| NEFSİMİZE BİRAZ ARA VERELİM Mİ |
Kaygılarımız, endişelerimiz, gelecekten beklentilerimiz, siyasi taraftarlığımız, ekonomik sorunlarımız, eğitimden umduklarımız, dört elle sarıldığımız işimiz ve çocuklarımız... Her şey üst üste, yan yana, arka arkaya geldiğinde ne kadar çok sırtımızdaki yükümüz. Ve o kadar yoruluyoruz ki... Gözlerimizi kapatmak ve bu sorunları görmezlikten gelmek istiyoruz. Ve gözlerimizi kapatıyoruz. Gözlerimizi kapattıktan sonra... Tüm sorunlar yerini, her şeyden uzaklaşmış karanlık adı verilen bir boşluğa bırakıyor. Ve o boşlukta tek kendi benliğimiz kalıyor. Bir de benliğimizi var eden... Ben ve O. Bir de gözlerimizi ebedi kapatmış olduğumuzu, uzun sürecek ve geri dönüşü olmayacak olan o hayata başladığımızı düşünün. Yalnızca siz ve sizi yaratan olacak. Diğer sorunlar ve yükler hepsi geride kalmış olacak, değil mi? Ne yapalım şimdi? Hepimizin sonu buraya varıyorsa, şimdi bütün bu sorunlara sorumsuz mu kalalım? Duruşa gerek yok mu diyorsunuz? Siyasi, sosyal ve ekonomik hayata seyirci mi kalalım? Eşimiz ve çocuklarımızı es mi geçelim? Elbette hayır... Ama her şeyin bir sınırı olduğunu, bir süreç olduğunu unutmayalım. Gelin, biraz kişisel sorunlarımıza ve beklentilerimize ara verelim. Nefisler kısa bir süreliğine tatile çıksın. Ne hissederiz? Dünya telaşları bir kenara bırakıldı mı ne geriye kalır? Ya da şöyle düşünelim. Siz doksan dokuz yaşındasınız. Artık sadece hayatta olabilmek için biraz yiyor, içiyor ve dinleniyorsunuz. Koca bir ömür geçirdiniz. Elbette birikim ve tecrübe deposusunuz. Ama dünya hayatı olarak bundan sonra ne yapmak istersiniz? Lezzeti kaçmış bu hayattan ne bekleyebilirsiniz? Ne çeşit çeşit yemekler, ne oyun ve eğlenceler, ne siyasi çalkantılar, ne evin ihtişamı, ne arabanın konforu, ne insanların kınamaları, ne esprileri, ne de geleneğinin getiri ve götürüleri... Artık hiçbir şey dikkatinizi çekmiyor. Dikkatinizi çeken tek şey, bundan sonra ne olacak? Sürecin neye dayanmış olduğu... Hepimizin bu dünya süreci böyle sonlanıyorsa, bu çalkantı hepimizin meselesidir. Durum bu ise, acaba dünya hayatını görmezlikten gelmek sorunu çözer mi? Elbette hayır, istikameti bozmadan yaşamayı öğrenmek zorundayız. Allah’a giden yolu şaşırmadan beklentiler ummak, geleceği planlamak, siyaset yapmak, ekonomik sorunları gidermek, aile kurmak, geleneği oluşturmak, eğlenmek, dinlenmek, mücadele etmek... zorundayız. Sapmadan, saptırmadan, sınırları aşmadan, duruşumuzu bozmadan, benliğimizi kaybetmeden yorulmalıyız. Allah’ı unutmak olmamalı hayatımızın aralarında. O’ nun ilkeleri ve tavsiyelerini hep baş tacı yapıp önümüzü aydınlatmalıyız. O’ nun hidayeti bize ölçü olmalı. Bizler kıyamların çocuklarıyız. Bizler mücadele eden ataların nesilleriyiz. Zaten yaratılış serüveni bununla başlamıyor mu? İlk babamız Hz. Âdem bile mücadele ile birlikte gözlerini açmış dünyaya. Daha dün Hz. Hüseyin’in kıyamından bahsetmiyor muyduk? Ve O’nun çocukları susuyorlar mı? Biz de susmamalıyız... İşte bizler görmezlikten ve duymazlıktan gelemeyiz olup bitenleri... Ama görmememiz ve duymamamız gereken kendi nefsimiz, beklentilerimiz, kaygılarımız, umduklarımız olmamalı. Kendimize karşı uyanık, itidalli ve kontrollü olmalıyız. Hak olan vahiy üzerinde olabilmek için... Hani gözlerini kapattığında ne kalıyordu. Bir sen, bir de Rabbin kalıyordu ya. İşte Rabb’inin olduğu yerde kendi sesini mi duyacaksın? Sen böyle bir terbiye almamıştın. Rabbinin sesi varken, sen kendi sesini kısacaksın. Kendini duymayacaksın, görmeyeceksin. Rabb’ini dinleyeceksin. Gözlerin oraya odaklanacak. İşte bu anlayış ile duracaksın bu hayatta. Dünya’nın ses ve görüntüleri ne kadar çok ve cazibeli olsa da... İşte senin önderlerin başardılar. Dünya ne kadar renkli olursa olsun, Rabb’inin sesini hep en öncelikli gördüler, duydular. Yaşlanmadan, ölmeden önce O’na dayanacaklarını hep bildiler ve dayandılar. Bu süreci geçici ve nefsanî kaygı ve umutlarla geçirmediler. Bu sürecin asıl maksadını hep kavradılar. Bu şekilde dünya hayatlarını dekore ettiler ve asıl rollerini gerçekleştirdiler. Böylece inşa ettikleri dünya hayatları değil, ahiret hayatları oldu. Aslında gözlerini kapatmak olmadı dünyaya. Onlar, gözleri açık olduğu halde kör olanlardan olmadı. Onlar dünyaya gözleri kapalı olduğu halde görenlerden oldular. Çünkü onlar nasıl yürünmesi gerekiyorsa öyle yürüdüler. Onlar olması gereken siyaseti, ekonomiyi, kültürü, eğitimi, duruşu, benliği, gülmeyi... bildiler. Onlar nefislerine göre değil, Rabb’ine göre dünya hayatlarını düzenlediler.Onlar nereden gelip, nereye gideceklerini hep akılların da tuttular. Onlar yollarını şaşırmadılar, şaşırtmadılar. Onlar nefislerine söz geçirmeyi bildiler. Nefislerine hiç yüz vermediler. Ya bizler! Ne dersiniz, başlangıç olarak biraz nefsimize ara verelim mi?
|
| Zeynep Işık |
| Bu yazı 243 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi