Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



SİBEL ERASLAN İLE RÖPORTAJ
SİBEL ERASLAN İLE RÖPORTAJ
 

Tefekkür- Sibel Hanım, Tefekkür dergisinin davetini kırmayarak geldiğiniz ve bizi onore ettiğiniz için bir kez daha teşekkür ediyoruz size. Hakkımızda yazdığınız o güzel, duygulu yazılardan dolayı da ayrıca teşekkür ediyoruz. Bunca yoğun işinizin içinde bize zaman ayırıp röportaj yapmayı da kabul ettiniz. Sağ olun…



 Sibel Hanım kendinizi tanıtır mısınız? Nasıl anlatırsınız kendinizi?



S.E–1967 Üsküdar doğumluyum. Üsküdar kız lisesi ve İstanbul hukuk fakültesini bitirdim. Lise ikinci sınıftan beri çeşitli dergi ve gazetelerde yazıyorum. Vakit gazetesi köşe yazarıyım. İnsan hakları konulu çeşitli projelerde çalışıyorum. ''Fil yazıları'', ''Can parçası, Hz. Fatıma'', ''Balık ve tango'', ''Osmanlı sarayında kadın sultanlar'' adlı kitaplarım var. 2002 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından basın-makale konusunda ödül aldım.



Tefekkür- Vakit gazetesindeki köşenizi yakından takip ediyoruz. Ümmet sorunlarına olan duyarlılığınız gerçekten takdire şayan... Yazdıklarınızla oldukça büyük
bir uyarı görevini yerine getiriyorsunuz. Ümmet neden bu kadar yaralı?



S.E- Ümmetin çok genel olarak söyleyeceğimiz iki tür mücadele sahasında imtihan verdiğini düşünüyorum. Birisi, dış hücumlar ve işgaller karsısında verilen bağımsızlık savaşları veya dini yaşamak gayretinden kaynaklanan iç siyasal baskılar... Diğeri ise daha ruhi, içsel ve ahlaki konularda, dünyevileşmeye karşı vermemiz gereken vicdani muhasebeler. Ben, bu ikincisini asla dış baskılara karşı verilen mücadeleden daha kolay görmüyorum, hatta bizim asıl şahıslarımızda yaşadığımız dinden uzaklaşmalar ve ahlaki çöküntüler karşısında işgal güçlerinin tahribatı çok daha zayıf kalıyor...



Tefekkür- Ülkemizdeki insanlık dışı yasağın- üniversite yıllarından beri
mağdurlarından birisiniz siz de. Neden bu yasakta diretiliyor? Yasaklar insanların imanı üzerinde belirleyici midir? Veya bir başka açıdan soralım. Yasaklarla “iman”hakikati ortadan kaldırılabilinir mi? Bu yasak akıntıya karşı kürek çekmek değil midir?



S.E- Yasağın kimden ve niçin kaynaklandığına bakmak gerek. Nuh Peygamber'in vaaz ettiği yedi yasak veya Musa peygamber'in on emri ya da Efendimizin (sav) ümmetinden ahit aldığı Veda Hutbesi de bir takım görev ve yükümlülükleri ihtiva ediyordu. Ama burada dillendirilen yasaklar, zaten evrensel manada insanlık vazifeleridir, yani adam öldürmek, insanları memleketlerinden sürmek, yol kesmek, namusa göz dikmek gibi hemen her hukuk prosedüründe de zaten yasak olan konular vardır. Bunlar tanrısal kökeni olan ve bugün adına insan hakları dediğimiz evrensel hukuk zeminini de oluşturan genel kurallardır. Ama bir de siyasi basınçlar eşliğinde devam ettirile gelen yasaklamalar var. Bahsettiğimiz başörtü yasağı da bunlardandır. Ne batı kaynaklarında ne de dinsel emirlerde mantıki bir izahı yok, olamaz bu yasağın... Politiktir. Sekuler ve ulusçu modernizasyon projesinin kadınlar üzerinden devam ettirdiği feci bir hukuk gasbıdır.



Tefekkür-İslam kadınlarının çağımıza yönelik sorumlulukları nelerdir? Aile, eğitim, çocuk eğitimi, toplumsal görevler v.s konularında…



S.E- İslam kadını her şeyden evvel çağının tanığıdır. Yani eliyle veya diliyle düzeltemediği adaletsizlikler konusunda hiç olmazsa gönülden reddiyeler yazabilmelidir. Anne, ümm demek. Yani temel, kök, toplumun mayası ve nüvesi. Anne gayesiz hale gelirse, aile ve toplum çöker. Kadın işte bu başlangıç noktasını yazıyor toplumsal hareketin içinde. Mesleği ne olursa olsun her kadın, hatta isterse hayatta hiç evlenmemiş olsun veya evlenmiş de çocuğu olmamış olsun fark etmez, hepimiz bu toplumun kızları ve anneleriyiz...



Tefekkür- Kadınlarımız nasıl daha aktivist ve girişimci olabilirler?



S.E- Tanıklık dedik biraz evvel. Bakmaktan değil, görmekten ve katılmaktan bahsediyoruz. Okumak, düşünmek ve şura ile hareket etmek bizi zaten aktivist yani eylemci kılar. Toplumlaşmayı, dost çevrelerini, dergi gruplarını, hayır faaliyetlerini  bu manada çok önemsiyorum. Mesela Tefekkür ailesi olarak sizler bir araya geldiğinizde aynı zamanda önemli bir aktivite-tanıklık görevinizi de ifa etmiş oluyorsunuz. Allah Teala gayret ve çabanızı kendi yolunda sebatkâr eylesin.



Tefekkür- Bir ara sohbetimizde anlattığınız yeni açılan üniversite ile ilgili geniş bir bilgi verebilir misiniz? Kızlarımız için alternatif üniversite konusu…



S.E- Eğitim için tek yol yoktur. Bu manada yurt dışında devam edilebilecek lise ve üniversiteler olduğu gibi, eğitim konulu sivil toplum grupları tarafından kurulmuş çeşitli öğretim kurumları var. Sözgelimi İslamoğlu Hocamızın Akabe Vakfı, keza Prof. Ahmet Ağırakça'nın riyasetindeki İslam Üniversitesi gibi legal kurumlar zaten birer üniversite formatında işlev görüyor, bunu yayınlayabilirsiniz. 28 Şubat sonrası kızlarımızın lise ve üniversite kapısı kapatılınca bizler, her evi bir okula dönüştürme gayretine girdik. Tefekkür de Urfa’da bir eğitim seferberliği başlatabilir pekâlâ. Mesela bir Zehra Okulu niçin kurulmasın? Pek çoğunuz eğitimci iken, bu mesleklerinizi atıl bırakmak olmaz. Bugün Amerika'da bile yüz binlerce insan, evden eğitim adı altında örgün eğitimin alternatifi olarak eğitimlerine devam ediyor. Tefekkür bence bu çatıyı Urfa’da kurabilecek çapta aktiftir...



Tefekkür- Dergimizi nasıl buldunuz? Bize önerileriniz var mı? Dergimizi daha iyiye götürmemiz için neler yapmalıyız?



S.E- Derginizi alaka ile okuyorum. Sadece kadınların değil tüm aile fertlerinin severek okuyabileceği sayfaları var. Özellikle çocuklara yönelik sayfaları çok beğendim. Bugün biz geniş bir aileyiz. İki milyar civarında Müslüman var dünyada. Dünyadaki diğer annelerden, kadınlardan haberleri de okumamız gerekiyor. Dış haberler sayfası isterim (mesela ben okuyucu olarak)



Tefekkür-Yazar arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz neler olabilir? Yazmayı seven kadınlarımız kendilerini nasıl geliştirebilirler?



S.E- İyi yazmak, iyi okumakla alakalı ve mesuliyet isteyen bir iş. Salt olarak gönülden irticalen akan duygular değildir bu... Aynı zamanda ciddi olarak okuma mesaisi ister. Her iyi yazar yazmaktan önce, iyi okuyucu olmak zorundadır. Zaten Kitabımızın ilk emridir okumak.



Tefekkür-Dernekleşmenin faydalarını ve alternatif açılımlar hakkında bizi bilgilendirirseniz çok minnettar oluruz.



S.E-Dernekleşme, siyasi basınçlar karşısında zorlandığımız bir süreç aslında. Ama insanların şura ile hareket etmesi zaten dinimizin esaslarındandır. Dar-ul erkam neydi? Ve fakat dernekler arası iletişimsizlik ve kör gözle yapılan cemaatçilik de zamanla İslami hareketi, ümmet bilincini ve tevhid algısını zedeleyebiliyor. Biz hayırda yarışmak için cemaatleşmeliyiz, yoksa birbirimizi zemmetmek için değil... 



Tefekkür-Kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz? Can parçası oldukça yoğun bir duygusallıkla yazılmış, emek verdiğiniz bir çalışma… Beğenerek okudum... İnanın ağlayarak okudum ve bitirdim. Nasıl oluştu kitap?



S.E- Can Parçası, yedi yıllık aralıksız bir okuma surecinden sonra kaleme alındı. Mustafa İslamoğlu Bey'in bir projesiydi. Yaşar Kaplan Bey de Fatıma konusunu benden rica etmişti. Ben ilahiyatçı olmadığım için bu çalışmayı yapamayacağımı söylemiştim. Yaşar Kaplan şöyle demişti: “Her İslam kadını Hz.Fatıma’yı araştırıp, öğrenmek ve hayata tatbik etmek zorundadır...” Tabii kaynaklar çok az, çeviriler düzensiz oldukça zorlandım. Ama hamdolsun ortaya çıktı. Çok alaka gördü Can parçası. Bu sadece iyi yazıldığı için değil. Bu konuda toplumsal olarak aciz, ciddi bir eksiğimiz var, insanlar Hz.Fatıma’yı, Hz. Hatice’yi, Hz. Meryem’i, Hz. Aişe'yi bilmek öğrenmek istiyorlar. Ama onlara sunduğumuz şeyse, günlük dedikodulardan ibaret...



Tefekkür- Balık ve tango kitabınızın adı bile çok mistik anlamlar taşıyor. Balık ve tango’yla neyi ifade etmek istediniz?



S.E- Balık ve Tango, bir edebiyat çalışmasıdır. Hikâyelerim var içinde. Dergâh yayınlarından çıktı. Balık ve Tango eski ile yeninin karşılaşması, darmadağın olma, sevme ve ayrılma metaforları üzerine kurulmuş öykülerden oluşuyor. Hayat, zaten bir ayrılıktır. Hüzündür.



Tefekkür- Dergi içeriğimizi ve konuları nasıl buldunuz?



S.E- Bunu okuyucularla yapılacak geniş çaplı bir talep anketiyle belirlemekte fayda var. Ama mesela Urfa’yı tanıtan bir sayfası olsa ben çok memnun olurum. Sizinle gezdiğimiz yerlere âşık oldum! İbrahim peygamber'in ateşe atıldığı mancınıklar, Balıklı göl, Eyyüp peygamber, Harran... Hayatımda kalbimin bağlı kalacağı nadir mekânlardan... Burada anlata anlata bitiremiyorum. Dinleyenler “derhal Urfa’yı ziyaret edelim” diyorlar. Sizin dostluğunuzu da unutamam, her şey için çok teşekkür ediyorum.



Tefekkür- Son olarak Tefekkür dergimizin fahri yazarı olarak iki ayda bir yazı lütfeder misiniz? Sevenlerinizi ve size teveccühlerine şahit oldunuz. Mahrum bırakmazsınız inşallah!



S.E- Mart ayının sonuna kadar hızlı bir tempoda yetiştirmem gereken iki kitap çalışması üzerindeyim. İnşallah müsait olduğumda konuğunuz olarak yazmak bana da onur verir. Gayret ve sefer bizden, Tevfik ve zafer Allah’tandır. Tüm Urfalı kardeşlerime özellikle köylerinden kasabalarından kalkıp da toplantımıza iştirak eden görüşebildiğim ve görüşemediğim tüm kardeşlerime selamlar sunuyorum.



Tefekkür- Biz de dergi olarak, bizi kırmadığınız için size çok teşekkür ediyor, yazı çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.



 



                                       Tefekkür Dergisi editörü



                                             Şükran TAŞDELEN

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 197 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: