| MERHAMET FUKARASI OLMAYALIM |
Dışarıda kar, soğuk ve rüzgâr var. Bizler, sıcacık sobalarımızın ya da kaloriferlerin yandığı evlerimizde rahat, mesut yaşıyoruz. Ama böylesi havalarda, beni bir hüzündür alır. Neden mi? Bu havada biz, burnumuzu bile dışarıya çıkaramazken, ya bu soğukta sokakta, mağarada, derme çatma evlerde yaşayanlar ne haldedir diye. Rahatlarından taviz vermeyen birçoklarına göre, böylesi insanların olmadığı vehmi gelse de, ne acıdır ki, sokakta geceleyenler, soğukta tir, tir titreyerek günlerini, bin bir meşakkatle geçirmek zorunda kalanlar vardır!
Daha birkaç gün öncesi yaşadığımız kurban bayramında, ziyaretime gelen bir arkadaştan duydum. Kendisi Süleymaniye taraflarında oturuyor. Mahallelerinde sokak, sokak gezen, dilenen, belki de zekâ özürlü bir adam var. Gece olunca bazen bu, bazen şu evin duvarının dibine, birini yere serdiği, birini de üzerine yorgan gibi çektiği, eski püskü gocuklarıyla yatıp kalkıyormuş. Kim bilir, bu eski gocukları da hangi hayırsever vermiştir? Bu karda, kışta, soğukta sokakta gecelediğine şahit olan arkadaşımın içi titremiş. Benim de yüreğim burkuldu. “Bizler de sorumlu değil miyiz bu kişilerden? Onlara başlarını sokacak bir çatı sağlamadığımız için, Allah bize sormayacak mı? Ne de olsa aynı şehirde yaşıyoruz.” Demişti arkadaşım. Evet, biz sorumluluklarımızın idrakinde olmazsak bile, Allah (c.c) bizden soracaktır. Toplumsal görevlerimizi ihmal ettiğimiz için, sosyal dayanışmayı aramızda olması gerektiği şekilde tesis etmediğimiz için, kendimiz rahat ve refahta yaşadığımız için zorluklarla hayatlarını geçirmek zorunda olanlara, duyarsız ve merhametsiz kaldığımız için Rabbimiz soracaktır! Şimdi, bu konuda da Avrupa’dan mı ders alacağız? Belki onlar, vakti zamanında bizden aldılar, böylesi insancıl ve merhamet esaslı davranışları. Lakin bu gün eskiye oranla ne çok şey değişmiş değil mi? Dünyaya ders veren bir medeniyetin insanları, onlardan ders alanlardan örnek gösteriyor! Merhamet esaslı bir medeniyetin varisleri olduğumuz halde, bu mirasa sahip çıkmadığımız gibi, yüzümüzü dünyaya ve geçici güzelliklerine çevirdiğimizden, sadece kendi nefsimizi düşünüp “nefsi, nefsi” dediğimizden, sosyal sorumluluklarımızı göz ardı etmişiz. Gözü yaşlı yetimleri, dulları, fakir, fukarayı gözetmez olmuşuz. Hani nerde, son merhamet Peygamberini örnek alanlar? O ki, eline bir dinar bile geçse hemen fakire, ihtiyaç sahibine ulaştırır, gözlerini aydın, gönüllerini sürür eylerdi! Nerede Peygamberini örnek, rehber alanlar? Nerede merhametli, şefkat timsali, imanlı müminler?
Yoksa yüreğimizde merhametten eser kalmadı mı? Kalbimizde ihtiyaç sahiplerine karşı bir duyarlılık, bir şefkat kalmadı mı? Peki, kalbimiz olduğunu nasıl iddia ediyoruz? Belki, kalp yerine taştır orada duran! Sorumluluklarımızı arkamıza attığımız yetmez mi? Hepimiz bir ucundan tutup sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı aramızda canlı bir şekilde oluşturabiliriz. Kimi ihtiyaç sahiplerini tespit eder, kimi yardım verir, kimi yardımı ulaştırır. Hepimizin yapacak bir işi mutlaka vardır. Yeter ki, sorumsuz davranmayalım, duyarsız kalmayalım! Sosyal adaletsizliği ortadan kaldırmak için elbirlik çalışalım. Hiç yapanlar yok mu? Elbette ki var! Ancak çevremizde hala ihtiyaç sahiplerini görüyorsak, bu yeterli değil demektir. O halde yardım ellerimizi esirgemeyelim. Bir hadis-i şerifi hatırlatmanın tam yeri: “Siz yerdekilere merhamet edin, göktekiler de size merhamet etsin!” |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 256 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Revaha Yazdı: insanları ben merkezci durumdan çkarmaya vesile olabilecek bir yazı teşekkürler! |
| Yorumlar |
| zahide Yazdı: toplumu merhamete çağırdığınız için Allah razı olsun.çünkü mağdur olan o kadar çok insan var ki... |


Tefekkür Dergisi