Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



KURBAN ET VE YAKLAŞ!
KURBAN ET VE YAKLAŞ!
 
Bir kurban bayramına daha eriştik hamdolsun. Kurban teslimiyettir,
teslim olmakla beraber yakınlaşmaktır âlemlerin Rabbine… kurbiyyet, Allah'a
yakın olma makamı… Ne büyük onur! Ne büyük bir teveccühtür iman eden için…
Yakın olabilmenin, yakınlaşmanın bir bedeli yok mu?
Allah'a yakın olmak isteyen, her şeyden önce, kendisini Allah'tan
uzaklaştıran etkenlerin farkında olmalıdır. Bunlar neler olabilir? Makam,
mevki, para, kadın, çoluk-çocuk, mal-mülk, şöhret merakı, ilgi ve arzuların
yöneldiği her şey!
Allah'tan daha fazla sevdiği ve bağlandığı şeyler insanın imtihan
edilmesine birer sebeptir. Hz. İbrahim (a.s) bile evladına olan muhabbet ve
bağlılığıyla çetin bir imtihana tutulmuşsa, her insan da bu imtihanlara
çekilir.
Allah Teala(c.c) Gayurdur. Yani kıskanç. Kulunu o kadar seviyor ve
değer veriyor ki, ondan kendisinin kuluna verdiği gibi bir değer ve sevgi
bekliyor. Başkalarını buna ortak etmesin istiyor. Eğer kulu, kazara, Allah'a
vermesi gerektiği sevgiyi, sorumluluğu ve bağlılığı, bunu belki de hiç hak
etmeyen sıradan bir mahlûka verirse, işte imtihanların en çetinine duçar
olabilir o zaman.
Kulluğumuza halel getiren bu zaaflar, bizi Rabbimize yaklaşma
makamından alıkoyabilir. Bugün olmasa yarın… Şimdi değilse bile daha sonra…
Yani kulluk yolunda ki tehlikeler hiç bitmez. Bir peygamber için bile! Put
kıran, ulul-azm bir peygamber olan Hz. İbrahim bile nefsinin zaafına
yenildiğinde, bu imtihandan geçmişti.
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir
fitnedir(imtihandır).(Enfal-28)
Ama ne imtihan! Kendi canından Allah için, hiç tereddütsüz vazgeçen
İbrahim(a.s) acaba cananından(İsmail'inden ) da böyle tereddütsüz geçecek
miydi? Uzun Risalet yolunda her türlü sınanmayı tökezlemeden, yüzünün akıyla
geçen İbrahim(a.s),sevgisiyle, yönelişiyle, en zayıf yönüyle, oğlu ile
sınanıyordu!
Acaba Allah'a bağlılığı mı daha fazlaydı, yoksa oğluna
bağlılığı mı? Oğlunu mu daha çok seviyor, yoksa oğlunu veren Allah'ı mı?
Ömrünün sonbaharında açan bir güldü İsmail onun için! Yaşlı yüreği bu
evladı, çok uzun bir süre beklemişti. Rabbi ona, yüz yaşından sonra evlat
sevgisini tattırmıştı. Gözünden sakınıyordu O'nu İbrahim (a.s) . Hele
yanında koşup, zıplayacak yaşa geldiğinde, O'nunla gurur duyuyor, kalbi
neşeyle doluyordu. Ama işte, sevgisinde aşırılığa kaçma ihtimali
belirdiğinde, Rabbinden emir gelmişti. İsmail'i boğazla! diyordu Rabbi!
Bu emir rüyada gelmişti. Baba kalbi, önce bunun böyle
olamayacağını düşündü. Yani emrin gerçekliği üzerinde tereddüt geçirdi. Ama
işte o rüyayı yine gördü. İkinci defa. İsmail'i boğazla! emri. Şeytan,
O'na duhul edecek zayıf bir nokta bulmuştu. Bir anlık bir tereddüt şeytanın
duhul etmesine kapı açar. Bunun sevinciyle şeytan, Hz. İbrahim'e vesvese
üzerine vesvese vermeye başlamıştı.
Ama üçüncü kez de rüyayı görünce… Bu kez emir net ve daha kesin! İbrahim!
İsmail'ini boğazla!
Hz. İbrahim, bu emirle sarsıldı, titredi! Bir dağın titrediğini
düşünün. İşte öyle titredi!
Ama sonra kalbi… Allah'ın teveccüh makarrı olan kalbi, akletti ki, şeytan,
ona vesvese veriyor ve emri yerine getirmekten alıkoyuyordu. Kesin kararını
verdi. Emre, itaat edecekti. Ve o anda, bu kararı verdiği anda, gerçek
açıkça göründü ona. Allah Teala, aslında İsmail'i boğazlamasını istemiyordu.
İsmail'ine olan bağlılığını, ona olan şedit alakasını kesmesini istiyordu!
İbrahim(a.s),Halil, dost lakaplı Peygamber, Rabbine itaat ederek
çocuğu boğazlamaya götürdüğünde, şeytan kaybetmişti bir kez daha.
Allah'ın kana ihtiyacı yoktu. Ama insanın Rabbine olan ihtiyacı
hiç bitmeyecekti. Kişisel zaaf ve aşırı bağlılıklar ise, Allah ile olan
bağın zayıflamasına sebep oluyordu. Allah'tan başkasına duyulan muhabbet ve
aşırı ilgi, insanın kalbini tamamen Hakkın aşkına hasretmesini engelliyordu.
İşte İsmail'ini kurban et! emri ile Rabbimiz, insanın Rabbinden
uzaklaşmasına sebep olan engelleri kaldırmasını istiyordu. Çünkü insan
zayıf yaratılmıştır.
Evlat sevgisi, Allah yolundaki zikirden alıkoyabilirdi. Allah'a
kulluk etmenin, Allah'ı zikretmenin önüne geçebiliyordu. Böyle bir durum ise
en azından, sevgide şirke düşmekti. İşte Rabbimiz,İsmail'ini kurban et!
emri ile yine bizim, şirk gibi bir pisliğe düşmemizi engelliyor!
İnsanı şirke düşüren sadece evlat sevgisi mi? Hayır! İnsan
kalbini bir yoklasın! Allah'tan daha fazla sevdiği ve değer verdiği neleri
var? Parası mı, evi mi, mesleği mi, otomobili mi, gençliği mi, güzelliği mi
altınları mı? Ne bileyim kardeşim! Her Müslüman, kendi İsmail'inin ne
olduğunu kendisi daha iyi bilir.
Aslında, dünya hayatının geçici metası ve geçici güzellikleri
insana, Allah tarafından lütfedilmiştir. İnsan için bu lütuflar iyi bir
sermaye de olabilir, imtihan sebebi de olabilir.
Eğer bu lütuf ve nimetler, Allah yolunda kullanılıyor ve yine sadece Allah
için bunlardan vazgeçiliyorsa ne ala! Allah bunun için size kat kat
karşılığını verecektir.
Ama eğer bu güzel nimetler, Müslüman ayak bağı oluyorsa, Allah'a karşı
sorumluluktan alıkoyuyorsa, kalbindeki Hak mesajın saflığını karartıp
bozuyorsa veya Hak mesajın gereğini yapmada gevşekliğe düşürüyorsa…
İşte o zaman fitneye düşebilirsin! Allah'tan uzaklaşabilir,
şeytana zaafını belli edersin. Şeytan da hiç fırsatı kaçırmaz hani! Kimde
bir korku, zaaf, tereddüt, aşırı gönül bağı sezecek olsa, anında işe
koyulur, tepesine biner insanın! İnsan bu safhadan sonra kendisini vuracak
silahı şeytanın eline kendi vermiş olur.
Hz. İbrahim, şeytana karşı tek zaaf noktası olan İsmail'den,
onu kurban etmeye götürürken kurtulmuştu. Rabbinin emrini yerine getirmek
için oğlunu, ciğerparesini çağırdığında, teslimiyet ve tevekkülde en az
babası kadar liyakatli olan, halim selim İsmail, tereddütsüz Rabbinin emrine
boynunu eğdi.
Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah, sabredenlerdenim!deyip
babasını yüreklendirdi.
Hz. İbrahim, büyük bir iman ve kararlılıkla bıçağı kaldırdı. Artık şeytan
yenilmişti! O zamana kadar onu vazgeçirmek için her şeyi denemişti. Fakat bu
iman karşısında yapabileceği başka bir şey yoktu. Tam bir umutsuzluğa
düşmüştü. Bu imanı bozması, sulandırması mümkün değildi.
Ve işte Rabbinden İbrahim'e mesaj! Sen Allah'a
bağlılığını, teslimiyetini ve imanını ispatladın. Sen İsmail'inden Allah
için vazgeçtin. İşte Allah sana İsmail'ini bağışlıyor. Onun yerine koç
kurban et! Sen emri yerine getirdin. Allah'u Ekber!
Aslında Rabbimiz en başından İsmail'i boğazlamasını
istemiyordu. Rabbimiz diğer sahte ilahlar gibi kana susamamıştı. Rabbimiz
istiyordu ki, O'nun bize verdiği nimetleri, lütufları, bir koç, bir koyun
kurban ederken, kalbimizdeki bu lütuflara olan bağlılıkları, sevgi ve
yönelişlerden O'nun rızası için vazgeçelim. Sadece ona yönelelim. Bu
lütufların tek sahibinin O olduğunu anlayalım. Ve sadece O'na kul olup,
boyun eğelim!
Bizi Allah'a yönelmekten alıkoyan, Hakkın çağrısına
kulağımızı kapatıp, duyurtmayan, sorumluluklarımızı yerine getirmekten
alıkoyan ne ise o bizim İsmail'imizdir! Ve kurban edilmesi gerekir! Allah
Teala, her yıl İsmail'inizle olan aşırı alakanızı kesin ki, bana
yaklaşasınız! diye bizi davet ediyor. Bize verdiğinden, yine O'nun için
vazgeçerek ancak kurbiyyet makamına ulaşabiliriz!
Yoksa kurban, et bayramı değildir! Allah'a yakınlaşmanın
sevinci ve bayramıdır. Kurbanın diğer maddi faydaları ise görünen yüzüdür.
Asıl veçhesi budur! Allah'a yakınlaşma ve her şeyden Allah için vazgeçmek!
Allah Teala, bu şuurla İsmail'imizi kurban etmeyi nasip
etsin. Asıl o zaman hem Allah'a yakınlaşmış olacağız, hem de İsmail'imiz
tekrar bize bağışlanmış olacaktır!
 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 91 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: