Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



KEVSER IRMAĞININ SESİ
KEVSER IRMAĞININ SESİ
 

Bütün maskelerinden soyunma vaktidir gelen.Gelen, arınma çağrısıdır. Gelen
Ramazan'dır. Sevgili Efendimize tabi olup O'na benzemek, O'nun kıyafetine
bürünmek zamanıdır kapımızı çalan. Kapıları Hızır gibi çalan. Tam da en
fazla kirlenmişken. Kurtuluştur.
Hayata, "bir kulağı kesik ölü oğlak" kadar bile kıymet vermeyen ama şerefle
de bakmak yaşama. Sağ eline güneşi, sol eline kameri verseler, inandığın
yoldan dönmemek zamanıdır. Şerefli bir ölümü, haysiyetsiz bir yaşama tercih
etmek icabında. Kolay mı dünyalık olanlarla araya mesafeler koymak?
Aslında tevhidin özü olan, Allah'tan başkasına boyun eğmemek'liğin,
yakalarımızı dünyaya sımsıkı bağlayan urganları kesip atmakla ilgisi var.
Nelerdir bizleri dünyaya büyücü düğümleri gibi bağlayanlar? Mal, mülk, eşler
çocuklar, makam, mevki. Ardından
koştururken uğrunda saçlarımızın ağardığı
dünyevi ve insani telaşelerimizin hemen
hepsi. Elbette insan olmaklığımızla
ilgili şeyler bunlar, fakat biz zamanelerin
nezdinde, neredeyse tevhidin
özüne yönelik bir anarşiyi de körüklemiyorlar mı? Ramazan ve oruçlar, belki
de tüm bu dünyalıklarla aramıza koyduğumuz mühürleri anlamlandırıyor.
Mühür deyince, elbette Hz. Fatıma geliyor aklıma. Ashab, Fatıma validemize
"ümmü ebiha" dermiş. "Babasının annesi". Zira yetim büyüyen babacığına,
küçük yaşından beri sürekli şefkatle muamele eder, gözetir, aşırı alaka
gösterirmiş. Babasına çok düşkün olan peygamber kızı, bir gün arpa
çekirdeklerini çekerek elde ettiği un ile bir parça ekmek yapar. Kendisi de
çok aç olduğu halde, kıyamaz babasına götürür. "İçim rahat etmedi, size de
getirdim."der. Sevgili Efendimiz, "bu üç gündür yediğim ilk yemektir!" diye
karşılık verir. (Hanbel- müsned)
Orucun aslı açlığa tahammül ise de, onun da aslında ve özünde elbette "aşk"
ve "söz" vardır. Aşk, söz sahibinin içinde kaybolma. O'nun rengine bürünme.
Kendi iddia ve zanlarından vazgeçmektir. Zan'ın dışında kalmak, zannetmekten
feragat etmek. Fatıma'yı babasının annesi eden mertebede de işte bu sır
durur. Hz. Aişe'nin de dediği gibi, "huy ve tabiat olarak Fatıma'dan çok
Resule (s.a.v) benzeyen yoktur!"
Ancak madenleri ve özleri aynı olanlar birbirlerine aşık olurlar. İşte bu
yüzden umulur ki, dilde ve gönülde tevhid edenler hakiki kardeşlerdendir.
Kıbleleri bir, duaları bir, aminleri bir, buğzları ve reddiyeleri birdir.
Onlar birbirlerini severler ve birbirleriyle beraberdirler.
Sevgili Efendimiz! Biz sana ve kızın Fatıma'ya benzemek isteriz. Kız
çocuklarının diri diri mezara gömülmesinin adet olduğu bir toplumda "Ben
kızlar babasıyım!" diyen kainatın efendisisin Sen! Senin soyun Fatıma'dır ve
Senin soyun Kevser!..
Bugün örtü yasağı ile karşılaştığı halde sadece Allah'ın emri ve Resulünün
vasiyetidir diyerek her türlü mahrumiyeti göğüslemek zorunda kalan
kızlarımıza baktıkça, çağıl çağıl coşan Kevser Irmağı'nın sesini duyuyorum
ben. Onlar, "Ben kız babasıyım!" diyen aziz bir babanın ahir zaman
evlatlarıdır! Her biri de babalarının annesi olmaya and içmiş küçük
kızlarım. Allah hepinizi korusun..

 



Mehmet RÜZGAR
 

 
Okuyucu Köşesi
Bu yazı 105 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: