| RECEB-İ ŞERİF |
| Bütün hamdler; ezelden ebede, her şeyi bütün yönleriyle bilen, hiçbir şeyin hiçbir şekilde ilminden gizlenemediği Allah (c.c)'a mahsustur. Salât ve selam öğretmenimiz Hz. Muhammed (s.a.s) 'e, tüm peygamberlerimize (a.s), ehli beytine, izinden giden tüm müslümanlara olsun.
Sevgili Genç Tefekkür okuyucuları! Hepinizin bildiği üzere Temmuz başında Receb-i Şerif ayına giriyoruz. Biliyorsunuz ki Recep ayı hem üç ayların hem de haram ayların başlangıcıdır. Receb'in kelime anlamı: Bir şeyden korkmak, huşu duymak, müreccep, muazzam, kıymetli, muhterem demektir. Bu tanım size neyi düşündürüyor? Neden korkmak ve çekinmek bu soruyu hiç kendi kendinize sordunuz mu? '' Aman canım, iyi-kötü geçinip gidiyoruz. Çok incelemeyin evelemeyin gevelemeyin! Yaşantımız şöyle böyle sürüp gidiyor, her nasılsa… Herkes olsun da bizim kadar olsun. Hayatımızı da garantiye almışız eğer az, eğer çok, daha derin düşünmeye ne gerek var. Her adımımız günah zaten… Sen neşeden haber ver, derdi herkes tanıyor... vs.'' gibi cümlelere çevremizde ne kadar da çok duyup, şahit oluyoruz değil mi? Çok yazık! Maalesef! Böyle kişiler; düşüncelerini, fikriyatlarını hep genel geçer kaidelerle doldurmuş, ömürlerini fütursuzca gaflet içinde harcayıp, ilahi sermayelerini biteviye acımadan bitirmektedirler. Ölüm mü bizi uyandıracak, biz uyanmadan! Öyle ya! Batıla yüz çevirip gönlümüzü kaptırınca esen rüzgârlar, bizi nereden nereye getirdi. Kendimizi bile tanıyamaz olduk. Yaradılış gayemizi unuttuk, boş ümitlere yelken açtık, boş hayallere kürek salladık, aldanmış olduğumuzun farkına bile varamadık. Malayaniyle ömrümüzü bihaber heba edip tükettik. Tabi bunları başta kendi nefsime söylüyorum. Recep ayının gelmesi bize neyi ifade ediyor? Bizi yaratan, üzerimizde tek hüküm ve güç sahibi olan yüce Rabb'imizden korkmaya, saygı duymaya ve bu şuurla yaşamamızı hatırlatıyor. Soru sormakla ünlüyüm ya! Neden durmadan hatırlatılmak gereği duyuluyor diyeceğim? Yüce Allah, insanı nasıl tanıtmışdır Kur' an-ı Kerim' de bir bakalım: '' Unutkan olduğu için ölümü bile çoğunlukla hatırlamaz.'' (Secde s. 14) '' insan zayıf yaratılmıştır'' (Nisa s.27) ''ve zaafları vardır.'' (Rum s. 54) '' Eşyaya karşı aşırı bir sevgisi ve tutkusu bulunmaktadır. '' (Al-i İmran s.14) '' Nefsi İslam' ın günah saydığı amellerden tat alır.'' (Yusuf s.53) ''Anlık zevklerden, hoşa giden lezzetlerden, gurur veren övünmelerden hoşlanır.'' (Lokman s.33, 35; Fatır s.5, 82; İnfitar s. 6) '' Size istediğiniz her şeyi verdi. Eğer Allah' ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.'' ( İbrahim Suresi, 3,4) ''Ey insan! Seni yaratıp, seni düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilir. İyiler muhakkak cennette, kötüler cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Onlar bir daha oradan ayrılmazlar. Ceza günü nedir bilir misin? Nedir acaba o ceza günü? O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz, o gün emir yalnız Allah'ındır.''(İnfitar Suresi, ayet 6'dan itibaren) Hadisi şerifte buyuruluyor: ''Receb ayına ikram edene, saygı gösterene, Allah' u Teala, dünyada ve ahirette ikram eder.'' Receb ayı, Âdem aleyhisselamdan beri kıymetliydi. Bu ayda savaş yapmak günah idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Biraz da Regaib hakkında bir nebze de olsa sizleri, bilgilendirmek istiyorum. Recebi Şerif ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Receb ayının her gecesi kıymetlidir. Her cuma gecesi de kıymetli olduğu için, Regaib gecesi daha kıymetli olmaktadır. Regaib' in kelime anlamı: Bir şeyi istemek, arzulamak, O'na karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. Yaradılış amacımız bu değil midir? Hassaten Allah' ı arzulamak, O'na meylemek, O'nun teveccühüne mazhar olmak! Gerçekler acıdır; dost acıyı söyler, biz buyuz değil mi? Bizi yaratan Rabbimiz, bizi bizden daha iyi biliyor. Hepimiz sanki dünya hayatında çok uzun zaman kalacakmış gibi, öylesine dünya işlerine dalmışız ki ömrümüzün bittiğinin farkına bile varamayacak duruma gelmişiz. Allah' u Teala (c.c)' nın rahmetinin geniş ve güçlü olduğunu bildiğimiz kadar, öfkesinin de geniş ve güçlü olduğunu aklımızdan çıkarmayalım! Kim bilir belki bu fırsatlar elimize bir daha geçmeyebilir. Hangi akıllı insan ebedi bir hayatı birkaç günlük geçici olan dünya sefasına değişir. Hamuru kederle yoğrulmuş şu dünyadan kim zevk almış? İnsanlar haram fiiliyatların ambalajının parıltısına, süslerine takılır da içinde ne olduğuna bakmadan, ceremesini düşünmeden üşüşür kalırsa sonuç ne olur? Düşünelim bir! Kimler bu fani âlemden göç etti, kimler kaldı? İnandığımız ama kendimize bir türlü yakıştıramadığımız ölüm kervanında kaçıncı yolcuyuz? Kısa bir yolculukta bavuluna dünyanın eşyasını koyanlar, ebedi yolculukları için ne kadar salih amel doldurma çabası içine giriyorlar? Üç aylar rahmetin, bereketin, lütufların aylarıdır. Haram aylarda ise uyarı, tevbe ve istiğfar aylarıdır. Öyleyse üç aylar; hayatımıza çeki düzen vermemizin bir dirilişin ve uyanışın sembolü olmalıdır. Hiç kimse için kaybedecek vakit yoktur. Üç ayları hakkıyla idrak ve ihya edelim. İlahi eğitime tabii olarak şuurlanalım! Bir kalpte iki korku bir arada bulunmaz. Bu dünyada korkan, ahirette inşallah korkmayacak. Bu fırsat ganimetlerinden faydalanmamızı yüce Allah bize nasip etsin. Altının değerinden ancak sarraflar anlar. Sarraf değilsek ve hala olamamışsak çabalayacağımız yerde, ağlanacak halimize neden güleriz düşünelim? ''Ve onlar orada (Cehennemde) feryat ederler: ''Rabbimiz, bizi (bu Cehennemden) çıkar ki, önceden işlediğimizden başka, salih amel işleyelim.''(Allah'u Teala buyuracak ki) ''Sizi (Dünya'da) düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Ve size (bu azapla) korkutucu gelmedi mi?(Peygamber, Kur'an ve dostlarınızın ölümü birer korkutucu idi. O halde) şimdi (azabı) tadın. Zalimler için, hiçbir yardımcı yoktur.” (Fatır- 37) Sevgili Genç Tefekkür okuyucuları! Kur'anda çok övülen Takva sahiplerinin (Muttaki) özelliklerini de açıklamaya çalışacağım. Çünkü yüce Allah(c.c) sevdiği. Razı olduğu kulları örneklendirerek açıklamıştır. Bizde kendimizi süzgeçten geçirerek, nefsanî hastalıklarımızı irdeleyelim istedim. Muttakilerin belirgin özellikleri: 1-Muttakiler, insan için hatalara, şeytana, aldatıcı her şeye karşı en güzel koruyucu elbisenin 'takva elbisesi' olduğunun bilincindedirler. 2- Muttakiler, inanılması gereken bütün iman esaslarına şüphesiz iman ederler. İmanları sapasağlamdır. 3-Muttakiler, mallarını Allah yolunda çekinmeden 'infak' ederler. 4-Namazı gereği gibi ikame ederler (kılarlar), namazın mü'minin hayatındaki yerini bilirler ve onu yerine getirmenin çabasındadırlar. 5-Muttakiler görmedikleri, kendileri için gayb olan Rablerinden ittika ederler, O'na karşı sorumluluk bilinci taşırlar. 6-Onlar, gerek Allah'a, gerekse insanlara söz vermişlerse, sözlerinde dururlar (ahitlerini yerine getirirler.) 7-Allah'ın yolunda yürüme, günahlardan kaçınma, Allah'ın dinine yardım etme konularında sabırlıdırlar. Bir ifadeyle, dikenli yollarda yürürken kendini korumak gibidir. 8-Öfkelendikleri zaman öfkelerine hâkim olurlar, intikam peşine düşmezler. 9-Kendilerine karşı yapılan hataları bağışlarlar. 10-Günah işledikleri zaman, hemen tevbe edip Allah'tan bağışlanma (mağfiret) dilerler. 11-Günahta ve hatada ısrar etmezler. 12-Her konuda Allah'a Resulüne ve Kitab'a itaat ederler. 13-Onlar dünyada da ahirette de birbirlerinin dostudurlar. 14-Muttakiler, herkese karşı adaletle davranırlar, kimsenin hakkına tecavüz etmezler. 15-Onlar, bütün işlerinin salih amel olmasını isterler. Allah’tan hakkıyla korkup sakınarak güzel davranışlar bulunurlar. Bilirler ki Allah (c.c), kendini görüyor gibi bilinçli hareket edenleri ve güzellik üretenleri sever. 16-Onlar Allah'ın dini uğruna çalışan, çaba gösteren ve cihad eden kimselerdir. 17-Gece ibadetine devam ederler. 18-Onlar sadık kimselerdir. İmanlarında sadıktırlar. İşlerinde ve sözlerinde, insanların en doğrusu onlardır. 19-Allah'ın huzurunda saygıyla boyun bükerler. Onlar, yerde ve göklerde ne varsa hepsinin Rabbinin yüceliği karşısında boyun bükerek, O'nun emrine teslim olduklarının farkındadırlar. 20-Onlar samimiyetle Allah'a yönelirler. (Takva Bilinci, Hüseyin K.Ece) Hz. Ali (r.a), muttakiler (Allah' a karşı gerektiği gibi sorumluluk bilinci duyanlar) hakkında şöyle diyor: ''Muttakiler üstünlüklere sahiptirler. Sözleri gerçektir onların. Elbiseleri orta hallidir; ne fazla özentili, ne de pek bayağı. Yürüyüşleri gönül alçaklığıyladır onların. Gözlerini, Allah'ın onlara haram şeylere yumarlar. Kulaklarını, onlara fayda verecek bilgiye verirler. Onların gözlerinde en yüce olan yalnızca Allah'tır; başka şeyler küçüktür. Sanki cenneti görmekteler, orada nimetler elde etmekteler. Sanki cehennemi görmekteler, orada azaba uğramaktalar. Kalpleri mahzundur, şerlerinden herkes emindir. Hasetleri zayıftır, yoktur. Dilekleri önemsiz, nefisleri ise tertemizdir...” “Dünya onları ister, onlar dünyayı istemezler. Gece oldu mu, ayaklarına basarlar, saflar kurarlar, ibadete koyulurlar. Kur'an ayetlerini, harfleri sayılacak kadar ağır, anlamını düşünerek okurlar; kendilerini bu suretle hüzünlere atarlar, dertlerinin devasını Kur'anda bulurlar. Kur'an’dan sevaba, mükâfata dair bir ayet okuyunca o sevabı elde etmeyi umarlar, gönüllerini özlemle ona verirler. Sanırlar ki o mükâfat gözlerinin önüne gelmiş, serilmiştir. Korkutucu bir ayet geçti mi, kulaklarını ona verirler. Sanırlar ki cehennemin alevlenmesi, alevi yücelirken çıkardığı ses, kulaklarına gelmektedir. “Rükû' ederek iki kat olmuşlardır. Alınlarını, ellerini, dizlerini, ayak parmaklarını yerlere döşemişlerdir; secdeye kapanmışlardır. Yüce Allah'tan, azaptan, zincire vurulmaktan kurtulmayı dilemeye koyulmuşlardır. Gündüzlere gelince, yumuşak huyludur onlar. Bilgindirler, iyi kişilerdir, çekingendirler. Takva (Allah'a karşı sorumluluk duyma) bilinci onları zayıflatmıştır. Onları gören hasta sanır; oysa onların akıllarında büyük bir zamanın (ahiretin) korkusu vardır. Birisi onları överse, 'Ben kendimi başkalarından iyi bilirim, Rabbim ise beni benden daha iyi bilir. Allah'ım, söyledikleri yüzünden beni suçlu sayma. Beni onların zanlarından daha üstün et' derler. Onlar dinde güçlü, davranışta yumuşak, kullukla dikkatli, ilimde hırslı, ibadette özü doğru olanlardır. Rableri karşısında tevazu gösterirler. Yoklukta sabırlı, çetin zamanlarda dirençlidirler. Helal rızık elde etmeye çalışırlar. Hidayette neşeli, güzel ve temiz işlere koyulmuşlardır ve tamahtan uzaktırlar.'' Yine ''Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var'' diyen Rabb'imize münacaat ederek kapatmak istiyorum. Ey Allah'ım! Receb-i Şerif ayının hürmetine bağışlanmamız umuduyla; kendimizi Sana teslim ettik, yüzümüzü Sana döndük; her işimizi Sana havale ettik; Sen'in yardımını umarak ve Sen'den çekinerek sırtımızı Sana dayadık. Sen' den yine, ancak Sana sığınılabilir, teslim olunabilir. Halkın ve Hakk' ın sevdiği insan olmayı nasip eyle. Ey kalpleri eviren çeviren Allah'ım! Başlangıcında sonunda sahibi Sen'sin. Bütün Müslüman âleminin üç aylarını ve mübarek Regaib kandilini şimdiden kutlar; hayırlara vesile olmasını niyaz eder, beni ve halen hasta olan annemi de duanızdan unutmamanızı bilakis istirham dileyerek hepinizi yüce Allah'a emanet ediyorum! Vesselam… |
| Sema Çetin |
| Bu yazı 692 kez okundu. |
| Yorumlar |
| yeliz Yazdı: yazilarınızı çokkkkk begeniyorum |
| Yorumlar |
| MİRZA Yazdı: Yazılarınızı çook seviyorum. Aynı zamanda sizide yazılarınızda çok açıklayıcı kelimeler kullanıyorsunuz, ve "İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır,yarısı şükürdür." size çok güzel bir söz yazayım.. "Allah (c.c.) bazen dilediği halde emretmiş, bazende emrettiği halde dilememiştir. İblis'e, Adem'e secde etmesini emrettiği halde, secdenin yapılmasını irade etmemişti. Eğer İblis'in secde etmesini isteseydi, İblis secde ederdi. Adem'in malum ağaçtan yemesini yasaklamıştı ama iradesi ağaçtan yemesi yönünde idi. Eğer ağaçtan yenilmesini istemeseydi Adem yemeyecekti." Caferi Sadıktan aldım.. |
Tefekkür Dergisi