| ŞEYH ŞAMİL |
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam örneğimiz Hz. Muhammed’e (s.a.a)olsun. Ve selam ehlibeytine, sadık ashabına, Salih varislerine ve bu uğurda mücadele eden tüm müminlerin üzerine olsun. Sizlere bu ayki hayatın şahitlerinden biri olan Şeyh Şamil’i tanıtmak istedik. Umuyoruz ki bu değerli insanların hayatlarını okudukça kendimize de dersler çıkarırız. Şeyh Şamil, Kafkas kahramanı olan büyük mücahit, Rusların Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslamiyeti, tekrar ihya etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücadelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren bir yiğit. 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammet, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye adetlerine uyarak Şamil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar. On beş yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. Ayrıca güreş, koşu, ateş etme, ata binmek gibi spor dallarında yetenek sahibi olmuştu. Bununla beraber bilgin Sait Harekani’nin yanında başlayarak otuz yaşına kadar; tefsir, hadis, fıkıh ilimlerini, edebiyat, tarih ve fen bilimlerini öğrenerek büyük bir âlim, gönülleri fetheden bir veli olmuştur. Son derece sade, kanaatkâr bir hayatı vardı. Şeyh Şamil, daha gençlik yıllarında Şeyh Mansur ile başlatılan hürriyet mücadelesindeki yerini aldı. Şeyh Mansur’dan sonra Gazi Muhammed, Kafkaslıların başına gelerek imam oldu. Ruslarla yaptığı Gimri muharebesinde şehit düştü. Daha sonra imamlığa Hamzat Bey seçildi. Üç sene kadar faaliyet gösteren Hamzat Bey bir Cuma günü camide şehit edildi. Ve imamlık vazifesi Şeyh Şamil’e verildi. O imamlık görevini alarak halkın önderi, yol göstereni idi artık. Düşmanlara karşı insanları eğitiyor, tesirli hitabetiyle halkı cezp ediyor, Müslüman olarak yaşamak aşkıyla yanan bu insanların kalplerine birer kıvılcım salıyordu. Bu uğurda şehit olmanın mükâfatının Cennet olduğunu bildiriyor, dinin emirlerine uymanın, yasaklarından kaçınmanın, ancak hürriyet ile mümkün olabileceğini herkesin kalbine nakşediyordu. Rusları dize getirmenin ancak düzenli bir orduyla mümkün olacağını, teşkilatlanılırsa Çar Nikola’nın ordularıyla baş edebilecek durumda olduklarını, her gittiği yerde izah ediyordu. Şeyh Şamil, kısa zamanda kısmen de olsa nizamlı bir ordu kurmaya muvaffak oldu. İnsanları hem din bilgileriyle yetiştirir, hem de askeri eğitimden geçirirdi. Köylerde bulunan bütün çocukların Kur’an-ı Kerim okumasını sağlar, emri altındaki her köy, kasaba ve şehirde medreseler açtırır. Hem din, hem de fen ilimlerinin okutulması için uğraşırdı. Kendisi bizzat bu derslere katılır, talebelerine ders verirdi. Başarılı talebelerine mükâfatlar dağıtırdı. Medresede okutulan dersler yanında, savaş anında her biri birer komutan olacak şekilde yetiştirirdi. Bundan dolayı Şeyh Şamil, hem milletinin devlet reisi kumandanı, hem de hocası, imamı idi. Bu sebeple Kafkasyalı Müslümanlar onu canları gibi çok severler, her emrine şartsız itaat ederlerdi. Ş.Şamil, imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar yılmadan Rusya ile mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen on yıl savaşlara iştirak ettiğinden, durup dinlenmeden cihat ettiği süre tam otuz beş yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiştir. Rus ordusunun başındaki Çar 1. Nikola, bütün Kafkasya’yı fethetmek, Şeyh Şamil’i ele geçirip, bütün Müslümanlara kötü günler yaşatmak maksadıyla, ordularının en seçkin generallerini bu işte vazifelendirdi. Netice yine Rus ordularının hezimeti ve bir avuç müslümanın zaferi idi. Şeyh Şamil, güçlü olarak bilinen Rusya’ya karşı bir ömür savaştı. Kafkasya denilince Şeyh Şamil’i hatırlamamak mümkün değildir. Yaptığı mücadele yıllarında hiçbir devletten, dost ülkelerden yardım görememiştir. 1859 yılı Eylül ayının ilk günlerinde, yanında bulunan ulemanın tavsiyesi ile Rus generali Baryatinski komutasındaki Rus ordusuna birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra bazı şartlarla teslim olmak zorunda kalıyor. 63 yaşında ve aile efradı ile 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1. Nikola’ya ve ordularına tam 35 yıl Kafkasya’yı zindan eden zamanın bu en büyük kahramanını karşısında görünce yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendisini alıkoyamaz. Burada bir ay kaldıktan sonra, saygın bir tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şeyh Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. Ağarmamış saçları iki yıl içinde bembeyaz olur. On yıl esareti sürmüştür. Ve Çar, onun hacca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlunu alıkoyar ve haccı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak İstanbul’a uğrar. Daha sonra Mekke’ye geçer. Hacı olduktan sonra Medine’ye gelir ve orada hastalanır. Kısa süren bu hastalığında aile efradı, beraberinde gelenler ve kendisine ziyarete gelenlerle vedalaşır. Allah yolunda Kelime- Tevhit içinde yaralar alan, kan döken Şeyh Şamil’in ömrünün peygamber(s.a.v) makamı olan Medine’de sona ermesi ancak ona lütfolunan bir ayrıcalıktır. Peygamber mescidinde kılınan namazdan sonra Cennet’ül Baki kabristanında toprağa verilir. Şeyh Şamil bugün Kafkasya ve Dağıstan’da dipdiri olarak yaşamaktadır. Allah yoluna adanmış ve bu adanmışlık defalarca ölümle sınanmış bir mücahidin nasıl ölümsüz hale geleceğini anlamak isteyenler hayatını iyi öğrenmelidirler. Şeyh Şamil’in bugünkü ve yarınki Kafkasyalılara yol gösteren şu birkaç sözü bile böyle bir niyeti olanlara bir fikir verecektir. “Allah güçlülerin başaramadığını bir zayıfa başartmaya Kadir’dir.” “İnsanların en soylusu Allah’tan en çok sakınandır.” “Allah’ın verdiği nimetlerle günah ve kötülük yolunda güç kazanmak ne kötüdür.” “Torunlarınıza bırakacağınız en büyük miras, Tevhit için mücadele etmek ve Allah Kelamını yayma yolunda can vermeyi öğrenmek olacaktır. Torunlarımız cihad günlerinde kuyruk değil baş olmalıdır.” “Ölümümüz bizi Allah’a kavuşturacağı için kutludur. Dünyaya geldik, Hakkın eserlerini gördük, gönülden vurulduk, emirlerindeki hikmete inandık. Hakka kavuşmamız olan ölümü de gönülden özlemeliyiz. Müslüman için bir vuslat ve mutluluk anı olan ölüm, ancak kâfirler için gerçek bir azaptır.”
|
| Naime Çelik |
| Bu yazı 88 kez okundu. |

Tefekkür Dergisi