Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



NEDEN EBTER DEDİLER?
NEDEN EBTER DEDİLER?
 

Geçen sayımızda, Resulullah’ın oğullarının ölmesinden dolayı Kureyş müşriklerinin Resulullah’a, “ebter”(nesli kesik) dediklerini ve bunun üzerine, Kevser suresinin indiğinden bahsetmiştik
            Erkek çocuğu olmayan ailelerin neslinin kesileceği inancının günümüzde de çok yaygın olduğundan bahsetmiştik. Bu konuyu daha genişletmek ve Kevser suresindeki “Biz sana Kevser’i verdik” ayetinin üzerinde durmak istedim. Nedir Kevser? Âlimlerin bazısı sonsuz nimet, bazısı berrak ve çok lezzetli bir su, içecek olduğunu, bazısı ise Cennet olduğunu tefsir etmiştir. Belki hepsi de olabilir. Çünkü Kevser müteşabih bir ayettir. Ben ise konuya farklı yaklaşacağım.



Resulullah’ın (s.a.v) oğullarının vefatından sonra bu surenin  inişi beni düşündürdü. “Ebter” lakabına çok üzülen Resulullah’ı teselli için inen bir sure “senin pak neslin kıyamete kadar soyunu sürdürecektir” demektedir! Nasıl olacak bu? Eğer halkımızın inandığı gibi soy sop erkek çocuğuyla devam ediyorsa, Resulullah’ın soyu nasıl devam edecek? İşte burada Kevser devreye giriyor. İnsanların asırlardır inandıkları tabuyu yıkıyor. Ben Kevseri Hz.Fatma olarak düşündüm. Neden diyeceksiniz? Çünkü Resulullah’ın soyu Hz. Fatıma’yla günümüze kadar gelmiştir. Hala etrafımızda ehlibeytten olduğunu söyleyen insanların varlığı bunu gösteriyor. Resulullah’ın kızı hz.Fatma anamızdan doğan çocuklarla, ehlibeyt günümüze kadar gelmiştir.  




            Birde Resulullah'a “ebter” diyen amcası Ebu Leheb’i düşünelim. Üç tane oğlu vardı, benim bildiğim kadarıyla… Ebu Leheb öldüğünde onu defnedeni olmamıştır. Kolera hastalığından ölen Ebu Leheb, oğulları tarafından gömülmeyip, üç gün cesedi beklemiş, etrafa koku düşmüş ve bunun üzerine kokudan rahatsız olan kureyş halkı tepkiler gösterince Ebu Leheb’i oğulları para karşılığında kölelere defnetmişlerdir. Köleler ise kokuşmuş ve mikrop saçan cesede yaklaşamadıklarından, uzun çubuklar yaptırıp önceden hazırladıkları çukura o uzun çubuklarla ite ite gömmüşlerdir. Bu olay insanı düşündürüyor “acaba kim ebter?” diye?
            Günümüzde de hala bu inanışla yaşayan insanların var oluşu gerçekten çok üzücüdür. Zavallı kadınlar insan yerine konulmamış, bir hizmetçiden bir köleden farkı olmayan gönüllü köleler durumuna gelmişler. Ana olan, eş olan, kardeş olan kadınlar tarih boyunca, İslami yönetim dışında hiçbir zaman hak ettiği yere gelememişlerdir. Ya güzelliği için nikâhlanmış, ya güzelliği için pazarlanmış ya da ucuz işçi, araba veya traş köpüğü gibi  erkeği ilgilendiren nesnelerde bile, kadına yarı çıplak reklâm yaptırılmış, cinselliği ile eşya gibi pazarlanmıştır.
            Ülkemizde şu yaşadığımız zaman diliminde, Doğu kadını ve Batı kadını diye kadını ikiye ayırmak  istedim. Doğu kadınını ise yine ikiye ayıracağım; köy kadını, şehir kadını diye… Köylerde kadının durumu daha vahimdir, durmadan çocuk doğuran tarlada, bostanda
çalışan işçiye ihtiyaç var diye okula gönderilmeyen kızlarla, kadınlarla doludur köyler…
Eliyle hazırladığı yemeği bile ilk olarak kendisi yiyemez. Önce erkeğe servis yapar, kalırsa onların artıklarını yer. Doğum yapar 3–5 gün sonra, “hadi tarlaya ot yolmaya çapa yapmaya...”



Kadının üzerindeki  yükü görüyorsunuz. Sadece işçi değil, analık yapacak, kadınlık yapacak, hizmetçilik yapacak, işçilik yapacak, kaynanaya- kayınbabaya gelinlik yapacak, eğer hali ve zamanı yeterse bir de kendine bakacak… Yazık, çok yazık! Yapılan bu zulmün hesabını Allah soracak.
            Bir keresinde eşim ve çocuklarımla birlikte köye davete gitmiştik. Misafir olarak gittiğim evin 1–15 yaş arası dört-beş  tane kızları vardı. Okula gidip gitmediklerini sordum. Gitmediklerini söylediler. Neden diye sorduğumda  “işlerimizin çokluğundan zaman kalmıyor” dediler. Aynı aile 3 erkek çocuklarını gönderiyordu okula... Bu durum çok üzmüştü beni. Gitmek isteyip istemediklerini sordum; “nasıl istemeyiz? Elbette istiyoruz ama babam göndermiyor” dediler. Bu evin kadınının durumu da çok üzücüydü.  O kadar çok koşuşturuyordu ki… Yemek yap, ineği sağ, sütü kaynat, yoğurt yap, ineğin yemini ver, çamaşır- bulaşık yıka, yemek yap, tarlaya git, bostanı sula… Zavallı kadın akşam benimle konuşurken uyukluyordu.



Erkeği ise misafirim var diye habire etrafa emirler yağdırıyordu! “Çay yapın! Ayran getirin, yemek hazırlayın!” Köyün erkekleri de gelmiş sohbet ediyorlardı. Hani şehirden misafir gelmiş ya, misafir ağırlıyorlar aklınca!  Kadınların sırtlarından misafir ağırlıyorlar, ama kadınların emeğini görmezden geliyorlar!.



Bir de şehir kadınına dönelim burada da durum, hiç iç açıcı değil… Şehirde de kadının söz hakkı yoktur erkek ne derse o olur. Ne eziyetlerle dünyaya getirdiği çocuğuna isim koyma hakkı bile vermezler. Çocuğun ismini eşi ya da eşinin anne- babası karar verir. İstese de istemese de yapılan bu zulme sesiz kalır, içi kan ağlar,  ama gülmek zorundadır. Çünkü o bir kadın…



Evlendikten sonra  babasının evine, ancak eşi izin verirse gidebilir. Düşünün annenizi- ailenizi özlemişsiniz, onları görüp görmemeye erkeğiniz karar veriyor. Karısını döven erkekler hakkında  hiç söylenecek söz bulamıyorum. Hele tekme- tokat girişen erkeklere hiç… Hem de çocuklarının gözü önünde...



Bu zulmü gören çocuklar babasını sevebilir mi? Ya da büyüdüğünde aynı şeyi  kendisi de yapmaz mı?



Bir de çalışan kadınlarımız var. Bunların da durumu pek iç açıcı değil. Çalışan kadın deyince akla, ekonomik özgürlüğünü elde etmiş “özgür kadın!” geliyor. Acaba öyle mi? Sabah  erkenden kalk, işleri yoluna koy, koştura koştura çocuğu kreşe bırak, oradan işe… Geç kalmışsın imzaya, eğer geç kalırsan siciline işler, hesap veririsin elin adamına… O yüzden dakik olacaksın! Sonra iş çıkışı çocuğu kreşten alır koştura koştura eve... Evde de yapılacak bir sürü iş... Aman yarabbi! Bitkin bir şekilde gün bitecek… Yine bütün yük kadında, erkek nerede?  Ee, tabi kadının eve yaptığı maddi destekle rahat  bir hayat yaşıyor… Geziyor tozuyor, ama hanım “bey biraz yardımcı olur musun?” dese “çok yorgunum! Ne kadar çok söyleniyorsun!” gibi ifadeler kullanır... (devamı gelecek sayıda) 



             

 
Emine Güneş
Bu yazı 125 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: