| KERBELA ÇÖLÜNDE MAHZUN BİR ŞEHİD |
“Dönem ve halk, bir yiğidin zuhurunu beklemektedir… İslam’ın öngördüğü yöntemle hakikat ve adalet siperlerinde kimsecikler kalmamıştır! Nebevi inkılâbın sorumluluğunu yüklenecek bir Tevhid ve bir Resul aşığı beklenmektedir. Esfel-i safiline düşen devrin Müslümanlarını uyandıracak bir kurtuluş nefhası… Üzerlerine düşen zillet örtüsünü kaldıracak, diriliş meşalesini taşıyan adalet aşığı bir yiğit… Hayat ve ölüm, Hayatın ve ölümün sahibine halisane sunulmayacaksa “iman ettim” demenin ne anlamı olacaktı? Bütün bunların bilincinde olan bir sembol! Emevi saltanat ve zulüm sistemi, toplumun tüm kaynaklarını ellerinde tutuyorlar. Kureyş, yeni cahiliyyesiyle, İslami inkılâbını yüce değerlerine tekrar musallat olmuştur! “İmam ve liderler, nasıl bir savaşım vereceklerini kendileri belirlemezler.” Diyor Ali Şeriati ve devam ediyor; “Aksine nasıl bir savaşım vereceklerini, koşullar, durum, çevre, siyasi akımlar, güç odakları ve düşmanın savunma şekline göre belirlemek zorunda kalırlar. İmam Hüseyin’in, kendine özgü ayaklanmasını hangi koşullar altında başlattığı anlaşılmadıkça, seçtiği savaşım yöntemi de anlaşılamayacaktır.” Yine “Bazen bir düşüncenin, bir inancın, bir neslin gözleri, nasıl davranacaklar diye bazı kimselere dikilir. Toplum, Tevhid akidesinin özelliklerini taşımaktan uzaklaşmış, sindirilip, korkutularak teslim alınmıştır. Daha düne kadar Peygamber için canını vermeye hazır sahabeler ve çocukları, bugün derin bir sessizlik içinde, Peygamber ailesine yapılacak zulme seyirci olmaktadır! Hz. Muhammed’in(s.a.v), okulunda eğitilmiş Müslümanlar, üç gruba ayrılmışlardır. 1- Emevi saltanat sapmasına karşı çıkıp öldürülenler. 2- Zor zamanda Hakka tapmanın zafer ve fetih değil, işkence ve zindanı getirdiği bir Dönemde, sorumluluktan kaçanlar. Müslüman kitleler onlardan direnme, karşı koyma ve Hakkı haykırmalarını beklerken, onlar uzlet köşelerine çekilip nefis tezkiyesiyle uğraştılar. Zulmün yararına toplumsal sorumluluklarından kaçarak manevi olarak intihar edenler. 3-Muaviye’ye dayanıp, ondan para, makam mevki ve emir alan kimseler. Gözlerini dünya hırsı bürümüş nefislerinin esiri olup Muaviye ve oğlu Yezit tarafından kullanılanlar. Böyle zor bir zamanda Müslümanlardan, samimi olanlar ya öldürülmüş, ya suya sabuna dokunmayanlar güvenli bir yere çekilip insanları alın yazılarıyla baş başa bırakmışlar, ya da Emevi saltanatının sesi olmuşlardı. Toplumsal sorumluluk, adalet, hak ve imamet gibi konular unutulmuştur. Tevhidi direniş üssünde ise tek bir kişi kalmıştır. Şimdi Hüseyin devrededir. Dedesi Resulullah’ın dizleri, omuzları, sırtı üzerinde Hak, adalet, Tevhid ve toplumsal şuur ile büyüyen Hüseyin, Muhammed(a.s)’in Medine’sinden çıkar. Kimsesizdir, yardımcısızdır. Bir avuç arkadaş ve aile efradından başka kimsesi olmadan desteksiz, yalnız bir şekilde Tevhid bayrağını tekrar yükseltmek için yola çıkmıştır. Önümüzde bir toplum var ki, herkes kendini Müslüman olarak kabul ediyor. Fakat bu toplum, Allah’ın ayetlerini nefsine göre tevil eden ve ciddiye almayan, dünya sevgisiyle dolmuş, içki içen, kadınlara düşkün, saltanat heveslisi, danışmanları Hrıstiyan ve parayı seven sözde ilim adamı, kavmiyetçilik duygusu kuvvetli birine biat ediyor! Baskı ve sindirmeye boyun eğerek kendilerini kurtardıklarını zannediyorlar! Hâlbuki imanlarının tehlikeye girdiğini, Allah’ın azabını kazandıklarını ise hiç mi hiç düşünmüyorlar!” diyor Ali Şeriati. Hz. Hüseyin, böyle birine biat edemezdi. O Peygamber torunu şöyle diyordu bir defasında. “Gerçek imam, Allah’ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, Hakka boyun eğen ve kendini sadece Allah’a adayan kimsedir.” Hiç düşündünüz mü, Resulullah (a.s) O’nun yerinde olsaydı ne yapardı? Diye. Hz. Hüseyin’in yaptığının aynısını yapardı! O’nun kıyamı, son derece Hak ve adalet üzere idi… Yola çıkarken de hedefini açıklıyordu. “Ben, azgınlık, makam, mevki, fesat ve zulüm için Medine’den ayrılmadım. Ben, ceddim Resulullah’ın ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın ve babam Ali’nin yolundan gitmek için kıyam ettim!” Peki, Hz. Hüseyin ve bir avuç yaranından başka Müslüman yok muydu? Onlar, neden Hüseyin’in duyduğu sorumluluğu duymadılar? Çünkü hayata bağlanmak, makam mevki sahibi olmak, lüks ve konfor içinde yaşamak zaaf haline gelmişti. Allah’a olan sorumluluk unutturulmuş, Allah’ı razı etmenin yerini, Yezit’i razı etme almıştı. Herkesin yüzünde İslam maskesi vardı. Fakat ruhları kirliydi. İnsanlar tekrar o meşum şirk, nifak ve riya kuyularına düşmüşlerdi. İşte Hz. Hüseyin, ümmetin bu sapmaya doğru giden gidişatını beğenmiyor, Tevhidi inanca uymadığını biliyordu. Yezit’e biat ederse, İslam dini tahrif olabilirdi! Zulüm, fısk ve nifak ümmetin özelliği olacaktı! Üstelik Peygamberin arkasından giden de gitmeyen de “ben müslümanım” diyordu! İşte tarihin bu kırılma noktasında, samimi ve özde Müslümanlar, sadece diliyle sözde Müslümanlardan ayrılmalıydı! Bir tarafta Peygamberi yolun takipçisi olan Hz. Hüseyin. Diğer yanda bir nevi Nemrut’un, Firavun’un, Ebu Süfyan’ın takipçisi Yezit! Hangisi biat edilmeye, arkasından gidilmeye daha layıktır sizce? Hz. Hüseyin’in konuşmalarına dikkat edin! Tüm kaygısı İslam, Allah’ın rızası, ümmet, Resulün örnekliği, Hak ve adalet tutkusudur! Sözlerinde en ufak bir riya, menfaat, hırs, dünyalık beklentiler yok! Hz. Hüseyin, Hak duruş ile batıl duruşu ayırmış ve doğru örneklik olmuştur. Ümmetin duruşu Hak üzere değildi. Halk, Ehl-i Beytin öğütlerini dinlemiyor, Yezit gibi bir dünya ve şehvetperest birine biat edebiliyordu. Ve bu İslam toplumu sözle, nasihatle düzelmiyorsa, artık eylemle düzeltilmeliydi! Resulullah, bir hadisinde “bir kötülük gördüğünde kalben buğz edeceksin. Dilinle düzeltebiliyorsan söyleyeceksin. Yapabiliyorsan elinle düzelteceksin!” diye emretmiyor muydu? Kötülük ise alıp başını gidiyordu. İnsanların nefsine kalsa, iyilik ve kötülüğün bile ölçüleri değişir! O dönemde olduğu gibi, Yezit’e biat etmeyi iyilik, biat etmemeyi kötülük olarak görebilirlerdi. Fakat bir mümin için önemli olan, Allah’ın ölçülerine göre iyilik ve kötülüğün bilinmesi ve yaşanmasıydı. Bazen kötülüğün istenmemesi de sorunları bitirmez. İyiliğin ikame edilmesi gerekir. Nitekim Yezit’e biat etmeyenler olduğu halde, Hüseyin’e de destek vermediler. Toplumdaki kötülüğe alternatif olarak iyiliği koymadılar! Böylece sadece Yezit’in zulüm sistemini beslediler. İmam Hüseyin ise, işte bu zor olanı yapıyor ve ne biat ediyor, ne de başka bir yere gidiyor. Kalıp savaşmayı, kendi ölümü pahasına “ıslah etmeyi” tercih ediyor. Dinin netleşmesi, yanlış tevillerin ortadan kaldırılması için Yezit’e meydan okuyor. Yezit ise, her ne kadar Peygambere iman ettiğini iddia etse de, bunda samimi olmadığını, O’nun torununu öldürerek göstermiştir. Hz. Hüseyin, ölümü pahasına “Peygamberinize ihanet etmeyin!” diye haykırdı! İmanda samimi ve ihlâslı olmayı gösterdi. Çünkü O, Resulullah’ın başlattığı yolun devamıydı. Müslümanım dediği halde, bu doğru yoldan ayrılanlar, ihanet edenler oluyordu. Ayetleri nefsine göre tevil edip sapanlar oluyordu. Hz. Hüseyin, taraftarı olmamız gereken yolu gösteriyor, safımızı seçmemizi ve duruşumuzu netleştirmemizi istiyordu. Yezit ise Hz. Hüseyin’e saldırmakla, aslında İslam’a saldırmıştı! O’nun Peygamberi duruşunu kabul etmedi. Hz. Hüseyin ve yarenleri, İslami çizgide ısrar ettikçe, onlara düşmanlığı arttı! Şimdi anlıyoruz ki, gerçek mümin Hz. Hüseyin’in şahsında, sahte Müslüman ise Yezit’in şahsında somutlaşmıştır. Kıyamın baştan sona gelişimi, kimin Hak üzere, kimin batıl üzere oluşunu açığa çıkarmıştır. Peygamberi anlayanlar, ailesini de anlarlar! Ehl-i Beyt, hayatlarıyla tebliğ ettikleri gibi ölümleriyle de tebliğ ettiler. Yaşarken Resulü takip ettiler, ölürken de… Zalimler ise şunu unuttular! Ehl-i Beytin öldürülmesi yaşamasından daha çok mesaj verir ve etkili olur. Yüzyıllardır şehadet ateşinin sönmemesi ve İmamı takip edenlerin sürekli olarak ortaya çıkması bunun delilidir. İnsan olmanın, bilinçli, inançlı ve yaşayan kimse olmak, kişiyi cihattan sorumlu duruma sokar. Hz. Hüseyin de, yaşayan, açık ve bilinçli insanın sembolüdür. İmam savaşmalıydı. Güç yetirsin veya yetirmesin, risaletin uygulanması, İslam ile amel edilmesi için sorumlu olmanın şeklini göstermeliydi. O, savaşa güç yetiremese bile savaşmakla yükümlü olmanın fetvasını vermiştir. Çünkü cahiliye hortlamış, risalet ve gereği ayaklar altına alınmış, zer ve zora dayanılarak her tür zulüm meşrulaştırılmıştır. Doğruluk kitabı Kur’an, mızrakların ucuna takılıp dolandırıp, yanıltmak için kullanılmaktadır. Çünkü yeni cahiliye, eski cahiliyyeden daha kara, daha yırtıcı, daha sinsi olarak gelişmektedir. Yalnız ve kimsesizdir! Elleri bomboştur! Fakat güzel ölmenin sanatını, yaşamdan iyi öğrenmiştir! O, Şehadetin bir yenilgi ve yitiri değil, aksine, bir seçim olduğunu göstermiştir. Nasıl yaşanılacağını öğreten büyük Peygamberin varisi Hüseyin, şimdi gün gelmiş nasıl ölünmesi gerektiğini öğretecektir. Hz. Hüseyin, yaşamak için her tür alçaklığa boyun eğen zayıf ruhlu insanlara, onları kara bir ölümün beklediğini gösterdi. Şehadeti seçme cesaretinde bulunmayan kimseleri ise “ölümün” seçeceğini gösterdi. Demek ki, şehadet bilinçli ölümdür! Şehitler, ölümü öldürenlerdir! Hz. Hüseyin, kendini Tevhid ve risaletin bir parçası olarak görüyordu. Bizler de kendimizi Tevhid ve risaletin bir parçası olarak görüyor muyuz? Buna göre şehadetin anlamını idrak edebilecek ve belki o zaman çağımızda da Hz. Hüseyin’in yolundan giden yiğitleri anlayabileceğiz! |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 235 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Samet Direk Yazdı: Saolasın |
| Yorumlar |
| eser Yazdı: s.a akıllı insanların ders cikarabilecekleri bu yazıları yazdıgın,bizleri düsündügün ve düsündürdügün icin Allah razı olsun -s.a |
| Yorumlar |
| şükran çelik Yazdı: ben bursada oturan bir lise ögrencisiyim sizinle urfada tanışmıştım ama konuşamadık.yazılarınızı çok begenıyorum sohbetlerinizde cok guzeldi Allah razı olsun bu yazılarınızın devamını dılıyorum dergınıze çok başarılar diliyorum derginizin tüm yazarlarına selamlar |
| Yorumlar |
| dilan Yazdı: Rabbim bizleri Hüseyin'i anlayanlardan sevenlerden ve izince gidenlerden eylesin.kaleminize sağlık... |
| Yorumlar |
| Yazdı: Hz. Hüseyin'i bu kadar güzel anlattınız için kaleminiz şahit olsun ki siz Hz. hüseyin taraftarısınız.Rabbim sizi kabul buyursun... |
| Yorumlar |
| dergi okuyucusu Yazdı: ben yine aynı kişi FAZİLET kardeşimin yayın kuruluna katılmasında ısrarlıyım elbetteki bende derginizin iyi olabilmesi için yazıyorum.Yayın kurulena katılmasını rica ederim |

Tefekkür Dergisi