| NEDEN EBTER DEDİLER? |
Geçen sayımızda, Resulullah’ın oğullarının ölmesinden dolayı Kureyş müşriklerinin Resulullah’a, “ebter”(nesli kesik) dediklerini ve bunun üzerine, Kevser suresinin indiğinden bahsetmiştik Resulullah’ın (s.a.v) oğullarının vefatından sonra bu surenin inişi beni düşündürdü. “Ebter” lakabına çok üzülen Resulullah’ı teselli için inen bir sure “senin pak neslin kıyamete kadar soyunu sürdürecektir” demektedir! Nasıl olacak bu? Eğer halkımızın inandığı gibi soy sop erkek çocuğuyla devam ediyorsa, Resulullah’ın soyu nasıl devam edecek? İşte burada Kevser devreye giriyor. İnsanların asırlardır inandıkları tabuyu yıkıyor. Ben Kevseri Hz.Fatma olarak düşündüm. Neden diyeceksiniz? Çünkü Resulullah’ın soyu Hz. Fatıma’yla günümüze kadar gelmiştir. Hala etrafımızda ehlibeytten olduğunu söyleyen insanların varlığı bunu gösteriyor. Resulullah’ın kızı hz.Fatma anamızdan doğan çocuklarla, ehlibeyt günümüze kadar gelmiştir.
Kadının üzerindeki yükü görüyorsunuz. Sadece işçi değil, analık yapacak, kadınlık yapacak, hizmetçilik yapacak, işçilik yapacak, kaynanaya- kayınbabaya gelinlik yapacak, eğer hali ve zamanı yeterse bir de kendine bakacak… Yazık, çok yazık! Yapılan bu zulmün hesabını Allah soracak. Erkeği ise misafirim var diye habire etrafa emirler yağdırıyordu! “Çay yapın! Ayran getirin, yemek hazırlayın!” Köyün erkekleri de gelmiş sohbet ediyorlardı. Hani şehirden misafir gelmiş ya, misafir ağırlıyorlar aklınca! Kadınların sırtlarından misafir ağırlıyorlar, ama kadınların emeğini görmezden geliyorlar!. Bir de şehir kadınına dönelim burada da durum, hiç iç açıcı değil… Şehirde de kadının söz hakkı yoktur erkek ne derse o olur. Ne eziyetlerle dünyaya getirdiği çocuğuna isim koyma hakkı bile vermezler. Çocuğun ismini eşi ya da eşinin anne- babası karar verir. İstese de istemese de yapılan bu zulme sesiz kalır, içi kan ağlar, ama gülmek zorundadır. Çünkü o bir kadın… Evlendikten sonra babasının evine, ancak eşi izin verirse gidebilir. Düşünün annenizi- ailenizi özlemişsiniz, onları görüp görmemeye erkeğiniz karar veriyor. Karısını döven erkekler hakkında hiç söylenecek söz bulamıyorum. Hele tekme- tokat girişen erkeklere hiç… Hem de çocuklarının gözü önünde... Bu zulmü gören çocuklar babasını sevebilir mi? Ya da büyüdüğünde aynı şeyi kendisi de yapmaz mı? Bir de çalışan kadınlarımız var. Bunların da durumu pek iç açıcı değil. Çalışan kadın deyince akla, ekonomik özgürlüğünü elde etmiş “özgür kadın!” geliyor. Acaba öyle mi? Sabah erkenden kalk, işleri yoluna koy, koştura koştura çocuğu kreşe bırak, oradan işe… Geç kalmışsın imzaya, eğer geç kalırsan siciline işler, hesap veririsin elin adamına… O yüzden dakik olacaksın! Sonra iş çıkışı çocuğu kreşten alır koştura koştura eve... Evde de yapılacak bir sürü iş... Aman yarabbi! Bitkin bir şekilde gün bitecek… Yine bütün yük kadında, erkek nerede? Ee, tabi kadının eve yaptığı maddi destekle rahat bir hayat yaşıyor… Geziyor tozuyor, ama hanım “bey biraz yardımcı olur musun?” dese “çok yorgunum! Ne kadar çok söyleniyorsun!” gibi ifadeler kullanır... (devamı gelecek sayıda)
|
| Emine Güneş |
| Bu yazı 125 kez okundu. |

Tefekkür Dergisi