Navigation


Tarih: 22 Mayıs 2012 Salı



Tehdit Mektupları
Tehdit Mektupları
 

Mekke’deki Müslümanlar ve Resulü Ekrem efendimiz Medine’ye hicret edince, Mekke müşrikleri endişelenmeye başladılar. Şöyle düşünüyorlardı; eğer Muhammed oradaki insanlarla anlaşıp bir devlet kurmaya kalkarsa ve bunu başarırsa büyük bir tehlike olur. Buna meydan vermemeleri gerektiğini düşünüp hal, çare aramanın yollarını düşündüler. Medine’nin önde gelenlerine bir tehdit mektubu yazmağa karar verdiler. Onlara göre Medineli (Ensar)Müslümanları korkutunca iş tamamdı. Tehdit dolu mektubu yazıp gönderdiler. Mektupta şunlar yazılıydı:



     
           “Şurası kesin ki, Araplar arasında çıkacak hiçbir savaş, sizinle bizim aramızda çıkacak savaştan daha yakıcı olmaz. Gerçekten siz, bizim aramızdan çıkan asil ve güvenilir bir kimseyi destekliyorsunuz. O’nu himayenize aldınız. Fakat bizim O’nunla bir düşmanlığımız var. Bizimle O’nun arasına girmeyin. Eğer o doğru yolda ve doğru iş yapıyorsa bunun şerefi herkesten önce bize aittir. Yok, yanlış yolda ve yanlış işler yapıyorsa O’nu engellemek ve cezasını vermek herkesten çok bize aittir.”(1) Mekke eşrafının bu tehdit mektubuna Ka’b b. Malik şiirle cevap vererek Resulullah’ı destekleyeceklerini bildirdi. Mekke eşrafı Medineli Müslümanlarla amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayınca, kendilerine başka taraftar aradılar. Konuya tekrar döneceğiz fakat yukarda mektupta yazılanların üzerinde durma gereği hissettim.
    
     Mektupta diyor ki; “siz bizim aramızdan çıkan asil ve güvenilir bir kimseyi destekliyorsunuz.” Ne kadar ilginç değil mi? Güven, insan şahsiyetinde çok önemli bir yere sahiptir. Güvenilir insan dost edinilebilinir, güvenilir insan sırdaş edinilebilinir, güvenilir insana her şey mal, para, altın, gümüş, söz vs emanet edilebilinir. Güven çok önemli bir şeydir. İnsanlar güven duygusunu kaybedince hayat çekilmez olur. Güven, evlilikte olsun komşulukta olsun, iş hayatında olsun, aile ilişkilerinde olsun çok ama çok önemli bir yere sahiptir. Allah Teala herkese bu ahlakla ahlaklanmayı nasip etsin. Bir de asillikten bahsediyor asillik de günümüzde olduğu gibi insanlar arasında önemli bir yere sahiptir. Ama asillik deyince insanımızın aklına soy ve soptan gelen asillik anlaşılıyor. Oysaki İslam bunu doğru bulmuyor. Asilliği iman, Salih amel ve güzel ahlak olarak kabul ediyor. Peygamber efendimizin asilliği ise hem soydan hem imandan, Salih amelden ve de güzel ahlaktan geliyordu. O’nun soyu da iman sahibi yöneticilere sahipti. O’nun atalarını ve hayatlarını araştırdığımızda bunları öğrenmiş olacağız. Şimdi gelelim mevzuya… Böylesine asil ve güvendikleri bir insanın getirdiği dini neden kabul etmezler? Tabii ki tek sebebi var heva ve hevesleri kabul etmiyor. Doğruları kendi dilleriyle ortaya döküyorlar ama kendileri ibret almıyorlar.
     Günümüzde de böyle değil mi? İnsanlar dilleriyle itiraf ediyorlar İslam dininden zarar gelmeyeceğini. İslam’ın anlattığı şeylerin doğruluğuna bizzat şahit oluyorlar lakin onu yaşamak kısmına gelince kusur aramağa başlıyorlar. Neden derseniz? İslam’ın hükümlerini yaşamak hem nefislerine aykırı geliyor hem de menfaatlerine. Örneğin İslam dininin hükümlerini yaşamak durumunda faizden uzak durması gerekiyor, zina yapmaması, yalan konuşmaması, haksızlık yapmaması, zulmetmemesi, yetim malı yememesi, rüşvetten uzak durması vs. Bütün bunlar menfaatine aykırı düştüğü için ne yapıyor? İslam hükmünü istemiyor. İyi güzel hoş ama orada dursun bize karışmasın demeye getiriyorlar. Kaldığımız yere tekrar dönelim.
          
           Resulullah nedeniyle krallık umutları sönmüş olan Abdullah b. Ubeyy’den yararlanabileceklerini düşündüler. Ona ültimatom niteliğinde bir mektup gönderdiler. Amaçları korkutarak isteklerinin gerçekleşmesini sağlamaktı. Mektuplarında şöyle dediler:             
      
         Aramızdan kaçıp gelen birine sığınma hakkı vermiş bulunuyorsunuz. Allah’a yemin ederiz ki, şayet O’na karşı çıkmaz ve O’nu memleketinizden çıkarıp atmazsanız, adamlarınızı öldürmek ve kadınlarınızı cariye edinmek için üzerinize geleceğiz. (2) Bu mektup bazı Medineli müşrikleri bir de henüz yeni Müslüman olmuş ama kalbime imanı iyi yerleştirememiş kişileri korkuttu. Mekkelileri karşılarına almakla büyük bir tehlikeye kapı araladıklarını düşünmeğe başlamışlardı ki, Ensar bu duruma müdahale edip bu şahısları sakinleştirmeyi başardı.
    
         Medine Mekke’ye göre daha emniyetli bir yer olmasına rağmen, ilk dönemlerde bazı sıkıntılı günler yaşandı. Kuba’da kaldığı günlerde Resulullah’ın kaldığı evin taşlanması Müslümanların korku ve sıkıntılarını haklılaştırıyordu. Henüz Medine’ye yeni gelmişlerdi. Kimin dost kimin düşman olduğu belli değildi, korku ve endişe içindeydiler. Bu korku ve endişe haklı olarak var idi. Bu nedenledir ki Resulullah’a gelerek diyorlardı ki, ‘Acaba silahlarımız yanımızda olmadan geceleri korku duymadan, güven içinde geçireceğimiz; yüce Allah’tan başka hiç kimseden korkmayacağımız günler gelecek mi?” diye soranlar oldu. O günlerde Resulullah da düşmanların saldırısına uğramaktan korkuyordu.(yanlış anlaşılmasın Resulullah ölmekten değil, hak davasını tamamlayamamaktan endişe duyuyordu onun endişesi davasıydı.) zaman, zaman kapısında birisinin nöbet tutmasını arzu ediyordu. Bir defasında kaldığı evin önünden sesler geliyordu çıkıp baktığında Sad b. Ebu Vakkası gördü ne aradığını sorduğunda ise Sad dedi ki, “ya Resulullah senin saldırıya uğramandan endişe duyuyorum. O yüzden kapında nöbet tutmağa geldim” dedi. Allah Resulü buna çok sevindi ve Sad’a dua etti. 



Fakat takip eden günlerde Maide suresi 65. ayette Allah (c.c)şöyle buyurdu. “Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah kâfirler topluluğunu başarıya ulaştırmaz.” Bu ayet vahyolunduktan sonra Allah Resulü korku ve sıkıntıyı üzerinden attı. Kapısında nöbetçi durdurmadı. Hatta korku ve sıkıntıdan şikâyet edenlere “öyle bir zaman gelecek ki insanlar üzerlerinde hiçbir demir parçası bulunmadan bir topluluk içinde oturabilecek.” Dedi. Çünkü vahyolunan bir ayet bunun müjdesini veriyordu. Ayet şöyle diyor.
        “Allah, iman edip, dürüst ve faydalı işler yapanlara, tıpkı kendilerinden önce gelip gecen bazı toplumları yeryüzüne hâkim kıldığı gibi, onları da yeryüzüne mutlaka hâkim kılacağını ve onlar için hoş görüp, razı olduğu dini, sağlam temellere oturtup, yerleştireceğini ve korkularının ardından onları, mutlaka güvenli bir duruma kavuşturacağını vaat etmiştir. Çünkü böyleleri yalnız bana kulluk eder, başkasını bana ortak kılmazlar. Artık bundan sonra, kim inkâr yolunu seçerse, işte onlar ilahi sınırları aşmış kimselerdir.” Nur: 55.  Resulullah’ı yıldırmak ve korkutmak için müşrikler, Yahudiler, kâfirler çeşitli olaylar çıkartarak Müslümanların kalplerine korku vermek istiyorlardı. İşte o sıralarda inen bu ayet Nur:55. Müslümanların kalbindeki korku ve endişelerini yok edip silmişti.
       
      Müslümanları sindirmek için her türlü yıldırma politikasını deniyorlar. Şimdi de öyle değil mi Müslümanın dinini yaşamaması için önüne her türlü engeli koyuyorlar. Türbanlı deyip okula almıyorlar, devlet dairelerinde çalışmasına izin vermiyorlar. Yıllarca devlet dairesinde eğitimcilik yapmış insanın emeğini bir anda harcayıp onun işine son verebiliyorlar sırf türbanlı diye, vicdanları sızlamadan. Müslümanın da adını terör koydular. Bilmem bunun hesabını nasıl verecekler Rabbimize. Hesap gününü kabul etmeyen bu insanlar, o gün geldiğinde nereye kaçacaklar acaba… Selam ve dua ile…
     
                                                                                                                       
            



DİPNOTLAR
1-HZ. Muhammed’in hayatı Medine dönemi. Celaleddin Vatandaş
2-Aynı eser

 
Emine Güneş
Bu yazı 367 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: