Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



MÜMİN GEÇTİĞİ YERİ İMAR EDER!
MÜMİN GEÇTİĞİ YERİ İMAR EDER!
 
“Allahu Ekber! Allahu Ekber...” ezan sesini duydunuz. Kalkıyorsunuz sıcak yatağınızdan. En büyük amacınız, Rabbinizin rızasını kazanmak için. Eşinizi de uyandırdınız, çoluk çocuğunuzu da. Ailece Rabbinizin huzuruna çıkıyorsunuz. Günün ilk saatlerinde nasıl hayata başlayacağınıza dair ilahî terbiyeden geçiyorsunuz. Bu niyetle başlıyorsunuz, gününüze. Kararlılığınızı pekiştirmek ve metodunuzu seçmek için biraz Kuran okuyorsunuz. Düşünerek ve anlayarak, okuduğunuz ayetler gününüzün ışığı olacak. Çocuklarınız okula gitmek için hazırlanıyorlar. Baba ekmeğe gidiyor. Anne mutfağa. Ama hepsi salih kul olmanın ilkelerine dikkat ederek hareket ediyorlar.

Rablerine hamd ederek kahvaltılarını yapıyorlar. Anne-baba, çocuklarını uğurlarken en önemli şeyin “iyi bir Müslüman” olmalarını telkin ediyorlar ve öperek Allah’a emanet ediyorlar gözlerinin nurlarını.

Karı-koca konuşurlarken, koca işe gideceğini, kadın da bugün akraba ziyaretinde bulunacağını söylüyor. Ama her ikisi birbirine iyiliği emrederek.

Beyefendi kapıyı kapatıyor, basamaklarda komşuyu görüyor. Selametin Allah’tan geldiğini hatırlıyor: “Esselamu Aleykum.” diyerek iyi niyet temennisinde bulunuyor. Doğru ve hayırlı birkaç dakika konuşmadan sonra ayrılıyorlar. Bu arada komşuya “istediğin yere bırakayım” diye sesleniyor. Araba ile giderken dikkat ediyor trafik kurallarına. Kimsenin hayatını tehlikeye atmamak için. Bu arada bu nimeti de Allah kendisine verdiği için şükrediyor Rabbine. Yolda giderken ne görsün. İki öğrenci tartışıyor. Duruyor onları ayırmak için. Bir Müslüman olarak ilgisiz kalamaz sorunlara. Onlara iyiliği emretmesi, kötülüğü nehyetmesi gerekiyor. Çocuklar ile konuşup onlara iyi ve adil bir çözüm öneriyor.

Bu arada markete uğrayıp bir gazete ve ufak tefek birkaç şey almak istiyor. Parasının neye ve nerelere gittiğinin bilincinde olarak. Çünkü Rabbine karşı nerelerde harcama yaptığının hesabını vereceğinden de sorumlu olduğunun farkında. Gözlerini haramlara çevirmeden, günah ve nefsani çağrılara ilgi ve teveccüh göstermeden yoluna devam ediyor. Bu arada zamanın nasıl hızlıca geçtiğini düşünüyordu. Her geçen günün hayatından gittiğini, aklından geçiriyordu. Bu nedenle zamanını gereksiz, anlamsız ve geçici şeylere harcamak istemiyor. Bir de ne görsün. İş yerine varmış bile. İşini dürüst ve hakkını vererek yapıyor. Biliyor ki işinin ehli olan en iyisini yapar ve kazandığını helal etmiş olur. Bu arada arkadaşının morali çok bozuk. Anlaşılan o ki, bir sorunu var. Arkadaşına yardımcı olmanın yollarını arıyor. Bu sırada arkadan gereksiz konuşmalar gelir. Hiç aldırmaz. Boş ve gereksiz konuşmalardan uzak duruşu bir Müslümanın prensipleridir. Hatta orada şöyle bir duası vardır: “Allah’ım cahiliye anlayışından ve cahil olmaktan beni uzak tut.”

Arkadaşının para meselesi olduğunu öğrenir. Yardımcı olmak için elinden geleni yapar. Arkadaşlarından bazıları hanımlara ilgilidir. Kendisi usulünce onları yani arkadaşlarını kendi duruşuna çağırır. İş yerinde öyle ilginç olaylar gelişe bilir ki, tüm olaylara Allah’ın bildirdiklerine ve Resulünün gösterdiklerine göre müdahale eder.

Zaman ilerlemiştir. Yorulduğunu hisseder. Çay içmek için çırağı çağırır. Çevresindekilere sorar. “Çay içer misiniz?”. Çünkü kendi nefsi için istediğini başkaları için de düşünür. Cömert olan mümin onlara da sipariş verir. Saatler geçer. Öğle saati yaklaşmıştır. Arabasına doğru gider. Arabayı çalıştırır. Araba çalışmaz. Öfkesini bastırır. “Vardır bunda bir hikmet” diyerek otobüse biner, sürekli çevresindeki insanları gözetir. Oturan, kalkan vs. var mı, yaşlılara, bayanlara, çocuklulara yer ver. Arabaya binmesinin hikmetini düşünür. Birde bakar ki yanına birisi oturmuş..

İyi bir Müslüman, her zaman, her daim bir davetçi olduğunu unutmaz, her fırsatı değerlendirir. Dinini tebliğ eder. Tebliğ eder ki, tüm insanlar kendilerini yaratan Rabbini tanısınlar, O’na tabi olsunlar.

Bu yüzden her mümin misyonunu düşünerek ya öğrenir, ya öğretir, bazen her ikisi bir kereden de gelişebilir.

Hayatta öyle ilginç olaylar gelişir ki, kendini bir anda o tablonun içinde görebilir. İşte iman eden her zaman bir imtihanda olduğunu unutmaz. O, imtihanın içinde olması gerekenleri yapar ve imtihanlardan başarılı çıkmak için çabalar. Hiçbir şeyin boşuna gitmediğini, amelleri ile Rabbinin huzuruna çıkacağını bilir. Allah’a olan sorumluluğun, toplumun üzerinden geçtiğini bilir. Bu yüzden toplumda olup biten hiçbir şeye ilgisiz kalmaz. Olayların seyrini ilahi iradeye göre şekillenmesi için elinden geleni yapar. Daha bu sabah, hayata Allah’ın istediği gibi başlayacağına söz vermişti.

Devamı Gelecek Sayıda...

 
Zeynep Işık
Bu yazı 183 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: