| KURBAN ET VE YAKLAŞ! |
| Bir kurban bayramına daha eriştik hamdolsun. Kurban teslimiyettir, teslim olmakla beraber yakınlaşmaktır âlemlerin Rabbine kurbiyyet, Allah'a yakın olma makamı Ne büyük onur! Ne büyük bir teveccühtür iman eden için Yakın olabilmenin, yakınlaşmanın bir bedeli yok mu? Allah'a yakın olmak isteyen, her şeyden önce, kendisini Allah'tan uzaklaştıran etkenlerin farkında olmalıdır. Bunlar neler olabilir? Makam, mevki, para, kadın, çoluk-çocuk, mal-mülk, şöhret merakı, ilgi ve arzuların yöneldiği her şey! Allah'tan daha fazla sevdiği ve bağlandığı şeyler insanın imtihan edilmesine birer sebeptir. Hz. İbrahim (a.s) bile evladına olan muhabbet ve bağlılığıyla çetin bir imtihana tutulmuşsa, her insan da bu imtihanlara çekilir. Allah Teala(c.c) Gayurdur. Yani kıskanç. Kulunu o kadar seviyor ve değer veriyor ki, ondan kendisinin kuluna verdiği gibi bir değer ve sevgi bekliyor. Başkalarını buna ortak etmesin istiyor. Eğer kulu, kazara, Allah'a vermesi gerektiği sevgiyi, sorumluluğu ve bağlılığı, bunu belki de hiç hak etmeyen sıradan bir mahlûka verirse, işte imtihanların en çetinine duçar olabilir o zaman. Kulluğumuza halel getiren bu zaaflar, bizi Rabbimize yaklaşma makamından alıkoyabilir. Bugün olmasa yarın Şimdi değilse bile daha sonra Yani kulluk yolunda ki tehlikeler hiç bitmez. Bir peygamber için bile! Put kıran, ulul-azm bir peygamber olan Hz. İbrahim bile nefsinin zaafına yenildiğinde, bu imtihandan geçmişti. Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir(imtihandır).(Enfal-28) Ama ne imtihan! Kendi canından Allah için, hiç tereddütsüz vazgeçen İbrahim(a.s) acaba cananından(İsmail'inden ) da böyle tereddütsüz geçecek miydi? Uzun Risalet yolunda her türlü sınanmayı tökezlemeden, yüzünün akıyla geçen İbrahim(a.s),sevgisiyle, yönelişiyle, en zayıf yönüyle, oğlu ile sınanıyordu! Acaba Allah'a bağlılığı mı daha fazlaydı, yoksa oğluna bağlılığı mı? Oğlunu mu daha çok seviyor, yoksa oğlunu veren Allah'ı mı? Ömrünün sonbaharında açan bir güldü İsmail onun için! Yaşlı yüreği bu evladı, çok uzun bir süre beklemişti. Rabbi ona, yüz yaşından sonra evlat sevgisini tattırmıştı. Gözünden sakınıyordu O'nu İbrahim (a.s) . Hele yanında koşup, zıplayacak yaşa geldiğinde, O'nunla gurur duyuyor, kalbi neşeyle doluyordu. Ama işte, sevgisinde aşırılığa kaçma ihtimali belirdiğinde, Rabbinden emir gelmişti. İsmail'i boğazla! diyordu Rabbi! Bu emir rüyada gelmişti. Baba kalbi, önce bunun böyle olamayacağını düşündü. Yani emrin gerçekliği üzerinde tereddüt geçirdi. Ama işte o rüyayı yine gördü. İkinci defa. İsmail'i boğazla! emri. Şeytan, O'na duhul edecek zayıf bir nokta bulmuştu. Bir anlık bir tereddüt şeytanın duhul etmesine kapı açar. Bunun sevinciyle şeytan, Hz. İbrahim'e vesvese üzerine vesvese vermeye başlamıştı. Ama üçüncü kez de rüyayı görünce Bu kez emir net ve daha kesin! İbrahim! İsmail'ini boğazla! Hz. İbrahim, bu emirle sarsıldı, titredi! Bir dağın titrediğini düşünün. İşte öyle titredi! Ama sonra kalbi Allah'ın teveccüh makarrı olan kalbi, akletti ki, şeytan, ona vesvese veriyor ve emri yerine getirmekten alıkoyuyordu. Kesin kararını verdi. Emre, itaat edecekti. Ve o anda, bu kararı verdiği anda, gerçek açıkça göründü ona. Allah Teala, aslında İsmail'i boğazlamasını istemiyordu. İsmail'ine olan bağlılığını, ona olan şedit alakasını kesmesini istiyordu! İbrahim(a.s),Halil, dost lakaplı Peygamber, Rabbine itaat ederek çocuğu boğazlamaya götürdüğünde, şeytan kaybetmişti bir kez daha. Allah'ın kana ihtiyacı yoktu. Ama insanın Rabbine olan ihtiyacı hiç bitmeyecekti. Kişisel zaaf ve aşırı bağlılıklar ise, Allah ile olan bağın zayıflamasına sebep oluyordu. Allah'tan başkasına duyulan muhabbet ve aşırı ilgi, insanın kalbini tamamen Hakkın aşkına hasretmesini engelliyordu. İşte İsmail'ini kurban et! emri ile Rabbimiz, insanın Rabbinden uzaklaşmasına sebep olan engelleri kaldırmasını istiyordu. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Evlat sevgisi, Allah yolundaki zikirden alıkoyabilirdi. Allah'a kulluk etmenin, Allah'ı zikretmenin önüne geçebiliyordu. Böyle bir durum ise en azından, sevgide şirke düşmekti. İşte Rabbimiz,İsmail'ini kurban et! emri ile yine bizim, şirk gibi bir pisliğe düşmemizi engelliyor! İnsanı şirke düşüren sadece evlat sevgisi mi? Hayır! İnsan kalbini bir yoklasın! Allah'tan daha fazla sevdiği ve değer verdiği neleri var? Parası mı, evi mi, mesleği mi, otomobili mi, gençliği mi, güzelliği mi altınları mı? Ne bileyim kardeşim! Her Müslüman, kendi İsmail'inin ne olduğunu kendisi daha iyi bilir. Aslında, dünya hayatının geçici metası ve geçici güzellikleri insana, Allah tarafından lütfedilmiştir. İnsan için bu lütuflar iyi bir sermaye de olabilir, imtihan sebebi de olabilir. Eğer bu lütuf ve nimetler, Allah yolunda kullanılıyor ve yine sadece Allah için bunlardan vazgeçiliyorsa ne ala! Allah bunun için size kat kat karşılığını verecektir. Ama eğer bu güzel nimetler, Müslüman ayak bağı oluyorsa, Allah'a karşı sorumluluktan alıkoyuyorsa, kalbindeki Hak mesajın saflığını karartıp bozuyorsa veya Hak mesajın gereğini yapmada gevşekliğe düşürüyorsa İşte o zaman fitneye düşebilirsin! Allah'tan uzaklaşabilir, şeytana zaafını belli edersin. Şeytan da hiç fırsatı kaçırmaz hani! Kimde bir korku, zaaf, tereddüt, aşırı gönül bağı sezecek olsa, anında işe koyulur, tepesine biner insanın! İnsan bu safhadan sonra kendisini vuracak silahı şeytanın eline kendi vermiş olur. Hz. İbrahim, şeytana karşı tek zaaf noktası olan İsmail'den, onu kurban etmeye götürürken kurtulmuştu. Rabbinin emrini yerine getirmek için oğlunu, ciğerparesini çağırdığında, teslimiyet ve tevekkülde en az babası kadar liyakatli olan, halim selim İsmail, tereddütsüz Rabbinin emrine boynunu eğdi. Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah, sabredenlerdenim!deyip babasını yüreklendirdi. Hz. İbrahim, büyük bir iman ve kararlılıkla bıçağı kaldırdı. Artık şeytan yenilmişti! O zamana kadar onu vazgeçirmek için her şeyi denemişti. Fakat bu iman karşısında yapabileceği başka bir şey yoktu. Tam bir umutsuzluğa düşmüştü. Bu imanı bozması, sulandırması mümkün değildi. Ve işte Rabbinden İbrahim'e mesaj! Sen Allah'a bağlılığını, teslimiyetini ve imanını ispatladın. Sen İsmail'inden Allah için vazgeçtin. İşte Allah sana İsmail'ini bağışlıyor. Onun yerine koç kurban et! Sen emri yerine getirdin. Allah'u Ekber! Aslında Rabbimiz en başından İsmail'i boğazlamasını istemiyordu. Rabbimiz diğer sahte ilahlar gibi kana susamamıştı. Rabbimiz istiyordu ki, O'nun bize verdiği nimetleri, lütufları, bir koç, bir koyun kurban ederken, kalbimizdeki bu lütuflara olan bağlılıkları, sevgi ve yönelişlerden O'nun rızası için vazgeçelim. Sadece ona yönelelim. Bu lütufların tek sahibinin O olduğunu anlayalım. Ve sadece O'na kul olup, boyun eğelim! Bizi Allah'a yönelmekten alıkoyan, Hakkın çağrısına kulağımızı kapatıp, duyurtmayan, sorumluluklarımızı yerine getirmekten alıkoyan ne ise o bizim İsmail'imizdir! Ve kurban edilmesi gerekir! Allah Teala, her yıl İsmail'inizle olan aşırı alakanızı kesin ki, bana yaklaşasınız! diye bizi davet ediyor. Bize verdiğinden, yine O'nun için vazgeçerek ancak kurbiyyet makamına ulaşabiliriz! Yoksa kurban, et bayramı değildir! Allah'a yakınlaşmanın sevinci ve bayramıdır. Kurbanın diğer maddi faydaları ise görünen yüzüdür. Asıl veçhesi budur! Allah'a yakınlaşma ve her şeyden Allah için vazgeçmek! Allah Teala, bu şuurla İsmail'imizi kurban etmeyi nasip etsin. Asıl o zaman hem Allah'a yakınlaşmış olacağız, hem de İsmail'imiz tekrar bize bağışlanmış olacaktır! |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 91 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi