Navigation


Tarih: 07 Eylül 2008 Pazar



Neden ebter dediler
Neden ebter dediler
 



Peygamber Efendimiz(sav) büyük oğlu Kasım, on yedi aylıkken
vefat etmişti. Bu acı hadiseden seneler sonra; diğer oğlu Abdullah (r. anh)
vefat etti. Resulullah Efendimiz mübarek gözlerinden yaşlar aktığı halde
dağa dönüp;"Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi dayanamaz
yıkılırdın." buyurdular.
Hz Hatice validemiz; "ya Resulullah! Onlar şimdi nerededirler?" sualine
karşı;" onlar cennettedirler" buyurdular. Kâinatın sultanı sevgili
peygamberimizin iki oğlunun da vefat etmesiyle müşrikler çok sevindiler. Ebu
Cehil gibi inkârcılar, bunu fırsat bilerek; " artık Muhammed ebterdir, nesli
kesilmiştir. Nesli devam ettirecek erkek çocuğu kalmamıştır. Kendisi de
vefat edince adı sanı unutulacaktır." diye etrafta yaygara kopardılar. Bunun
üzerine Allah-u Teala Kevser Süresini indirerek Resulünü teselli etti.
Mealen:"(Habibim!) Hakikat biz sana Kevseri verdik.( Kevser havuzunu pek
çok hayrı ihsan ettik.) O halde Rabbin için namaz kıl. Kurban kes. Doğrusu
sana ( nesli kesip deyip) dil uzatandır, hayırsız ve nesli kesik... (sana
ebter diyenin kendisi zürriyetsiz, şerefsiz ve namsızıdır. Sana gelince,
Habibim, senin pak neslin, şan ve şerefin kıyamet gününe kadar devam
edecektir. Ahirette de sana akla gelmeyecek nice büyük şerefler tahsis
edilmiştir.)" buyurdu.
Resulullah(sav)ın oğullarının ölümüyle neslinin kesildiğini düşünenlere
Allah-u Teala'nın güzel bir cevabıdır bu sure(Kevser). İnsanlar sayılarının
erkek çocuğuyla devam ettiğine inanan bir milletti Araplar. Kız çocuğunun
hiç bir değeri yoktu. Hatta kız çocuğunun doğmasını bir utanç gibi
görürlerdi. Diri diri toprağa gömülürdü kız çocukları… Erkeklerin egemen
olduğu bir dönemdi, kadının toplumdaki yeri hizmetkârlıktan öteye
gitmemişti. Erkeğin her türlü hizmetini karşılayan bir nesne gibiydi kadın;
köle, nefsi isteklerin tatmini için kullanılan, aşağılanan, dövülen ordan
oraya itilen toplumda hiçbir yeri ve hakkı olmayan bir varlıktı
Günümüzde de bu durum aynı değil mi? Kadına bakış cinsel arzularını
tatmin etmek değil mi? Kadının toplumdaki yeri ne?
Anneler erkek çocuğu doğurduğu zaman övünür kabarırlar. Kız çocuğu
doğuran anneler küçük görülür. Hatta doğan çocuğun cinsiyeti sorulduğunda
dudak bükerek 'kız' denir, gururla sevinçle değil; üzüntüyle kınayıcı bir
şekilde söylenir bu sözler. Hatta ardı ardına kız doğuran kadınların
kocaları ikinci evliliklerini yaparlar. Gerekçe olarak da karısının hep kız
çocuğu doğurduğunu ve soyunun devam etmeyeceğini ileri sürerler.
Erkek; güç, erkek; gurur, erkek; kazanç, erkek vs. vs. kız çocukları
ezildikçe ezildi, miras erkeğe verildi, kız ele gelin gidiyor diye mirastan
menedildi… Evlilik gibi önemli bir konuda bile fikri alınmayan babanın
istediği kişiyle, başlık parası karşılığında verilen hatta evleneceği
kişiden süt parası bile istenen kadın hep acı çekmiştir. Çünkü hak ettiği
yeri hiçbir zaman alamamıştır. Her zaman zulmedilmiştir. Yemeğin tuzunun
fazla olması durumunda bile dayak yiyen, acılarla doğurduğu çocuğuna
istediği ismi bile koyamayan zavallı bir varlık...
Üzerinde uzunca durmak istediğim bir konudur bu... Yıllardır kanayan
bir yara olduğu için kadın ve yaşadıkları haksızlıklar Safha safha sizlerle
paylaşmak istediğim gerçekleri bir sonraki sayımızda da dile getireceğim ve
siz değerli okuyucularımdan bu konuda araştırma yapmanızı ve TEFEKKUR
adresine göndermenizi istiyorum bu konuya sizin de katkılarınızla geniş bir
şekilde ele alacağım.
Tarih boyunca yaşanmış olan bu zulmün üzerinde durup çareler aramak
niyetinde olduğum için sizin de desteğinize ihtiyacım var. Görüşlerinizi ve
desteğinizi bekliyorum.
Rabbime emanet olun.

 
Emine Güneş
Bu yazı 154 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: