| ŞEHİTLERİN ARDINDAN |
| Şehit, hazır, nazır, dosdoğru ve güvenilir haberci anlamına geldiği gibi, bilinçli, hissedilip görülen, bütün gözlerin ona dikildiği kimse, örnek ve örnek alınan anlamlarına gelir.
Şehadet, hakikat, doğruluk ve adaleti savunmaktır. Belki de var olduğunun tek kanıtı ve belirtisi, tek savunma silahıdır. Tarihi diriltip harekete geçiren, insanlığın sahip olduğu en yüce değerlerin saklı olduğu ilahi dersler manzumesidir. Değerlerin, inanç, hedef ve kavramların içinin boşaltıldığı her dönemde de şehitler, birer yol gösterici ve ideallerimizin somut temsilcileridir. Ne büyük hikmetler saklıdır ki, bedenleri ortada olmasa bile, yüklendikleri diriltici, bilinçlendirici imanın ruhu aramızda görevini ifa ediyor. Kitlelerin uyuşturulup, korkutulup, sindirildiği tüm dönemlerde, dinamizmi sağlayan ve toplumu harekete geçiren de “şehidin” kendisidir. İnsan, silahsız, donanımsız bile olsa, küfre, uyuşturan ve rehavete düşüren sinsi nefse karşı en büyük savaşı yine de verebilir. Yeter ki, şehadet bilincine varmış olsun! Şehadet yani şuurlu olarak ölümü seçmek, zillete götüren seçenekler arasından, tercihini “onurlu” bir ölümden yana kullanmak demektir. İnsan, savaşa güç yetiremese bile tercih yapmaya her zaman güç yetirebilir. Zillet içinde yaşamak ise asla müminin seçeceği bir yol olamaz! Bilinçli, inançlı ve sorumlu kişiliğin örneğidir “şehit”. Onun bu durumu kendisini cihattan sorumlu yapar. O ise, sorumluluktan kaçmaz, gereğini yerine getirir. Canı ve kanı pahasına, üzerine düşen görevi eksiksiz olarak, fazlasıyla yapar. Şehitlerin efendisi ne demişti? “Hayat, iman ve cihattır!” İmanın cihadının, cihadın imanının kalitesini ortaya koyar. İman onurlu, bilinçli seçimlerin kaynağı, hayatın sınırlılığına değil, sonsuzluğuna talip olmak değil midir? Üreten bir iman, tarihin soluğudur adeta! Zaten güzel yaşayanlar ancak, güzelce ölebilirler! “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün!” hadisinin somutlaşmış resmidir şehit. İnsanın önünde enva-i çeşit seçenek mevcutken, herhangi bir düşüncenin, hezeyanın ya da ideolojinin de şehidi olabilecekken, “Hakkın şehidi” olabilmek en büyük marifettir. Hakkın şehidi olabilmek için, Hakka tapıyor olmak gerektir. Bütün hayatın ile Hakkın şahidi olmuşsan, ölümünle de Hakkın şehidi olursun. Dini kültürümüzde şehadet, bilinçli, gönüllü ölümdür. Mücahit bunu kendi bilinç, duygu, düşünce ve bilgisiyle seçer. Hz. Hüseyin, bu seçimi yapıyor ve kendi şehrinden çıkıyor. Yaşamını bırakıp ölüme koşuyor. Üstelik düşmanı rüsva etmek ve ardına sığındığı maskeleri yırtmak için hiçbir silahı da yoktur. Cihad için kendi varlığından başka hiçbir şeye sahip değildir. Zulmün, cahiliyyenin tutsağı olmuş bir halk, ne yapacak diye onu bekliyor. O’nun ortaya koyacağı eylem, halkın seçiminde belirleyici en önemli unsur olacaktır. Böyle bir dönemde ölmek ise, bir inancın yaşam güvencesidir. Uğrunda ölünecek değerlere sahip olunduğunun kanıtı, şehitlerinin ortaya çıkmasıdır. Hz. Hüseyin, şehadeti seçmekle, İslam ümmetinin yaşam güvencesi oldu. Sapmalara karşı emniyet sübabı oldu. İmanın künhüne varabilmiş müminler ya Hüseyin, ya da Zeynep olmalıdır! Üçüncü seçenek “Yezidi olma” zilletidir! Saflar önemlidir. Hakkın safında mı, yoksa Yezidin safında mıyız? Bu sorgulama, bilincimizi açacak ve hayatımızın kararını almada yol gösterici olacaktır. Değil mi ki, seçmek insanın kaderidir. O halde Hüseyin’in safını seçmek, tüm tutsak edici, ifsat edici etkenlerden kurtulduğunun kanıtıdır. Bazen de şehadet, müslümanın, her türlü olumsuz, kahredici, çıkar yolun kalmadığı zamanlarda “kendine özgü cevap verme” şeklidir. Filistin, Çeçenya ve diğer İslam beldelerinde olduğu gibi. Güçlerin eşit olmadığı yerlerde iman savaşımı verilirken en etkili, en orijinal eylem , “Şehidin”dir. Adaleti özleten bir eylem… Yezidi canilikte, hiçbir sınır tanımayan zulmün frenlenmesidir şehadet. Küfrün tüm maskelerinin indirildiği, nursuz karanlığının ayan beyan ortaya çıkmasıdır. Safların saflaşmasıdır. Üzerine “ölü toprağı” serpilmiş olanlara, diriltici bir nefhadır! Sarsıcıdır, ama fazlasıyla gereklidir. Çünkü başka hiçbir yolla, uyanamayanları uyandıracak tek yoldur! Şehadet “karanlık sulara dalmak” değil, nurlu geleceklere açılan bir kapıdır. Ümmet bu gün, bu gerçeklerden haberdar ise, şehadete gönül verenlerin, Rabbe ulaşmayı dünyanın şaşaasına tercih eden şehitlerin varlığından dolayıdır. Belki, “hayatın teminatı da şehadettir” desek pek abartmış olmayız. Bedenlerin sağ bırakılıp ruhların tutsak, ya da katledildiği bir hayat, gerçek hayat olmasa gerek! İşte şehadet eylemi, ruhları özgürleştiren, özgünleştiren ve farklılaştıran bir eylemdir. Hz. Hüseyin’in, çağları, asırları aşmış Hak nidasının karşılık bulmasıdır. Batılın çoğunluğu oluşturmasına rağmen, Hakkın üstünlüğüne halel getirmemesidir. Şehadet, az sayıda olsa da, öz imana sahip olanların yoludur. Çoğunluğun kanaatine körü körüne uymayıp, Hak’ta ısrar edenlerin yoludur. Hz. Hüseyin’in açtığı çığır öyle kutlu öyle diriltici, öyle özgürleştirici bir çığır ki, hala O’nu örnek ve önder alıp yolundan giden şehitlerin varlığı, O’nun ne denli isabetli davrandığının da delilidir. Son söz belki hiç gelmeyecek şehadet konusunda. Çünkü hala “şehitlerin efendisi”nin ardından gidenler kutlu destanlar yazmaktalar. Lakin yüzüne “ölü toprağı serpilmişlere”, Resulün bir hadisini hatırlatmak vazifemizdir. Ne diyordu o kutlu Resul? “Kalbinde şehit olma arzusu duymadan ölen, münafıklık şubelerinden biri üzere ölmüş demektir.” Ve hayat veren ayetlerden biri “Allah yolunda öldürülenlere sakın ölüler demeyin. Onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar!” Bu gerçeğe muttali olan, şehadetten başka bir yolla ölmeyi düşünebilir mi? Ne mutlu şehadeti arzulayan ve arzusuna kavuşana! |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 284 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi