Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



ŞEHİD OLMADAN ÖNCE ŞAHİT OLABİLMEK
ŞEHİD OLMADAN ÖNCE ŞAHİT OLABİLMEK
 

Herkes şehit olamaz, ama herkes şahittir Allah’ın Rububiyetine. Şahittir Allah’ın yarattıklarına, yarattıklarındaki mükemmel yaratışına, Rabbimin tek ilah oluşuna…



            Zaten imanın ilk esası olarak “şahadet ederim(tanıklık ederim)  diyerek başlamadık mı her şeye?” “Şahadet ederim, senden başka ilah olmadığına ve şahadet ederim Muhammed senin kulun ve elçindir” diye. Dilimiz böyle söylerken, gözümüz nelere şahit olmadı ki? Hayâsızlığa, kötülüklere,  zulme direnmeyip dilenenlerin zilletine…



           Hayat tarzımızı imanımıza şahit gösteremezken, nasıl şahadetten şehit olmadan bahseder bu kalp? Önümüzde bir şeyler hep çelişkiye dolanırken nasıl bahsederiz şahitlikten?



Yaşadığımız hayat mı çelişkilerle dolu, fikirlerimiz mi, bilgilerimiz mi yoksa bilinçaltımız mı? Yoksa şahadetle başlayan zayıf kimliğimiz mi? Şehit olmaktan,  şahadetten bahsetmeden önce, ne kadar koruyabiliyoruz mümin kimliğimizi?



          Hayat böylesine yük olmuşken bize, şahitliğimizi, şahitlik ettiğimiz dinimizin doğru hakikatlerini ne unutturdu? Tıkış tıkış olmuş zihnimizle bölünmüş, duyarlılığını yitirmiş bir yürekle, çözülmüş, tahrifata ve tahribata maruz kalmış bir kimliksizlikle yaşamaya çalışmak şahitliği mi unutturdu bize?



ŞEHİD;  “Tüm arzularım, ibadetlerim, hayatım Allah ‘ın sonsuz varlığına armağan olsun”  diye ant içen, bu andını yerine getirmek için dualarını,  ibadetlerini, hayatını ve en sonunda canını imanına şahit gösteren değil midir?



 ŞAHİT ise; Allah’ın kâinatta yarattıklarından O’nun tek bir ilah oluşuna, tek Hâkimin O olduğuna şahit olan ve bunu düşünüp, görüp anladıktan sonra bu ilahi hakikatin doğruluğunu “eşhedü” diyerek imanın ilk cümlesiyle ifade edendir. Zira bu ilahi gerçekliğe düşünüp-şahit olmayan nasıl bu uğurda canı pahasına fedakârlık sergiler ki? Hayatını nasıl bu ilahi hakikat için feda kılabilir? Özel terim anlamıyla “şehid” olmayı arzulayabilir? İnsanlar ancak değer verdikleri “değerler” için feda olmayı isterler. Anlamadıkları, benimsemedikleri bir şey için nasıl fedakârlık sergileyebilirler ki? Bu sebeple iman şahitliğini kavrayan ve bunun gerektirdiği şahitliği sergiledikleri örnek kulluklarıyla yerine getirenler, özel anlamıyla “şehid” olmayı ümid ederler. Resulullah bir şahit değil miydi, Allah’ın kulluk edilmeye layık tek ilah olduğuna? Kâinatın ve hayatın Allah’ın denetiminde olduğunun şahidi değil miydi Resulullah? Bu şahitliğin bir gereği olarak Resulullah, kulluğunu öyle bir gerçekleştiriyordu ki,  bu kulluk örnek bir kulluk oluyordu. Onun bu şahitliği,  tüm istekleriyle, ibadetleriyle, hayatıyla bir örnekliğe dönüşmüştü. O tüm hayatıyla şahitti Allah’ın varlığına. Ve tüm hayatı örnekti. O gerçek bir şahitti.



       Şeyh Ahmet Yasin hayatıyla en güzel şahit,  ölümüyle ölümsüz şehit değil mi bize? O tüm olumsuzluklara, zulüm altındaki hayatını imanına şahit gösterdi. Sakat bedeniyle nasıl da hakkıyla şahitlik etti hayatı ve şahadetnameyi hak etti!



        Seyyid Kutup,  inandığı değerlerin doğruluğuna Şehadet eden(tanıklık eden) bir insandı. Şehadet ettiği ilahi doğruların ve hakikatlerin gereğini en zor şartlarda da yerine getirerek,  Şehadet ettiği Allah için şehid oldu. Hangimiz tanıklık ettiğimiz Allah’ın dininin doğruluğunu hayatımızda da göstererek şahitliğimizin gereğini yerine getirebildik? 



       Kısaca şöyle diyelim,  tek ilah oluşuna şahitlik ettiğimiz Allah’a imanın bir gereği olarak,  tüm olumsuzlukları terk etmedikçe şahit olunur mu? Şahit olunmadıkça, örnek olunmadıkça şehidliği arzulamak,   doğru olur mu?



          Dille söylediğimiz şehitliğe kalp onay veriyor mu? Şehit olmadan önce ne kadar şahitlik yaptık hayatımızda?



            Şehit olmayı ümit etmeden önce hakkıyla şahit olabildik mi?



 

 
Nurcan Haydaranlı
Bu yazı 139 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: