Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



KURBAN KESEBİLECEK MİYİM?
KURBAN KESEBİLECEK MİYİM?
 
Kurban, kelime manası yakınlaşmak olan -karabe- kelimesinden türemiştir. Yani kurban kesmekten amaç yakınlaşmayı sağlamaktır. Tâbi ki inanan insan için, Allah’a yakınlaşmaya vesile kılmaktır. Bunu ilk olarak Hz. Âdem(as)’in iki oğlunun tarihçesinde görüyoruz.

Maide süresi / 27 ”Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Birinin ki kabul edilmiş, diğerinin ki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) demişti ki :“Seni mutlaka öldüreceğim.”(Öbürü de): ”Allah, ancak korkup – sakınanlardan kabul eder.” demişti.”

Bu ayet-i kerimede gördüğümüz gibi birinin ki kabul edilmiş, diğerinin ki ise kabul edilmemişti. Kabul edilenin gayesi Rabbi’ne yakın olmak, O’nun rızasını kazanmaktı. Kendisine verilen bu şükür fırsatını, isteyerek ve severek yaptı. Kalbini ortaya koyarak Allah için en güzel, en değer verdiği vesileyi feda etti. Rabbi için yanında olanların en değerlisini feda etmişti. Ama öbürü öyle davranmadı. Verilen emri yerine getirmişti. Fakat emir kendisinde bir yükü indirmekten öteye geçmedi. Kalp devrede yoktu. Teslimiyet ve sevgi olmadan bir şeyler vermişti. Rabb’i ile bir bağ kurmadan görevini yerine getirmişti Bu nedenle verdikleri kendisini Rabb’ine yakınlaştırmadı. Buradan şunu anlıyoruz. Yakınlaşmak için Rabb’imiz bir şeyler istemiyordu. O, kalbimizi istiyordu. Feda edilenler ise bir sembol idi. Bu yüzden Allah’a teslimiyetin olmadığı yerde kurban etmenin bir ehemmiyeti olur muydu?

Kurban kesmenin ilk şartı müslüman olmaktır. Yani Allah’a teslim olan, Allah için kurban keser. Bir müslüman için Allah’tan başkası adına kurban kesmek haramdır. Şimdi soruyorum. Kurban kesen her birey veya kesmeyi arzulayan her birey

yaşamını Allah’a teslim etmemişse, kurban kesmesi neyi ifade eder? Bazı insanlar da kendilerini teslim etmiş gibi gösterebilirler. Fakat kalpleri ve iradeleri müslüman olmamış, sadece şekil olarak kendini gösteriyorsa, kurbanı kabul edilmeyen Âdem’in oğlu gibi değil midir?

Kurban kesmek, kalp ve irade ile Allah’a teslimiyetin sembolüdür. Ve eğer temelde tevhit bilinci yoksa nasıl teslim olunur? Kime, niçin, nasıl? Bütün bu sorular cevapsız kalır.

Tevhidi bize bir kez daha hayatıyla ispatlayan ve hatırlatan Hz. İbrahim(a.s)‘i de tarihte görüyoruz. Allah’u Teala onun ve oğlunun teslimiyetini haber veriyor.

Saffat süresi /100–107” “Rabb’ im bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et. ”Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece (çocuk) yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim,ona)“oğlum”dedi.”Gerçek-ten ben seni boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun (oğlu İsmail) dedi ki:”Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz ona “Ey İbrahim” diye seslendik. Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.”

Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail (a.s) Allah’a olan bağlılıkları ile imtihana girmişlerdi. Her ikisi de hayatlarındaki en zor olanı Allah’a feda etmişlerdi. Hz. İbrahim yıllarca beklediği sevgiyi, oğlunda yaşamıştı. Hz. İsmail’de hayatını Allah’a feda ediyordu. Niçin? Sadece “Allah diledi.” diye kendilerine emrolunanı hiç yorulmadan, muhasebeye tutmadan dinlemişlerdi. Ve Rab’lerine olan sevgi, sadakat ve itaatin her şeyden önce olduğunu göstermişlerdi. Bu yüzden Allah da onların bu sadakat ve bağlılıklarına karşılık bir fidye olarak kurbanı gönderdi.

Şimdi bize gelelim. Bizim keseceğimiz kurbanlar neyin fidyesi? Hangi sadakat ve bağlılığın, hangi itimat ve itaatin bedeli? Şirk batağına bu kadar batmışken ve hayatımızın her anı, her alanı asîlik kokarken kurban kesmek niçin? Kabul olmamasının kaygısını taşımadıktan sonra, kurban kesmek niye? Oysa yüce Allah bize bunu hatırlatıyor;

Hac süresi/31 “Allah’ı birleyen (Hanifler) olarak O’na (hiçbir) ortak koşmaksızın (yaşayın.)Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş te onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.”

Bugün bizler kuşların kaptığı bir yem değil miyiz? Ya da rüzgârın ortalığa savurduğu yapraklar gibi bir o yana, bir bu yana savrulmamış mıyız? Hani Allah’ı birleyen ve yücelten hayatımız?

Hac süresi/35 “Onlar ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, isabet eden musibetlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.”

Allah anıldığı zaman kalpler heyecanlanıyor, O’nun sevgisi ile harekete geçiyor mu? Namaz, bilincini kuşanmış olarak kılınıyor mu? Ve verilen nimetler, Allah yolunda harcanıyor mu? Kendimize sormamız gerekir. Allah bizim kurbanlarımızı ne etsin? Zaten o bütün hayvanların Malik’i değil mi? Ne diye kesmemizi istesin? İşte burada mutlak iman devreye girmelidir. “Allah’ın dediği gibi olsun ve ben Allah’ın dediğini yapanlardanım” bunu ispatlamak için olmalıdır.

Hac suresi/37 “Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz. Ancak O’na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onları size boyun eğdirmiştir. O’nun size hidayet vermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz için. İyilikte bulunanları müjdele.”

Yüce Allah bize teşekkür etmenin yöntemlerini öğretiyor. Hidayet vermesine karşılık bir şükür ile Allah’ı yüceltmek inanan insanın bir sunumudur. İnanan insan bilir ki, Rabbi kendisini yarattı, kendisinin çevresini kuşatan tüm nimetler Allah’ındır ve dönüşün de O’na olduğunu bilir. O halde yalnız Allah’ı birler ve yüceltir. Bu yüzden kurban keserken, yalnızca Allah’ın adı anılır. Böylece şükür ve övgülerinin yalnızca O’na ait olduğunu ispatlar. İnsanın hayatında yalnızca kurban, şükrünün ifadesi değildir. Kurban sadece şükürlerden bir tanesidir. Bu yüzden insanlar kendilerini Allah’a borçlu ve minnettar görmüyorlarsa, O’nun emirlerine “başım–gözüm üstüne” demiyorlarsa ve hayatlarının gayesi Allah’ın kendilerinden razı olması değilse kurban ile şükretmiş olmazlar. Kurban, sadece bir et yığını oluverir.

Rabb’ine inanan insan, kurbanı salih bir amel olarak düşünüp, hamd etmenin bir göstergesi olarak kesmelidir. O halde kurban kesen insan, bireysel ve toplumsal etkinin altında kalmadan, kendi iradesiyle, Rabb’ine iman üzere hamdını göstermelidir. Kurban kesme yarışından uzak durarak, başkaları “ne der” endişe ve kaygısını bir kenara atarak, kurban bilinci üzere kurban kesmelidir.

Her inanan insan, hür olarak buna karar verip yapmalıdır.

Mademki kurban bir şükürdür, inanan erkekler ve inanan kadınlar el ele verip bu şükrü yerine getirmelidirler. Olay sadece kazancı olanların bir şükrü değildir. Bu bilince ortak olan herkesin bir şükrüdür. Bu bilince ortak olduktan sonra kazancı yetmeyen herkes de sembolü olmasa da şükretmiş olurlar. Allah, sembolü olan ve olmayan her şeyden haberdardır Allah’ın bizden istediği takvadır. O halde şükrün kapsamını genişletmek istemez misiniz? Kazancı olanlar kazancı olmayanlara fırsat vererek Rabblerine hamd etmelerini ikiye katlayabilirler. Örneğin inanan erkek eşine de bu fırsatı verebilir. Yada inananlar anne- babalarına, kardeşlerine de böyle bir imkân verebilirler. Evet, kazancı olmayanlar sorumlu değil kurban kesmekten, ama onlarında bu eğitim merhalesinden nasiplenmelerine fırsat tanına bilinir.

Kurban olayı sadece bir boğazlama işi değildir. Allah adına salih bir amel olması dolayısıyla, çok hikmetli yönleri vardır. İnsanı psikolojik olarak hazırlar. Neye? Örneğin ölüme. Bu hayvanı Allah’ın yarattığını biliyoruz ama ölüm ile ona dönüldüğünü unutuyoruz. Hayvanlar bile Allah adına ölürken acaba bizler hangi hedef uğrunda öleceğiz? Soralım kendimize. Ölüme hazır mıyız?

Yüreğimize çok değişik duygular gelir gider. İrademize de düşünceler. Acaba kurban kesmek hangi duyguları uyandırır. Örneğin keserken insanların yüzünü hayal edebiliyorum. Bu yüzden çoğu insan kurbanını bir kasaba kestirir. Hâlbuki iman bilicini almış bir insan yüreğini hazırlamalıdır. Zamanı gelince, iman mücadelesi vereceği zaman hangi yürek ile bu mücadeleyi yapacak. Bir gün zulmedenler senin dinine, namusuna, canına, malına saldıracakları zaman, sen hangi yürek ile kendini savunacaksın. Bu eğitimi alman için bir deneme yapabilirsin, kurbanını kendin keserek. Senin imanının, namusunun, malının, canının savunmasını başkalarına bırakamayacağın gibi neden kurbanını başkalarına kestiriyorsun. Üstelik bu bir iman ifadesi iken sen meslek haline getirmiş insanlara neden bırakıyorsun? Hele bir de kasaba sorabilir misin? “Sen müslüman mısın?” Çünkü müslüman olmayan aynı zamanda kurban da kesemez. Kurban olayı tek boyutlu bir olay değildir. Çok yönden inananları eğitim merhalesine sokar. Bu yüzden kurban kesmenin vacip veya sünnet olup olmamasından ziyade kurban ile verilen terbiye aşamalarına dikkat edelim.

Kurban kesmenin Hz. Muhammed(saa)’e bildirişi Hicri 2.yılına rastlıyor. Yani meşru oluşu hicretin 2. yılı. İslam’ın gelişinden 15 yıl sonra –Bu ne demek- 15 yıl ne oldu? 15. yıl hem geçmiş için hem gelecek için çok şey ifade eder. Mekke döneminde inananların yaşadıklarını göz önüne getirince, çok şeyi fark etmiş oluruz. O dönemlerde iman olgunlaşma sürecini yaşıyordu. Rabbim onları müşriklikten çıkarmış, onlara hidayet kapıları açmıştı. Ellerine hak delil olan vahyi veriyor. Önlerine doğru yolu gösteren, kitap ve hikmeti öğreten Hz. Muhammed(saa)’i veriyordu. Onlar iki şeye sarılarak ilahi yola koyuluyorlar. Çok çeşitli sıkıntı ve eziyetlere katlanıyorlar. Ama yine de imanlarından vazgeçmiyorlardı. Ama İslam’a muhalefet edenler yerlerinde durmuyorlar ve saldırılara şiddeti artırarak devam ediyorlar. İleride imanlarının savunmasını yapacak olan inananları Allahu Teala bir eğitime sokuyor. İleride Bedir savaşı gelecek ve ondan önce kurban kesmeleri tavsiye ediliyor. Yani kurban ile Bedir’e hazırlanıyor müslümanlar. Allah için feda olmak ve feda etmeyi öğreniyorlar. Ölüm ile yüzleşmeyen ölüm pahasına imanını savunabilir mi? Bu yüzden kurban kesmenin hicri 2. yılda gelmesi anlamlıdır.

Şimdi yine başa geldik Allah yolunda olarak ölmedikten sonra hayatın anlamı nedir? Hayat sonuna kadar Allah’a teslim olmuyorsa ölüme nasıl hazırlanılır? İçimizden ve dışımızdan gelen tüm inkâr telkinlerini bir kenara atamıyorsak teslimiyet nasıldır? İşte kurban olayı, hem içten gelen baskıları, hem de dışarıdan gelen baskıları yok eder. Ve iman kendini açığa çıkarır. Hz. İbrahim’in oğlunu kesmeye karar verirken iç hazırlığı önemlidir. Hem iç dünyasından birçok duygu ve düşünceler saldırırken, hem de şeytan da dışarıdan saldırıyordu. Ama o ikisi (Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail) bu iki saldırı şekline karşı savunmaya geçtiler. Hiçbir şeyi Allah’a yakınlaşmada engel koymadılar. Aslında oğlunu keserken, bu yakınlaşmaya gölge düşürecek engelleri ortadan kaldırıyordu. Örneğin evlat sevgisi, Allah sevgisine engel miydi? Ama Hz. İbrahim bu emri dinlemekle evladının sevgisini Allah’a olan sevgisine engel olmadığını ispatlamıştı. Şimdi bize soralım. Acaba bizlerin Allah’a yakınlaşmasına neler engel oluyor? Para mı, eş mi, iş mi, okul mu, gelenek mi, yemek mi, TV mi ne? Ne Allah’a yakınlaşmaya engel oluyor? Neler senin için Allah’tan daha öncelikli duruma geliyor? Ne daha çok değer ifade ediyor? Eğer bunları Allah yolunda engel görmüyor ve bu engelleri aşamıyorsan, kurbanın neyin sembolü? Senin Allah’a yakınlaşmana ne engel oluyorsa onu ortadan kaldırmalısın. Aşmalısın o engelleri. Aksi takdirde Kurban keserken gerçekte sen kesmiş olmazsın. Allah’ın önüne koyduğun hedefleri, değerleri, sevgileri, bağlılıkları kaldır. Yoksa kurbanın kabul olmayacak.

Hac Süresi/34 “Biz her ümmet için bir mensek (ibadet yeri, kurban kesme yeri) kıldık. O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Artık yalnızca O’na teslim olun. Sen muhbit (Allah’a içten iman ederek tatmin) olanlara müjde ver.”

Rızık O’nun yoluna konulacakken, O’nun yoluna engel olması gerçekten büyük nankörlüktür. Bu yüzden kurban keserken, gerçekte neyi kesmek istediğimize dikkat edelim. Kurban keserken sizin Allah’ a yakınlaşmanıza ve teslimiyetinize engel olan şeyi keserseniz, kurbanınız amacına ulaşmış olur. Engelleri kaldıran mümin böylece kurbanını vermiş olur. Artık ona rahatlıkla diyebilirsiniz. “Kurbanınız Kabul Olsun” ve o inanan da rahatlıkla şöyle düşünebilir. “Ben gerçekten kurbanımı kestim.

 
Zeynep Işık
Bu yazı 305 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: