari seyi dile getirirler. Allah Ademe ilim verir ve Adem meleklere bu ilimden aciklama yapar. Ayetlerde kullanilan tabir esyanin ismidir. Mecazidir ve ilim anlamina gelir.
Melekler anlamadiklari isin ic yüzünü ögrenmis olurlar ve Allahtan af dilerler. Iblis ise Secde emrine kadar bir melek konumunda idi. Secde yani Hizmete gir emri hasil olunca yaratilista kendisinin üstün oldugunu ve üstün olana hizmet edilmesi gerekliligini dile getirir ve Yaratan olarak Allaha yanlis yapma gibi bir mantikla hakarette bulunur. Bu sebele Allaha hakaretten ceza alir.
Daha sonra Allah Ademe yine onun yapisindan es yaratir. Bu ikisinden de dünyaya gelecek bütün insanlari yaratir. Yaratma sekli nesilden türemedir. Insanlarin tamamini yarattiginda yaratanin kim oldugunu sorar. Buradaki sorma Rab olaraktir. Yani „Sizi yoktan yaratan ve sizler üzerine hüküm edecek kim seklinde“ sorgular. Insanlar Allahin yarattigini, Rab oldugunu teyid eder ve teklif edilen halifeligi böylece kabul ederler. Bu söz alistan sonra Adem ve hava haric bütün insanlar öldürülür. Bu yaratma Cennet veya bazilarinin dayattigi gibi yeryüzünde olmamis, Allahin aciklamadigi bir yerde olmustur. Bu yaratlis da tamamen bedenidir, yani bazilarinin ayetler acikca olmasina ragmen kendi uydurduklari hadislerle dayattiklari gibi Ruhlar aleminde degildir ki, zaten ruh diye bir sey de yoktur. Ayette sülbünden yani belinden aciklamasi nesilden bedeni olarak yaratilmadir.
„Adem ve Esine cennete yerlesin, sadece su agaca yaklasmayin“ emrini verir. Adem ve esi unutarak o agactan iblisin fisildamalarina uyarak yerler ve nesil türeme yerleri acik olunca af dilerler. Nesil türeme uzuvlarinin aciga cikmasi da zaten dünya hayatinin gerekliligidir. Zira nesil türeme yerleri ana ve babadan diriltilme sekli sadece bu dünya hayati icin vardir. Son diriltilme de yine bu nesil türeme yerleri olmayacak, cünkü dirilme sekli ana babadan üremeyle degil, direk topraktan olacaktir. Son diriltilmedeki ortamda zaman olmayacak, gökler, yer su anki toprak aleminden cok farkli olacak. Cennet ve cehennemde yaklastirilacak.

Allah af dileyen Ademin tövbesini kabul eder ve vahiyleri aldiktan sonra Ademoglunun cenneten yeryüzüne inin emriyle yeryüzü hayati baslar.
Allah zamani gelen insani ic yapisina uygun olarak yeryüzünde ilk yaratilisa uygun olarak ana ve babadan tekrar diriltir. (Yaratma degil öldümden sonra diriltilmedir, cünkü insan verilen sözden sonra ölüm durumundadir. Öldürülmüs olan diriltilir, yoktan var edilmeyi Allah „yaratma“ seklinde izah etmistir. Diriltme veya yaratma icin Allahin „ol“ demesidir. O da oluverir.
Dünya hayatinda insanlar ic yapilarina uygun sekilde yasayacak ve zamani gelince öldürülecek ve son olarak tekrar diriltilecek. Allaha verilen söze baglilik-yaratilis amaci halifelik konusunda insan yargilanacak, daha acikcasi; kalu belada söz verme esnasindaki ic yapisi ortaya cikacak ve yargilanacak, kötü olanlar inkar etme yolunada gitse de dünya hayatinda insan kendi eliyle delillendirmistir.

Kuran tamaminda öz itibariyla aciklamalar bu yöndedir.
Buradan sunlari anlayabiliriz:
- Ademi ve neslini Allah kendisine Kulluk-halifelik icin yaratmis. Ilk yaratma bedeni olarak söz alinan yerde olmustur. Burada bütün insanlari yarattiginda Allah soruyor, „rabbiniz kim, yani benim halifem olacakmisiniz, bu agir yükü alacakmisiniz“. Insanlar olacagiz sözünü vermisler. Allah bazilarinin gercekten inanmadigi veya sözü icten vermediklerini, yalan söylediklerini baska deyisle insanin ic yapisini orada bilmektedir fakat iblis gibi hemen yüzüne vurmuyor. Iblis yapisi geregi Allaha karsi yalan söylemiyor, sadece kendi ici yapisini ortaya cikariyor. Insan ise ic yapisi geregi böyle bir sorgulama durumunda yalan söylecegi icin, Allah yeryüzünde o ic yapiyi ortaya cikaracak ve delillendirecektir. Nitekim Hesap gününde insanlar delillendirilmis olmasina ragmen yalan söylemeyi yine deneyecekler. Fakat delil ortada olacak. Allah katinda zaman olmadigi düsününülürse esasen insanin yeryüzü serüveni an icinde zamansizlikta gerceklesmektedir.
Allah her insani kendi ic yapisini kendisi eliyle delillendirecegi ortamda diriltiyor, onu secim noltalarina getiriyor ve insan da o ic yapisina uygun sekilde hareket ediyor. Kuran buna, bu dünyadaki imtihan diyor. Yani insanin kendisine ic yapisinin delillendirilmesidir, aciga cikarilmasidir.

Bu yapi ne ise hic degismez, sabittir. Hesap gününde ve hatta ölüm modunda insanlar „bizi tekrar dünya hayatina geri gönderde sana halife olalim diyecekler“, fakat Allah onlarin yine ic yapilari geregi ayni seyleri yapacagini bildiriyor. Yani insanin ic yapisi dogrultusunda yine ayni seyleri yapacagini dile getiriyor.
Iste bu Söz aleminde sözü tam inanmis olarak verenler bu dünya hayatinda iman ederler ve Allaha halife olurlar, digerleri de iman etmezler ve Allah ile mücadeleye girerler.

Hic bir insan ilk diriltilmede, yani dünya yasantisinda nasil bir ic yapiya sahip oldugunu bilemez, bilme durumu olsa, bu ic yapiyi aciga cikarma -imtihan isi olusmaz. Her insan su ana kadar yasantisini göz önüne alarak oradaki ic yapisini yaklasik olarak da olsa tespit edebilir.

Allah ve insanda her zaman iyiyi isterler. Hic bir insan ben kötüyüm demez, kasitli kötügü istemez. Burada kötü ve iyi insanin ic bünyesi ve cevresiyle etkilesimi dogrultusundaki kurgusudur. Bu kurgu insan tarafindan her zaman iyi olarak degerlendirilir. Lakin bu kurgu gerceklerle-vahiyle degerlendirildiginde ve sonuclariyla iyi veya kötü olmasi ortaya cikar.
Allah her zaman iyiyi istemesine karsin cogu insan kötü ic yapisi geregi her zaman kötü olani kurgular ve bu dogrultuda dua eder- ister. Allah bu kurgu – istek dogrultusunda o ortami hazirlar. Rahmeti geregi cogunlukla insanin lehine müdahele eder. Insani iyiye yönlendirme yönünde iradede bulunur. Örnegin vahiy gönderme gibi, müminlere yüklenen kötülüklerle mücadele edilmesi gibi.

Hic bir insanin ic yapisi digerinin aynisi degildir ve yine renklerin tonlari gibi cesitlilik arzeder. Iyi olmada, kötü olmada derecelidir.

Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Azîz'dir O, Gafûr'dur. (Mülk-2)

Insanin ic yapisini kendi eliyle ortaya cikarmasi sebebiyle Resule „sen sadece uyar, kalbler Allahin elindedir“ aciklamasini yapar.

Her seyin sahibi Allahtir. Insaninda sahibi Allahtir. Diledigine iyilik, diledigine zulm de edebilir, bunu kimse sorgulayamaz. Humanizmin etkisinde kalanlar gibi bunu saptirmayalim. Diledigi kulunu cennete diledigi kulunuda cehenneme koyabilir. Diledigi topluluklari toptan da yok edebilir. Bu hak her seyin sahibi Allaha aittir.

Toparlarsak; insanin ic yapisi insanin Kaderini belirler. Insan bu yapi dogrultusunda ister, Allah da dilerse o istenileni yaratir. Yine bu yapiyi aciga cikaracak Yaratici o insani ic yapisini tam anlamiyla ortaya cikaracagi cagda, toplulukta, ana babadan yaratir.
Allah iyi olani merhameti geregi ister, bazi durumlarda da o yönde müdahele eder. Örnegin vahiy göndermek gibi. Ic yapilari kötü olanlara dahi bu dünya hayatinda kendilerini düzeltme firsati tanimis ve vahiyler göndermistir. Bazende kahredicidir, zulmedilmeyi kendi isleriyle hak edenlere de henüz bu hayatta zulmeder, ki buda kahredici olmasindandir. Bunu kimse sorgulayamaz. Vahiyleri inkar edip azginlik noktasina gelen insanlari – topluluklari yok etmesi gibi. Örnegin; Firavun, Semud, Nuh, Lut v.b topluluklari.
Insanin hangi ana babadan, kadin veya erkek, fiziki ve davranis engelli, fakirlik ve kötülük ortaminda ve hatta köle olacagi bir ortamda yaratmasini da kimse yargilayamaz. Bu da Allahin insanin Kaderine müdahele etmesidir. Ic yapinin ortaya cikarilmasi icin cok cesitli ortamlardir ve gereklidir. Allah da ayni zamanda insanin kaderine mudahele eder. Bu gerek rahmet, gerek kahredici olmasindandir. Fakat herhalukarda adildir. Bu müdahaleler insanin ic yapisindan dolayidir. Bazen bu ic yapinin ortaya cikmasi icin Ser de hayirda yaratabilir. Bizler bunu kavrayamayiz. Ancak sebeb sonuc iliskisi sonucunda hikmet bilgisiyle kismen tesbit edebiliriz.

Kader insanin ic yapisidir, Gök ve yerde yaratilan her sey ve hayatta yasanan ve yaratilan her sey de bu ic yapinin delillendirilmesine yöneliktir. Kuranda bunu aciklayan bir cok ayetler vardir:

Enbiya Suresi 35 Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Mülk Suresi 2 Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Azîz'dir O, Gafûr'dur.
Müddesir Suresi 31 Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Casiye Suresi
22 Ve Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Ta ki her benlik, kazancının karşılığıyla, hiç kimse zulme uğratılmaksızın, yüz yüze getirilsin.
A'raf Suresi
172 Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
Öz olarak: Allahin dilemesi ve yaratmasini kimse sorgulayamaz. Diledigi kuluna istedigi zaman istedigini yapar, hükmeder. Istedigi sekilde kader tayin eder. Istedigi zaman kötü veya iyi olanla imtihan edebilir. Humanizmden etkilenenler bunu Allahin adaletine aykiri bulabilirler, lakin her seyin sahibi ve bunlar üzerinde de tasarruf sahibi Allahtir. Bir cok sey hayatimiz da bize yanlis gibi gelir, Allahin bize zülmettigi kanisina variriz ve biz böyle bir seyi hak etmedik gibi bir kurguya gireriz. Böyle bir kurguyu yapmadan önce gök ve yerin arasindakilerin sahibi kimindir. Insanin mi yoksa Allahin mi? Sayet insaninsa bu bir zulm dür, sayet Allahinsa zulm degildir, insanin ic yapisindandir. Allah hic bir zaman zulmetmez. Allah kendisine ait olan bir seyi istedigi gibi tassaruf edebilir. Bunu kimsenin sorgulamaya hakki yoktur. Hayri ve serri yaratan ve onunla ic yapiyi ortaya cikaran Allahtir. Ilk ic yapisini ortaya cikaran melekler ve arkasindan Iblis olmustur.
Her yil kadir gecesinde „melekler yeryüzüne isleri yapmak icin inerlerde, inerler“ ifadesindende o bir yil icinde yeryüzünde neler olacaksa Allahin yarattigini ve bununla ilgili melekleri görevlendirdigini bildirmektedir. Insanin nerede ne istedigini, ne yapacagini Allah bilir, ve ic yapiyi insanin ortaya cikaracagi ortami hazirlar.
Insanin dilemeye dahi iktidari yoktur, Allah insanin dilemesini istemedikce. Yaratici insana ic yapisina uygun olan dileme-kurguya izin verir ve insan iyiyi veya kötüyü diler. Insan icin sadece dileme – dua vardir. Onun ötesinde bu duaya icabet etmek Allahin dilemesi ve yaratmasina baglidir. Kul diler, Allah dilerse olur. Kul dilemesine ragmen, Allah dilemezse hic bir sey olmaz.
Allahin dilemesi bize sünnetullah cercevesinde gerceklesir, yani aninda yaratilir. Örnegin; elini masanin üstüne vurmak gibi. Kul o an diler, Allah da onu aninda yaratir. Bu dileme sünnetullah cercevesinde gerceklesir. Bu dileme Insana halifelik yetkisinden dolayi verdigi Allahin direk ve anlik yaratmasidir. Insan kendisinde buna muktedir oldugunu sanir.
Birde kulun duasi düzeyinde istemesi vardir. Bu ileriye dönük, hazir da olmayan bir seyi istemesi gibidir. Bu dileme sünnetullah cercevesinin disindaysa bu istegi Allahda dilerse o duayi gerceklestirir. Dilemezse olmaz. „Dua edin, icabet edeyim“ ayetleri bunu aciklar.
Allahin rahmeti gazabini gecmistir ve hic bir zaman zulmedici degildir. Bize zulm gibi görünen seylerin arkasinda zamanla ortaya cikacak daha iyi seyler olabilir. Bazen insan kurgusuna göre zulm olan seyler o kisinin azginligindan dolayi basina ceza olarak gelir. Zalimlere zulmetmekte Allahin hakkidir. Geregi, zamani geldiginde de kahreder. Kuran bu söylenenlerin hikayeleri ile doludur. Bakarsiniz ki iyi dedigimiz insan bir anda ölebilir, bunu bir zulm gibi görmek yanlistir. Allah o insanin ileride büyük günaha yönelecegini bilir ve onu o isten alikoymak icin canini alir. Bu is insana göre zulm, ama gercekte o insan icin bir rahmettir. Sahsimiza ve cevremizde olan olaylari Kuranin ögrettigi hikmet bilgisiyle algilamak gerekir. Bu algilama batinilik degildir. Musa ve Allahin kulunun gezisini anlatan ayetleri iyi ögrenmek gerekir. Kurani bütünlügünde incelemek, hikmet bilgisine ulasmaya calismak, tefekkür etmek, takvayla yasamak, yasadiklarimizi yargilamak ve Allaha verilen sözü ölene kadar unutmadan yerine getirmeye calismak esas olandir. Dogru ve yanlis vahiylerle aciklanmis, Allahin insana verdigi Akil melekesiyle insanlar ic yapilarina göre kurgu yaparlar. Bu kurguyu dogru yapmak icin Kuranda Allahin istediklerini hikmetle birlikte bilmekle olur. Bilmeden dogruya kurgu yapmak hemen hemen imkansizdir, insanin hayvani istekleri - nefsi ve iblis insani daha cok kötüye kurgular. Bu sebeble insanin üstlendigi Halifeligi yerine getirmek inanci icinde olanlar önce Rabbinin mesajiyla karsi karsiya gelmeleri sarttir. Baskalarinin sözleri kendisi baglar. Öz olan; insan aklederek rabbini vahiyden ögrenmesi ve bu yolda isteklerini ve hayatini kurgulamasi ve mücadelesi gerekir.
Yanlis kurgulardan ders almakta dogru kurgulamaya götüren bir aractir. Kuranda anlatilan gecmis kavimlerin baslarina gelenler bu yönde degerlendirilir. Insan kendi gecmisini düsünürse, yaptigi hatalari görür ve ileriye dönük dogru kurgulama yapma sansini elde eder. Bir anlamda insanin gecmis yasantisi o insanin ic yapisinin delillendirilmis halidir. Kuran nazarinda yargilandiginda ic yapinin iyi veya kötü oldugunu insan henüz dünya hayatinda dahi yaklasik olarak tespit edebilir.

Kula bela gelmez,
Hak yazmadikca.
Hak bela yazmaz,
Kul azmadikca
 
Yorumlar
HİLAL Yazdı:
ARADIGIM SEYİ BULAMADIM AMA YİNEDE İYİDİR
 
Yorumlar
ömer Yazdı:
ruhum ferahladı desem yetermi yeter
 
Yorumlar
SERDAR ANBARCI Yazdı:
Akıl, din bilgilerinden bazılarını anlayamaz. Eğer anlasaydı, Peygamberlere lüzum kalmazdı.

İnsanların işlerini, hareketlerini de Allahü teâlâ yaratmaktadır. İşleri zorla da yaptırmıyor. Zorla yaptırılan iş için hesaba çekmek de zulüm olur. Allahü teâlâ zulüm yapmaz.

İnsanların işlerinin bir titreme gibi cebren yapılmadığı da meydandadır. İnsanda tam ihtiyar ve tam cebir olmadığı için, insanın hareketleri, bu ikisinin arasında hâsıl olmaktadır.

Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ yaratıyor ise de, insanlara irade-i cüziyye vermiştir. İrade-i cüziyye insandan meydana gelir; fakat insan bunu yarattı denilemez.

Allahü teâlâ, insanın ihtiyari hareketini yaratmak için, insanın iradesini sebep kılmıştır. Bu şart olmasa da yaratır. Fakat bu şart ile, bu sebep ile yaratması âdetidir. Peygamberlerinde ve Evliyasında bu âdetini bozarak sebepsiz de yaratır. Yarattığı çok görülmüştür.

İnsanın işleri ezeldeki takdir ile meydana geliyor ise de, meydana gelmeleri için, önce kul irade-i cüziyyesini kullanmaktadır. İşin yapılmasını veya yapılmamasını istemektedir.

İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek, insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir. Bunları levh-i mahfuz’da yazmıştır. Böyle olduğu için, kulun mecbur olması gerekmez.

Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez.

İşte Allahü teâlânın da, ezelî ilmiyle, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine cebri bir müdahale değildir.

Bir kimse, birinin bir günde yapacağı şeyleri bilse ve bunları yapmasını irade etse ve hepsini bir kâğıda yazsa, bunları yapacak olan kimse, o kimsenin mecburu olmaz.

(Yapacaklarımı biliyordun ve yapılmasını istedin ve kâğıda yazdın. O halde, bunları sen yaptın) da diyemez. Çünkü bunları kendi iradesi ile ve kendisi yapmıştır. O kimsenin bildiği ve dilediği ve yazdığı için yapmamıştır.

Allahü teâlânın ezelde bilmesi ve dilemesi ve levh-i mahfuza yazması da, insanları mecbur etmek olmaz. Evet, ezelde, levh-i mahfuza yazmıştır. Kulun yapacağını bildiği için, yapılmasını irade etmiştir. Allahü teâlânın ezeldeki bilgisi, kulun kendi iradesi ile yapacağı işe bağlıdır. Kulun işi de, Allahü teâlânın bu ilmi ve iradesi ile ve yaratması ile meydana gelmektedir. Kul, iradesini kullanmazsa, Allahü teâlâ, kulun iradesini kullanmayacağını ezelde bilir ve bildiği için irade etmez ve yaratmaz.

İnsanların iradesi olmasaydı da, insanların işleri yalnız Allahü teâlânın iradesi ile yaratılsaydı, insanlar mecburdur denilirdi.

İnsan, irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükâfatını görür. Yani Allahü teâlâ hiç kimseye zorla günah işletmez.

İnsan, irade-i cüziyye ile yaptığı işleri kendi yaratmıyor. Bu işlerin, hayrın ve şerrin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır.

 
Yorumlar
abdullah Yazdı:
allah razi olsun
 
Yorumlar
isimsiz Yazdı:
ÇOK GÜZEL BİR YAZI BEN ÇOK BEĞENDİM AMA BELKİ ADIM KADER OLDUĞU GÜZEL GELİYORDUR
 
Yorumlar
isimsiz Yazdı:
"Allah’ın insanın neyi seçeceğini bilmesi, insanın hürriyetini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor! Bilakis Allah, her şeyi bildiği halde insanı seçiminde serbest bırakmıştır."
Benim için sıkıntı burada yatıyor ve bir türlü aklım-kalbim tam tatmin olamıyor. Bizi yaratan Allah neyi seçeceğimizi de biliyor, bu durumda kimin kötüyü seçip cehenneme gideceğini de biliyor. Allah'ın bilmesi demek önceden buna karar vermesi anlamına geliyor. E o zaman seçme hürriyeti nerede kalıyor. Kanaatimce, Allah elbette isteseydi kimin ne yola gideceğini bilirdi fakat bunu istememiş. Bunun yerine, doğruyu-yanlışı önüne koyduktan ve uyarıları yaptıktan sonra insanın seçmesini istemiş. Allah'ın önceden bilmesi meselesi konusunda beni aydınlatabilecek olanınız varsa, istirham ederim suskun_yorumcu@hotmail.com adresine yazsın.
 
Yorumlar
Özcan Sarikaya Yazdı:
Allah Mustafa Islamoglu Hocam gibi Alimlerin sayisini cogaltsin, Ümmetin ve Insanligin buna ihtiyaci var. Artik uyanmaliyiz ve aktif bir hál almaliyiz. Batilin A´dan Z´ye türlü planlar kurdugu ve herseyi kontrolüne gecirmek istedigi dünyamizda, Müslümanlar ne yapiyor? Ne ile urasiyor? Elimiz´deki hazinenin farkinda olmaliyiz. Seyda Hekimoglu hanim kardesimizden paylasimlarindan dolayi Allah razi olsun.
-Hocam diline, yüregine ve aklina saglik..
 
Yorumlar
ali şamloğ Yazdı:
Bilelim ki anlama olayının üst sınırı yok Başkalarının açıklamaları konuyu anlamamıza katkı sağlar telim olmamızı gerektirmez. Hocamıza katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. herkes kendi aklı nisbetinde mesüldur.
 
Yorumlar
İsimsiz Yazdı:
sorularımın cevabını bulamadım bana hüzünle bakan temizlikçi benim yerimde olmak isterdi ben onun yerinde olabilirdim
 
Yorumlar
isimsiz Yazdı:
mustafa islamoğlundan yapılan alıntılarla çok anlaşılr bir açıklama olmuş zevkle okudum
 
Yorumlar
alara Yazdı:
bence hepsııııı ıyı ama ardıdım seyı tam olarak bulamadım..yınedı ıyı yanı eh ıste
 
Yorumlar
gülden Yazdı:
Allah razı olsun.Zaten dedikleriniz tersi bi durum olsaydı ki bunun aksını dusunen musluman arkadaslarımda var o zaman size bile Allah razı olsun değil haşa Allah kendinden razı olsun mu dicektik?