| RASULÜN YOLUNDA KUTLU İZ |
| Resulullah (AS)’a gelen üst üste vahiyler ( ki bunlar Müddesir suresinin ilk beş ayeti ile Müzemmil suresinden inen ayetler ve daha sonra inen ayetler ) dinin etrafa yayılmasını , diğer insanların da uyarılmalarını emrediyordu.
Resulullah (AS) ‘ın hayatını çok dikkatli inceler ve yol gösterici yönlerini bulmaya çalışırsak aslında , her konuda olduğu gibi tebliğ konusunda da bize çok güzel bir örnek olduğunu görürüz. Nasıl mı? O güzel önderin , rehberin hayatına bakalım… Resulullah (AS) artık tebliğe başlaması gerektiğini “ kalk uyar!” emri ilahisiyle almıştı ve hiç vakit geçirmeden yerine getirmeye kararlıydı. “Biraz daha bekleyeyim , önce ben her şeyi öğreneyim , sonra insanlara anlatırım ; Malım servetim çoğalsın, bol, bol dağıtarak İslam’ı insanlara sevdireyim; Başkanlığa adaylığımı koyup taraftar toplayıp sonra dinimi yayayım”…Yani bizlerin arkasına sığınıp tebliğ yapmamızı hep ileriye erteleyen bahaneleri aklına bile getirmedi. Aldığı ilk emirlerle peygamberlik görevinin ciddiyetini anladı, sonraki ayetlerle de derhal tebliğe başladı. Resulullah (AS) öncelikle insanları Allah(CC) ‘a kulluk etmeye ve putlardan vazgeçirmeye çağırmıştı. Bu çağrıyı da öyle her önüne gelene ve her ortamda yapmamıştı tabi. Tebliğe en yakınında bulunanlardan başlamıştı. O da Hz. Hatice idi. Hz Hatice davete derhal icabet etmiş ve zaten fazla putlara bulaşmamış olan kalp ve ruhunu, tertemiz olarak İslam’a açmıştı. Davetin gizli olduğu bu dönemlerde, davet edilecek kişilerin özenle ve tek, tek seçilmesi, emin olunup güven duyulan kimselerin öncelikle haberdar edilmesi gerekirdi. Bu prensipten hareketle Resulullah(AS) da sırasıyla şu değerli şahsiyetleri davet etti:Ali Bin Ebi Talip, Resulullah’ın azatlısı ve oğulluğu Zeyd bin Harise, Ebu Bekr bin Ebi Kuhafe, Osman bin Affan, Zübeyr bin el-Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebi Vakkas ve diğerleri(Allah hepsinden razı olsun.)Aşere-i Mübeşşere de dediğimiz bu değerli Sahabeler , hem ilim öğrenmek, hem de öğrendiklerini uygulamak(amel etmek) için Resulullah’ın yanına gidiyorlardı. Bu görüşmeler artık düzenli ve zaruri olmaya başlayınca , Resulullah (AS) Onları Erkam’ın evinde toplayıp,( kimseler görmeden ; gizlice) Allah’ın birliğini anlatıyor , imanın ileriki merhalelerine hazırlık yapıyordu. İlk Müslümanlar birbirinden haberdar değildi. Onların sayısını sadece Resulullah (AS) biliyordu. Toplanılması gerektiğine ve dinin pratiğini yerine getirmeye , yani namazın toplu halde kılınmasına karar veren de yine Resulullah(AS)tı. O Resuldü, aynı zamanda kendisine tabi olanları yönlendiren bir liderdi. Resulullah, toplantı yeri olarak Erkam’ın evini seçmiş ve oraya gizlice gidilmesini emretmişti. Erkam’ın evinde toplanılmasının da çok güzel, ibret verici hikmetleri vardır. O bir yetimdi hem de toy denecek yaşlarda, 14-15 yaşlarında bir yetim genç. Evi de çok lüks, sohbete hazır, dayalı döşeli, o dönemin konforlarını bulunduran bir ev değildi. Sıradan, hatta basit denecek sadelikte , sadece bir genci barındıracak bir ev. Ama liderdeki özelliğe bakın ki toy denecek yaştaki genci öyle bir ferasetle seçiyor ki , en güvenilir yer olarak onun evini görüyor. O günlerde görüşme yerinin, görüşen kişilerin kimler olduğunun çok gizli tutulması gerekiyordu. Çünkü güç küfrün elindeydi ve iman edenler sayıca az oldukları gibi imani yönden de kafirlerin alay, hakaret, hatta işkencelerine katlanabilecek güce sahip değillerdi. Böyle bir durumda sohbetleri (daveti açıktan yapıp, Müslümanların kimliklerinin ve sayılarının bilinmesinin ) duyurulmasının bir anlamı yoktu. Böylece, Alimlerin ortak görüşüne göre(kesin değil) gizli davet 3 yıl, Erkam’ın evinde devam etti. Hicr 95. ayetin inmesiyle gizli davetin bittiği haberi Resulullah(AS) ‘a verilmişti: “ Ey Muhammed! Sana buyurulanı açıkça ortaya koy ve müşriklerden yüz çevir. “ Böylece davetin “açıktan” yapılması gerektiği anlaşılınca , sonraki ayetler de açıktan davetin yapılacağı “kişileri” belirlemiş oluyordu. Şuara 214-215 “önce en yakın hısımlarını korkut, sana tabi olan mü’minlere de kanadını indir (onlara tevazu göster, onlara karşı koruyucu ol!)” Bu emirle Resulullah(AS) Safa tepesine çıktı ve soyları- aşiretleri tek, tek isimleriyle çağırdı: Ey Fihr Oğulları! Ey Adiy Oğulları!...” H.z. Peygamber tepeden insanlara seslenirken önce onların kendisine olan güvenlerini hatırlatıp tazeleyerek “ ben şimdi şu dağın ardından atlıların geleceğini ve size saldıracağını haber versem bana inanır mıydınız? “ diye sordu. Onlar “Evet, şimdiye kadar senin yalan söylediğini görmedik” dediler. “Ben size önümüzdeki şiddetli azabı haber veriyorum” diye tebliğine başladı. O an orada hazır bulunanlar söylenenlerden o kadar etkilenmiş ve inanmaya hazır hale gelmişlerdi ki, Ebu Leheb’in ani çıkışı olmasaydı belki de hepsi iman edecekti. Fakat Ebu Leheb geldi ve “ yazıklar olsun , bunun için mi bizi topladın?” diyerek halkın dikkatini dağıttı. Bunun için Ebu Leheb Kur’an ‘da ayrıca anılır. (Tebbet Suresi) Sonra Resulullah (AS) kabileleri tekrar tek, tek toplayıp onlara cehennem ateşini hatırlattı. Maide 104. ayeti ışığında” onlar, Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin denildiği zaman “atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter “ dediler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?” Atalarının yolunda körü körüne gitmenin onları cehennemden koruyamayacağını anlattı. Burada Resul (AS) ‘ın hayatına gene kısa bir ara verelim ve kendimize çıkaracağımız ibret ve öğütlere bakalım. |
| Gülay Yazar |
| Bu yazı 198 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi