Navigation


Tarih: 03 Eylül 2014 Çarşamba



ÖLÜM GERÇEĞİ ÜZERİNE TEFEKKÜR
ÖLÜM GERÇEĞİ ÜZERİNE TEFEKKÜR
 

Ölüm hayatın ikiz kardeşi… Doğarken bizimle beraber… Doğar doğmaz ölüme, yani Allah’ın bizim için takdir ettiği dünya hayatının sonuna doğru an be an yaklaşıyoruz. Ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz, bu bilgi meçhul de olsa er- geç bizi yakalayacağını unutmadan her an hazırlıklı olmamız imanımız gereğidir.



            Ölüm bu kadar bariz(açık) iken ve etrafımızda, en yakınlarımızdan ölenlere şahit oluyorken, taziyelerine katılıyorken, kendi ölümümüzün gerçeğinden uzak, hiç gelip bizi bulmayacakmış gibi yaşamaya devam etmemiz “gaflet uykusu” değil de nedir?



            İşte bizi uyaran bir ayet: “Her canlı ölümü tadacaktır. Böylece kıyamet günü yapıp ettiklerinizin karşılığı size tam olarak ödenecektir. Orada ateşten uzaklaştırılıp Cennete sokulacak olanlar, gerçek kurtuluşa ermişlerdir. Zira bu dünya hayatına düşkünlük, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir!” Al-i İmran suresi- 185



Rabbimiz dünyanın aldatıcılığına, geçiciliğine karşı bizi uyarıyor. Fakat biz iman ettiğini söyleyenler, yaşantımızla bu ilahi uyarıları kulak ardı ettiğimizi gösteriyoruz.



            Mesela ne mi yapıyoruz? Bir türlü ibadetlere başlayamıyoruz. Başlasak bile devam ettirmede sabırlı olmuyoruz. Salih amel işlemeye hiç istekli değiliz! Her şeyi nefsimizin hoşuna gideceği şekilde ayarlamaya çalışıyor böylece kendimizi meşgul ediyoruz. Mutluluğun bu dünyada güllük gülistanlık, dertsiz tasasız, keyf-ü eğlence ile geçirilmesinde olduğunu sanıyoruz. Ve büyük bir aldanış içinde kendimizi aldatıyoruz.



            “Ölüm en büyük nasihatçidir!” hadisine binaen, her gün birkaç ölen kişi için sala okunduğunu duyuyoruz. Fakat bir gün salaların bizim için de okunacağını idrak etmiyoruz. Zannediyoruz ki bunu düşünmezsek, ölüm bizden uzaklaşacak! Ne gaflet!  “Hiç kimse yarın ne kazanacağını sevgi mi, nefret mi, günah mı, sevap mı, kâr mı, zarar mı kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse hangi toprak parçasında ve nasıl öleceğini de asla bilemez!” Lokman suresi- 34



            Hakikat böyleyken bizim bitip tükenmek bilmeyen arzularımıza, isteklerimize hırslarımıza, emellerimize, hedeflerimize bir bakın! Sanki ebedi bir hayatı dünyada yaşayacakmışız gibi büyük yanılgılarla planlar yapıyoruz! Bu planlarımızı alt üst edecek “ölümümüzü” bir yerlere hiç mi hiç sıkıştırmıyoruz. O da ne kelime sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi hiç düşünmüyoruz bile. Yani hiç şöyle bir şey denediniz mi bilmiyorum? “Bu gün çarşıya çıkacağım, sonra ölebilirim. Evin temizliğini yapacağım sonra öleceğim. Kitap okuyacağım, sonra öleceğim, düğüne katılacağım, sonra ölebilirim…” dediniz mi? Her işinizin arkasına ölümü koydunuz mu? Ölümün her an için sizi kapıp götüreceğini tefekkür ettiniz mi? Hayır mı? Yaşantınızla belli oluyor zaten…



            “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan meşgul edip alıkoymasın! Kim böyle yaparsa( dünya ve şeytan) kimi Allah’a ibadet ve itaatten alıkoyarsa ziyana uğrayanlar onlardır! Birinize ölüm gelip de “Rabbim ne olur beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!” demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan hemen şimdi, O’nun yolunda harcayın! Ama ölüm vakti geldiği zaman hiçbir kimseye mühlet tanınmaz. Allah tüm yaptıklarınızı bilir!” Münafikun suresi- 9–11



            “Ölümden sonraki hayata(ahiret) inanmamakta diretip, kendi kendilerini aldatanlardan her hangi birisine, ölüm gelip çatınca; “Ey Rabbim beni hayata geri döndür ki, terk ettiğim dünyada belki yararlı bir iş yaparım!” Hayır! Bu onun söylediği boş ve anlamsız bir sözden ibarettir. Çünkü dünyayı terk etmiş olanların ardında, yeniden diriltilecekleri güne kadar aşılması imkânsız bir engel vardır. Ve kıyamet günü sura üfürüldüğü zaman, ne aralarındaki kan bağları işe yarayacaktır, ne de birbirlerine olup bitenler hakkında soru sorabileceklerdir! Ve o gün iyi eylem ve davranışları tartıda ağır gelen kimseler, işte kurtuluşa erişecekler olanlar bunlardır. Ve kimin de iyilikleri hafif gelirse, işte Cehennemde ebedi kalmak üzere, kendi kendilerine yazık edenler de bunlardır. Ateş onların yüzlerini yalayarak yakar da ateşin içinde yüz etleri sıyrılmış olarak sırıtan dişleriyle kalıverirler ve Allah onlara;”siz değil miydiniz, size ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar!” Müminun suresi–99–105



            İşte ahirete iman etmemenin iç yüzü budur! Haydi diyelim ki kâfir olan inat etti de iman etmedi ve bu sonucu kazandı… Ya Müslümanlara ne oluyor ki, ölüm gerçeği bu kadar açık ortada duruyorken ve iman ettiğini söylediği Allah(c.c), öte hayatta ne olacağını haber veriyorken, dünyasını imanının gereklerine göre düzenlemiyor?



            İnsanımızın en belirgin özelliği “ertelemeci” olmasıdır. Hiçbir işimizi gününde yapmıyor, yarınlara bıraktığımız gibi, dünya hayatımızdaki süreyi de har vurup, harman savuruyor, yapmamız gerekenleri, sorumluluklarımızı hep erteliyoruz. Çok zamanımız varmış gibi… Ölüm çatınca da mühlet istiyoruz! İbadet etmeliyiz, kırkından sonra başlarım, kitap okumalıyız, ee bir gün okurum, ahlaki sorumluluklarımız, toplumsal sorumluluklarımız, çocuklarımızın eğitimi… Yaparız, yaparız bir gün yaparız! Ne zaman? Ölüm gelip çattıktan sonra mühlet isteyerek mi?



“İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki, Allah’ın zikrine ve inen Kur’an’a karşı saygı duyup yumuşasın ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar!” Hadid suresi- 16.



Resulullah(s.a.s), “dünyada bir garip gibi hatta bir yolcu gibi yaşa!” buyuruyor, biz ise krallığımızı, sultanlığımızı burada kuracakmışız gibi dünyaya kazık çakıyoruz. Hiç bırakıp gitmeyecekmişiz gibi… İbn-i Ömer, “akşama ulaştığında sabahı bekleme, sabaha çıktığında da akşamı bekleme. Sağlıklı günlerinde hastalanacağı vakit için, hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!” demiştir. Öğüt alan var mı?



Yine Resulullah(s.a.s), “vasiyet etmeye değer bir malı bulunan kimsenin vasiyetini yanında yazılı olmadan iki gece(üç) geçirmesi doğru değildir.” Buyuruyor.



“Zevkleri ve ağız tadını bozan ölümü çok hatırlayınız!” Hadisini tefekkür eden ne az! Geleceğe ait yaşamında nice planlar kuranlar, fakat bunları yapamadan gidenler çoktur. Ölüm gelip çattığında ne yazık ki, birçok yarım işi, ya da hiç başlamadığımız işleri arkamızda bırakacağız. Hepsinin hesabını vermek üzere Rabbimizin huzuruna gideceğiz. Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan, yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan dolayı varıp, hesaba çekileceğimiz son menzil Allah’ımızın huzurudur! Bu yüzden ölümü hatırlayıp, ölüm sonrası için hazırlık yapan akıllı insanlardan olmalıyız.



Mümin ferasetlidir. Günü birlik yaşamaz, düşünmez. Ahiretini kapsayacak genişlikte düşünceleri geniştir. Dünyanın geçici süsü, püsü ile vakit kaybetmez. Gaflete düşmez. Sıhhatini aklını, iradesini, nimetleri ve tüm imkânlarını Cenneti kazanacak işlerde harcar. Bir rüya kadar çabuk gelip gidecek bu dünya hayatını, Allah’ın razı olacağı işlerle, amellerle, ilimle, sorumluluklarını yerine getirmekle geçirir.



Resulullah (s.a.s), buyuruyor; “yedi şey gelip çatmadan hayırlı ameller yapmaya bakın. Yoksa siz iyi amelleri işlemek için, her şeyi unutturan fakirliği mi, azdıran zenginliği mi, insanın aklını ve bedenini bozan hastalığı mı? Bunaklaştıran ihtiyarlığı mı, ansızın ve süratli gelen ölümü mü, yoksa beklenen şeylerin en kötüsü Deccal’i mi, yoksa bunların hepsinden çok daha zor ve acı olan kıyameti mi bekliyorsunuz da, hala hayırlı ameller yapmıyorsunuz?” Tirmizi- zühd–3



Ölümü devamlı hatırlamak suretiyle nefsimizin kötü arzularını dizginleyebilir, yarım kalan işleri tamamlayabilir, sorumluluklarımızın gereğini idrak etmiş oluruz. Bize verilen her anı, Rabbimizin rızalığı doğrultusunda amellerle doldurabiliriz. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. İmanın boş bıraktığı yerleri, nefis ve şeytan malayani işler ve seyyiatla(kötülükle) doldurur, unutmayalım.



Bir düşünün, şu satırların sonuna kadar okudunuz. Bundan sonrası meçhuldür! Ya ölüm şimdi şurada sizi yakalarsa? Neleri planlıyordunuz, neleri yarım bıraktınız, bir daha size fırsat verilecek mi?



Tefekkür edin! Bir saatlik tefekkür, seksen yıllık nafile ibadete eş değerdir biliyor musunuz? Şimdiye kadar yapmamız gerekirken ertelediklerimiz, hakkını yediğimiz kullar, tövbesi yapılmamış günahlar, bir türlü tadil-i erkânı ile kılınmayan namazlar, ibadetler, zikir ve istiğfar dilemeler… Şimdi ölüm geliverse bunları bir anlık zaman içine sıkıştırabilir miyiz? Hayır, ama gaflet içindeki nefis, sıkıştırabileceğini sanıyor! Bu yanılgılar ancak hüsranı getirir!



Sonuç olarak, her nefis ölümü tadacak. Dünya hayatı geçici ölüm ise hayatın devamıdır, bir yok oluş değil. Ecel geldi mi, ne çabuklaştırılır ne de ertelenir, tam zamanında gelir. Mallar, çocuklar, nimetler Allah yolunda alıkoymasın bizleri… Hepsi imtihan sebebidir. Allah’ın verdiği rızıktan harcamalı, Allah’ı hatırlayarak kalbimiz yumuşamalıdır. Daima hayırlı niyetlerle hayırlı ameller peşinde olmalı, ölüm gelmeden verilen fırsatları son fırsat bilip elimizden kaçırmayalım.



Ha ölüm mü geldi? Mümin bir nefsin ölüm karşısındaki tavrı da şudur; “Biz Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz” derler. İşte onlara Rablerinden rahmet ve işte onlar hidayete erenlerdir!” Bakara suresi, 156. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşredilirsiniz” hadis-i şerifini de yeterince idrak ettiğimizden emin olalım.



Madem ölüm tek bir defa gelecek, o da neden Allah için olmasın?

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 7181 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Veysel hoca Yazdı:
Rabbim razı olsun bu hafta hutbe olarak okuyacağım,emeklerinize sağlık .Şükran bacım..
 
Yorumlar
isimsiz Yazdı:
ölüm tek gerçek ve çok acı.allahım bizi de iyi kullarından eyle
 
Yorumlar
yaprak beggi Yazdı:
çok güzel olmuş Allah razı olsun kardeşler
 
Yorumlar
auşe Yazdı:
evet
 
Yorumlar
fatma altundağ Yazdı:
selam yüreginize saglık ensemizde hissetmemiz gerekken ölümü unutuyoruz yaşadıgımız andan sorumluyuz bunu idrak etmek ve ölm gelip kapımızı çalmadan kendimizi sorgulayalım hiçbirzaman geç kalmış sayılmayız velevki nefes alıyorsak...vesselam