Navigation


Tarih: 06 Ekim 2008 Pazartesi



KUTLU İZ
KUTLU İZ
 
 Evet; o güzide Müslümanlar İslami şahsiyetlerine leke getirecek
davranışlardan uzak kaldılar. Örnek şahsiyetlerini sergilediler. Bundan
dolayı da Allah onlara müjdeli ayetini indirdi. Ayeti tekrar hatırlayalım:

     " sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete
gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber Mü'minler Allah'ın
yardımı ne zaman diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve
sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır" ( bakara
214)

   bu ayet onlara teselli veriyordu. Peki, bu ayet gelince işkence bitti mi?
Hayır! İşkence her geçen gün daha da arttı. Müslümanların sayısı artınca
zalim olan Kureyş acizliğinin üstünü örtmek için o güzide Müslümanlara bu
defa boykot uygulamaya başladı. Öyle bir boykot ki adeta Müslümanların yaşam
kapılarını kapayan bir boykot.

    Bu boykot üç yıl sürdü. Müslümanlar birbirlerine destek olmak için bir
mahalleye taşındılar. Bu mahalleye (şiphi Ebutalip ismi verildi.) onlara
hiçbir şey satılmıyordu. Onlardan hiçbir şey satın alınmıyordu. Bu durum
devam ettikçe Müslümanlar perişan oluyordu. Açlık hat safhaya çıkmıştı.
Annelerin göğüslerindeki sütler kurumuş, bebekler açlıkta ölmeye başlamıştı.
Ama onlar yılmadılar. İnatçılardı. İnatçı olmaları gerekiyordu. Çünkü
inandıkları dava hak davasıydı: imanlarından eminlerdi. Yukarıdaki ayet
onlara teselli veriyordu. Allah'ın yardımının yakın olduğunu haber
veriyordu. Allah onların sabrını ölçmüştü.
Gösterdikleri sabır ve azim karşılığında Allah'ın yardımı gelecekti.
       O güzide insanlar öyle acılar çekmişlerdi ki boykot esnasında
Resulullah da sevdiği insanları arka arkaya kaybetmişti. Ve bunlardan biri
de çok sevdiği eşi Hz. Hatice idi. Hatice Resulullah'a ilk inanan kişiydi.
Onu bütün gücüyle desteklemiş, varlığını inandığı dava uğrunda harcamıştı.
İslam da Hz. Hatice'nin yeri çok başkadır. O çok akıllı ve fedakârdı.
     İsterseniz Hz. Hatice'yi günümüz kadınlarıyla kıyaslayalım:
- Hz Hatice zenginliğini Allah yolunda harcamıştı. Peki bizler varlığımızı
nerden nasıl harcıyoruz? Allah için ne verdik, ne vermeyi düşünüyoruz? İslam
davası için emeklerle hazırlanmış eserlere ne kadar değer verip
destekliyoruz? Allah yolunda ne kadar infak veriyoruz? Yoksa bütün
varlığımızı eşyaya, süse mi veriyoruz?
Benim çevremde gözlemlediğim kadarıyla; kadınlarımızın çoğu varlığını boş ve
anlamsız şeylere harcıyor. Altına, gümüşe kristale, koltuk takımlarına, süs
eşyalarına değer veriyor. Hâlbuki bunların hepsi sadece dünya hayatında
insanı oyalayıp durur. Hatta insanın vaktini çalar.
    Peki, biz Müslümanlar kadınlar vaktimizi nasıl geçiririz. Maalesef
zamanımız boş ve anlamsız şeylerle doğmuş. Mesela gereksiz olan ev işleri.
Tabi ki insan yaşadığı mekânda yapması gerekenleri yapacaktır. Ama aşırıya
gitmeden. Günümüz kadınları ev işi, yemek ve temizlik olayını o kadar
abartmışlar ki, temizlik üstüne temizlik yapıyorlar. Zamanın değerini
bilmeden, zaman akıp gidiyor. Ve bize ahiretimiz için çok ama çok lazım olan
ilimden ve ibadetten bizi mahrum bırakıyor. Bunun suçlusu elbette ki
bizleriz. Zamanı Allah'ın bizden istediği gibi harcamayınca, şeytanın
istediği gibi harcıyoruz. Hz. Hatice Müslüman kadınlar o kadar güzel bir
örnek ki eşini destekleyen, onun davasını sahiplenen, davası uğrunda bütün
özverisi esirgenmeyen bir örnek.
     Resulullah'ın amcasının ( ebu talip)  ölümünün arkasından Müslümanlar
derin bir hüzün yaşamışlar ve om yıla hüzün yılı adını vermişlerdi.
Müşrikler çemberi daraltmışlar, adeta Müslümanlara dünyayı dar etmeye
çalışıyorlardı. Yaptıkları zulmü gittikçe arttırıyorlardı. Zulüm kâfirin
sığınma kapısıdır. Sözle ikna edemedikleri Müslümanları işkenceyle ikna
etmeye çalışıyor. Bu tutum onların ne kadar aciz olduğunu gösterir. İşkence
aciz olan insanın hırsını göstermesidir. Müslümanların hayatlarını
baktığımızda asla insanlara ya da her hani bir canlıya işkence edildiğini
göremezsiniz. Allah'ın yasakladığı bir şeydir zulüm ve işkence. Savaş
esnasında bile kimseye zulmedilmesine izin vermemiştir Allah Resulü.
      Yaşlıya, kadına, çocuğa, ibadethanelerine kapananlara karışılmamasını
emretmiştir İslam dini. Müşrikler İslam'ın yayılmasına engel oluyor ve
Müslümanların davetinin önünü tıkıyorlardı.
   Onlardan önce davranıp, onların gidecekleri pazarlara gidiyor, onların
bir yalancı olduklarını söylüyor ve davetin önünü tıkıyorlardı.
Biliyorlardı, davet onlara ulaşırsa onların ikna olacaklarını. Her nefsin,
iyiye de kötüye de meyli vardır. İyi, iyi bir şekilde insana ulaşırsa, insan
fıtratı bunu kabule yakındır. Bunu bildikleri için iyinin onlara ulaşmasına
engel oluyorlardı. Ama buna rağmen Müslümanlar çoğalıyordu. Gördükleri
işkence onları yıldırmıyordu. Aksine onların birbirlerine kenetlenmelerini
sağlıyordu. Boykot devam ediyordu. Öyle ki hiç kimse Müslümanlara bir şey
satmıyordu. İnsanlar açlıktan bir deri bir kemik kalmışlardı. Hiç kimsenin
onların mahallelerine girmelerine izin verilmiyordu. Bazı müşrikler
dayanamayıp onlara gizlice bir şeyler götürmeye kalksalar yakalayıp
dövüyorlardı. Bu durum resulullah2ı çok üzmüştü. Ve şöyle bir beddua da
bulunmuştu.
       " ey Allah'ım şunlara da Yusuf'un zamanında ki gibi yedi kıtlık yılı
azabı vererek bana yardım eyle."
     Öyle ya aç kalmayan açın halinden anlar mı? Öyle de oldu. Allah
onlardan yağmuru kesti. Rahmetini onlara göndermedi ve öyle bir kıtlık
başladı ki, kıtlık onların akıllarını başlarından aldı. Kendi çocukları
açlıktan ölmeye başladı. Kadınlarının göğüslerinde ki sütler kurudu. Öyle
perişan oldular ki, aralarından ebu Sufyan'ı seçip Resulullah'a gönderip
ondan kıtlığı üzerlerinden kaldırması için Allah'a dua etmesini istediler.
Eğer bunu yaparsa hepsi birden iman edeceklerini söyleyip söz verdiler.
       Resulullah yaptıklarını yüzlerine vurmamıştı. Resulullah ellerini
kaldırıp dua eylemişti. Ne kadar ilginç değil mi? İşkence ediyorlar, zulmün
her türünü üzerlerinde uyguluyorlar, sonra gelip dua talep ediyorlar. Senin
duan Allah katında kabul görür diyorlar. Onun emin ve hak olduğuna
inanıyorlar ama bu onları onu inkâr etmekten, işkence etmekten geri
çekmiyor.
    Resulullah dua etti. Kıtlık bitti ama kureyş verdiği sözü tuttu mu?
Hayır. Eski hallerine devam ettiler, bunu üzerine Allah (c.c) şu ayeti
indirdi:
   " bilakis onlar şüphe içinde olup, istihza alay ederler, o halde ey
habibim semanın apaçık bir duman getireceği bir günü gözetle. O duman bütün
insanları saracak, bu pek yaman bir azap, ey rabbimiz bizden bu azabı açıp
kaldır ki biz iman edelim diyecekler. Onlar için düşünüp ibret almak nerede?
Kendilerine hakikatleri, açıklayan bir peygamber geldiği halde yine ondan
yüz çevirdiler sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki, bu öğretilmiş bir
delidir. ( ruha 9-14)

    İman için söz verdiler ama sözlerinde durmadılar, kıtlık üzerlerinden
kalktı, şükretmediler. İşkenceye ve zulme devam ettiler. Resulullah'ı kabul
etmiyorlar, ona her türlü iftirayı atıyorlar ama başları sıkışınca gelip "
ey Muhammet senin Allah katında duan makbuldür bizim için dua et diyorlar."
      Birde günümüz insanına bakalım; Müslümanlardan uzak dururlar, onların
konuşmasından, onların giyiminden, gittikleri yerlerden hoşlanmazlar, ama
başları sıkışınca " efendim sen, Allah'a bizden daha yakınsın, ne olur bizim
için dua et. Efendim oğlum sınava giriyor, şu kaleme kalem süresini okur
musun?" falanda filan.
     Peki, efendim sen neden Allah'a yakın olmuyorsun, seni bundan alıkoyan
ne?
Öyle sanıyorum ki bizi bundan alıkoyan dünya sevgisidir. Dünya bize o kadar
süslü geliyor ki biraz olsu ondan vazgeçemiyoruz. Eyer birazcık dünyalık
şeylerden yüz çevirsek kendimize geleceğiz.
     Niçin varolduğumuzu düşünüp kendimizi toparlayacağız. Hiçbir şey
amaçsız var edilmez var olan her şeyin bir amacı bir görevi vardır. İnsanda
başıboş yaratılmamıştır bir amacı bir görevi vardır. insanın görevi
kulluktur onu bundan alıkoyanda, düşünmeden sorgulamadan yaşaması ve nefis
terbiyesinden geçmemiş olmasıdır.

 
Emine Güneş
Bu yazı 103 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: