
Kitaplı bir medeniyetin varisleri olmamıza rağmen, günümüz insanı kitapla hiç barışık değil! Kitap okumayı boş bir iş, angarya olan bir meşgale ve sıkıcı bir faaliyet olarak görüp fersah, fersah okumaktan kaçanları bilirim. Okul sıralarını dolduran öğrencilerin çok az bir kesimi, kitap okumanın güzelliğine, zevkine kavuşmuştur. Aynı zamanda gerekliliğine. Bu gerekliliğin, okumanın zevkine gark olmuş kitap kurtları için büyük bir neşe olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Fakat toplumun geneli okumak gibi kutlu bir eylemden nasıl olur da bu kadar uzağa düşer? Şaşırmamak elde değil! Hâlbuki kutsal kitabımızın ilk emri "oku" diye başlıyor. Sadece kitabı değil, kâinatı, insanı, olayları da okumamız ve değerlendirmemiz emrediliyor. Yani keyfe bırakılmıyor, emrediliyor! Bu çok önemli bir vazifedir aynı zamanda. Hayatı anlamlandırmak ve önemli katkılarda bulunmak istiyorsak, kitap okumalıyız! Kitap okumak ise bize birçok bakış açıları kazandıracak, neyi, neden, nasıl yaşamamız gerektiğinin açıklayacaktır. Hiç tereddüt etmeden şunu söyleyebilirim ki, kitap okuyanlar dünyaya yön verenlerdir! Ne kadar okuyorsanız hayata ve dünyaya katkınız o kadar olacaktır. Şuurlu, farkında ve dinamik bir hayatın da en önemli göstergesi kitap okumaktan geçiyor. Lakin böyle olduğu halde halkımız neden bu kadar uzaktır ilimden, okumaktan, değerlendirmekten? Bazen komşularımla kitap okumaya teşvik babından konuşuyorum. Fakat onlar için bir mutfak temizliğinin, bir halı yıkamanın kitap okumaktan daha önemli olduğunu görüyorum. Hani şimdi ev hanımlarına "ev işi yapmayın" dediğimi zannetmiyorsunuzdur umarım! Demek istediğim hiç temizlik yapılmasın değil! Temizliğe zaman ayırdığınız kadar kitap okumaya da zaman ayırabilirsiniz. Tabii eğer kitap okumanın öneminin farkındaysanız ve kitapsız yaşanmayacağını idrak ediyorsanız. Kitapsız geçen hayat boşa harcanmış, heba edilmiş gibi geliyor bana. Haksız mıyım? Hayatı ve yaşadıklarımıza anlam kazandıran bu ulvi davranış insanı, bilinçsiz bir hayat yaşamaktan da alıkoyuyor. Nasıl mı? Şöyle ki, alışıla gelen, birilerinin dayatmasıyla şekillenen, genel geçer kaidesi menfaat esaslı olan "çalakalem" yaşanmış hayatların, önce yaşayana, sonra da arkada bırakılanlara ne faydası vardır? Kitap okumamakla insan önce kendine zarar veriyor. Farkında olsun veya olmasın, sıradan, hiçbir etkisi ve verimliliği olmayan hayatlar yaşanıyor. Verilen sınırlı ömür süreleri, nefsin labirentlerde kayboluyor, ölüm vukua geldiği zaman ise "elde var sıfır!" noktasına vasıl olunmuş oluyor! Tam anlamıyla su köpüğü tarzında yaşanan hayatlar, öte dünya tasavvurunu da düşününce hepten kayıptan başka bir şey kazandırmış olmuyor. Üstelik azabı da cabası. Tüm anlamsızlıklara, çelişkilere, çözümsüzlüklere, problemlere en kestirme çözüm "kitaplı olmaktan", kitap okumaktan geçiyor. Hayatı, ilmin verdiği bir nur içinde yaşamak ile nefsin, heva ve hevesin saptırıcı aldanışlarıyla geçirmek arasında dağlar kadar fark vardır! İlimle yollarını aydınlatanların kendinden emin, yapıcı, verimli ve öldükten sonra bile bıraktıkları bir hoş sedaya bakın. Bir de ilimsizliğin gayyasında yitirilmiş hayatlara. Şüphesiz insan, sadece bugününü değil(dünyasını) geleceğini de(ahiretini) inşa etmek durumundadır. Ve çok önemli bir nokta: Âlim( en iyi bilen, ilim sahibi) olan Allah, iman eden kullarının da ilim sahibi olmasını emretmektedir! Ne dersiniz? Çevremizde kitap okuma seferberliğini başlatalım mı? Büyük bir işe ve hayra vesile olabiliriz böylece. Hiç olmazsa, güzel bir çığır açanlardan oluruz. İnanın, okumaya ve anlamlandırmaya fevkalade ihtiyacımız var! Gelecekten emin olabilmenin yolu, kitaplı olmaktan ve kitap okumaktan geçmektedir vesselam.
|