
İmani duygularımızla her şeyin başı sağlık diyor size gülünç ama gerçek bir olayı anlatmak istiyorum: "Omuz ve kol ağrılarına dayanamayan, günlerini ameliyat ağrıları ile geçiren annemi, acilen doktora götürmek zorunda kalıyoruz.Şifa ve sabır Allah'tan diyerek doktor kapısında buluyoruz kendimizi.İki ameliyatı üst üste geçirip, hala sağlığına kavuşamayan bir insana Rabbim merhamet eder, sabır verir diyoruz. Neyse doktor içeri giriyor.Şikayetlerimizi dinliyor.Filmler, tahliller istiyor.Sonuçlar acilen çıkıyor.Doktor bey, sonuçlara bakmak için yanımıza ikinci kez geldiğinde kulağında kulaklıkla görüyoruz onu.Ağzındaki sakızı çıkarıp, ciddi bir edayla filmlere bakıyor.Filmlere uzun uzun bakarken, aklının başka yerde olduğunu düşünmedim değil.Tahlillere de şöyle bir baktıktan sonra, bize döndü.Ve hastaya sordu: --Senin neyin vardı? Hepimiz burada iki saattir boşuna beklediğimizi anlar bir edayla birbirimize baktık.Annem acı çektiğini hissettiren bir konuşmayla: --Omuz ve kollarımdaki ağrılar çok kötü. Doktor: --Evde çok iş mi yapıyorsun? Hoppala ne işi?Kadın 11aydır yatağa mahkum. Annem: --Hayır doktor bey, ben ameliyatlıyım, oturmak bile yasak bana. Doktor: --O zaman çok yatmaktandır bu ağrıların. Sağ olsun doktor bey bizi epey bir güldürdü.Fakülteyi bitirmiş ama sanki tiyatroya daha bir yatkın gibi görünüyordu.Neyse doktor bey güldürmeye devam etti: --Televizyon izliyor musun? Annem: --Ne televizyonu doktor bey, ne alakası var!!! --Peki ya ne olacak, o zaman temizlik meselesi.Belli zaten titiz birine benziyorsun.Temizlik yapmaktandır bu ağrıların. Pes yani, biz 11 aydır yattığını, 2 ameliyat geçirdiğini söylerken havaya söylemişiz. Son olarak doktordan ilaç yerine şu tavsiyeleri işittik: --Çok televizyon izleme, fazla iş yapma, fazla yatma, ve en ilginç olanı da günde bir tane muz yemeyi unutma. Annemin yüz ifadesini anlatayım size, gözler faltaşı gibi açılmış, doktoru hayretle dinliyordu.Ayakta olsa, annemi iyi tanırım, şunu yapardı; benimle dalgamı geçiyorsun diye filmleri ve tahlilleri doktorun elinden alır kafasına geçirir orayı terk ederdi. Bunu da yapamayan bizler, sağlığın her şeyden çok daha önemli olduğunu, sağlık varsa huzurun da olduğunu, paranın aslında giden sağlığı bile yerine getiremeyecek kadar değersiz birer kağıt parçaları olduğunu ve her kapıyı açmadığını, huzurun paraya değil de sağlığa bağlı olduğunu anlayarak arkamıza bakmadan çaresiz bir şekilde çıktık o hastaneden. Şu üçü bir arada olmuyor:Para, huzur ve sağlık.Ama her nedense biz insanlar üçünün, bir gün de olsa bir arada yaşanması için gayret sarf ediyoruz.Bir tane eksik olmaya görsün, çoğumuz elde kalana şükretmeyi unutarak, elimizden kaçırdıklarımıza ağıtlar yakıyoruz.Oysa malını kaybeden bir müslümanın, şükredeceği sağlık ve huzuru, hepsini kaybedenin ise şükredeceği bir imanı vardır düşüncesiyle hep ümit var yaşaması gerekmiyor mu? Hiç yakınmayın, bir şeyler eksikse.Eksik olması gerektiğini de unutmayalım.Yoksa imtihanın da bir anlamı kalmıyor.En çok eksikliğimizden yakındığımız para, bize olmazsa olmaz diğer değerleri unutturuyor.Belki de huzursuzlukların en önde sebeplerinden oluyor.Huzur olmayınca sağlık tehlikeye giriyor.Oysa ki para olmasa da, huzur ve sağlık bir arada insana yetiveriyor.Huzur karın mı doyurur demeyin.Cüz'i de olsa Allah'tan Hayırlısını istemek en güzeli. Oya ki sağlığımızı hep arka sıralarda bekletiyor, erteliyoruz.Sağlık olmayınca paranın hiçbir değerinin olmadığını, huzurun kalmadığını fark ediyoruz.Oysa ki giden sağlık geri gelmiyor.Bu defa dünyaları vermek istiyorsunuz, verseniz de doğal sağlığınıza kavuşamıyorsunuz.Takma dişlerle, platinlerle, protezlerle, gözlük ve ya işitme cihazlarıyla ömrünüzü geçirmeye razı oluyorsunuz.Ve ömür doktor kapılarını çalmakla geçiyor.Olan da sağlık uğruna gidiyor, para da huzur da kalmıyor. Hele de biz kadınlar, fıtrattan kaynaklanan fedakarlık duygumuzu, her şart ve ortamda gösteriyoruz.Ev temizliğinde , işyerinde, anne iken, bir eş iken.Tüm fedakarlığımızla dünyanın yükünü omuzlamışız sanki.Bu yüzden en çok sağlığını kaybedenler biz kadınlar oluyoruz sanki.Kısa bir süre sonra da ağrılarımızla unutuluyoruz. |