Navigation


Tarih: 06 Ekim 2008 Pazartesi



KURUYAN ELLER
KURUYAN ELLER
 


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)ashabına sohbetler ederek, onların kalplerini nurlandırırdı.  Gelen ayetleri açıklar, anlatılmayan, anlaşılmayan hiçbir şey bırakmazdı. Bu arada müşriklerin de imana gelmesi için toplandıkları yerlere gider bıkmadan ve yılmadan davet ederdi. Bu duruma Ebu Cehil ile Velid bin Muğire çok kızar: “ Bu gidişle Muhammed herkesi kendi dinine çevirecek, putlarımıza tapan kimse bırakmayacak!” derlerdi.



Bir gün bu işi bitirmenin tek çaresinin, âlemlerin efendisi olan Peygamberimizi öldürmek olduğuna karar kıldılar. Ebu Cehil, Velid bin Muğire’yi,  Mahzun oğullarından bir kaç delikanlıyı yanlarına alarak Beytullah’a geldi. O anda Sevgili Peygamberimiz namaz kılıyordu. Ebu Cehil eline aldığı bir taşla hemen öne atıldı. Habib-i Ekrem Efendimize  taşı vurmak istedi. Elini kaldırdığı an, eli havada hareketsiz kaldı. Hiçbir şey yapamadı ve şaşkına döndü. O haliyle geldiği yere gitti. Müşriklerin yanına varınca eli eski haline döndü ve taş yere düştü.



Aynı taşı Mahsunoğullarından biri kapıp; “ Göreceksiniz! Onu ben öldüreceğim!”  diyerek, Peygamber efendimize doğru yürümeye başladı. Yaklaşınca bir anda gözü kör olup, etrafı göremez oldu. Bunun üzerine Mahsunoğulları hep birlikte peygamber Efendimize doğru ilerlediler. Peygamber Efendimize iyice yaklaştıkları an; O’nu göremez oldular. Fakat mübarek sesini işitiyorlardı. Sesin geldiği yöne yürüdüklerinde, ses arkalarından, arkaya döndüklerinde ise önceki yerden ses geliyordu. Aynı hale birkaç kez şahit oldular.  Sonunda şaşkına döndüler ve  Peygamber Efendimize hiçbir şey yapamadan orayı terk ettiler.



Bu olayla ilgili Yasin Süresi 9. ayet mealen şöyle der: “ Onların önlerine set çektik, gözlerini perdeledik artık görmezler.”



  Değerli Tefekkür okurları Allah dilerse görmezler, Allah dilerse işitmezler, Allah dilerse konuşamazlar.



  Habeşistan’a  ilk hicret olayını okuyanlar eminim şunu hatırlamışlardır. Hicret eden Müslümanları geri getirmek için giden müşriklere Habeş Kralı Necaşi hicret eden müminlerin vasıflarını sorar ve müşriklerden biri söz alır, müminlerin özelliklerini saymaya başlar:



“Onlar insanlara adaletli davranırlar. Komşuya eziyet etmezler. Sözün en doğrusunu söylerler. Kimsenin malına göz dikmezler. Irzlarını korur, kimsenin namusuna yan gözle bakmazlar. Yetimi ve miskini korurlar. Onlar ilahımızın bir tek ilah olduğunu söylüyorlar!” Bütün bunları söyledikten sonra kral Necaşi, onların  Hz.  İsa’nın ahlakında olduğuna inanır ve onları geri vermez.



         Evet, o müşriklere doğru sözü söylemeyi de Allah dilemişti de doğruyu söylemişlerdi. Çünkü Necaşi ile  yapılan konuşmadan sonra müşrikler söz alan arkadaşlarına kızmışlardı. “Neden doğruları söyledin? Neden iftira edip, onları kötülemedin?” Diye. Söz alan arkadaşları ise: “ Ben de bilmiyorum neden ama söyleyemedim.” Demişti. Allah söyletmemişti. Esas benim dikkatimi çeken gördükleri mucizeler karşısında imana gelmemiş olmalarıdır. Taşı eline alıp elinin kuruduğunu anlayan bir insan yaşadığı bu olay karşısında nasıl duyarsız ve kör kalabilir? Diyeceksiniz ki günümüzde de Allah’ın ayetleriyle canlı ayetleriyle karşı karşıya kalan insanlar için de durum aynı değil mi? Ben de “Evet” diyorum.



Günümüzde de Allah’ın mucizeleriyle karşı karşıya gelip de tabiat olayı deyip iman etmeyen insanlar maalesef çoktur. Bir doğum olayı ki müthiş bir mucize olmasına rağmen kimse bunun farkında değildir.





Veya ölüm olayları… Bir iki saniye önce seninle konuşan insan gülen, şarkı söyleyen, hareket eden insan saniyeler içinde hareketsiz kalabiliyor. Hala idrak edemediğimiz ruh, bedenden çıkınca hayat  bitiyor her şey bitiyor. Çok büyük bir mucize ve nasihattir Allah’ı hatırlamak için ama maalesef insanlarımızın bütün bu olaylara gözlerini, kulaklarını, kalplerini kapıyor tabiat olayı deyip çıkış yolu arıyorlar. Fıtratlarında var olan Allah’a inanma eğilimini örtmeye çalışıyorlar. Allah’u Teala Bakara süresinde şöyle buyuruyor:



“Onların gözleri kördür hakkı göremezler, kulakları sağırdır hakkı işitmezler, dilsizdirler hakkı söyleyemezler, onlar doğru yola, hakka dönmezler.”



     Nasıl gelsinler ki bütün duyu organlarını kapatmışlar. Elbette ki onların elleri onların, gönülleri kurur, hayatları kurur. İmandır kalpteki hayatı yeşerten… İmandır insanı insan yapan… İmandır insanı canlandıran, imandır insanı ayakta tutan. Ağaya kaldıran kıyamda tutan… İmana sahip olma ve onu koruma ümidiyle Allah’ın selamı üzerinize olsun…



Emine GÜNEŞ

 
Emine Güneş
Bu yazı 110 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
hayran Yazdı:
ALLAH,ın selamı hepimizin üzerine olsun amin