Navigation


Tarih: 22 Mayıs 2012 Salı



TEVHİDİN DEĞİŞMEYEN TEMEL İLKELERİNDEN BİRİ
TEVHİDİN DEĞİŞMEYEN TEMEL İLKELERİNDEN BİRİ
 

  



 



Hamd alemleri yoktan var eden bizleri sayısız nimetlerle donatan bizlere en büyük lütuf olan aklı ve iradeyi bahşeden, onunla da kendisini bulmayı nasip edip iman nimetiyle bizleri şereflendiren yüce Rabbimize mahsustur.



Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi başta peygamberimiz (sav) in üzerine alinin, ashabının ve bütün inananların üzerine olsun.



   Değerli tefekkür okurları bu sayıda sizlere dinimizin olmazsa olmazı olan oruçtan bahsedeceğim. Lakin bu bahsi neden Ramazanda yapmadınız diye düşünebilirsiniz. Düşünün… Tabi biz kimsenin düşüncesine kilit vurmak istemiyoruz, lakin önce beni bir dinleyin yahu! Yargısız infaz etmeyin…



   Kutlu iz sayfasını bir düzen ve tertip içerisinde siz değerli okuyucularımıza sunmaya çalışıyoruz. Amacımız sizleri Allah Resulünün hayatı hakkında bir nebze de olsa bilgilendirmek. Bundan dolayıdır ki düzenimizi  içinde bulunduğumuz aylarda gelişen olaylara göre değil de Resullah’ın hayat akışına göre düzenliyoruz.  Ancak tevafuktur ki muharrem ayına giriyoruz ve konumuz da muharrem ayında tutulan oruç ve arkasından farz kılınan ramazan orucu.



  Resülullah Medine’ye hicret edince oradaki Yahudilerin muharremin onunda oruç tuttuklarını gördü. Aslında kendisi de atası İbrahim’den kalma bir ibadet olarak o gün oruç tutardı, lakin Yahudilerin oruçlarını merak etti. Acaba onlar neden o gün oruç tutuyorlardı? Bunu oruçlu bir Yahudiye sordu o Yahudi şunları söyledi. “Muharremin onuncu günü bizler için önemli bir gündür. Çünkü, Allah o gün Musa’yı  ve İsrail oğullarını Firavun’un elinden kurtardı. Firavun ve adamlarını suda boğdu. Musa da şükür olarak o gün oruç tuttu. Biz o günün hatırası olarak Musa’ya uyup oruç tutarız.” Bu sözler üzerine, Resülullah, “ Ben  Musa’ya ve onun orucunu tutmaya  sizden daha layıkım” dedi ve aşure günü diye bilinen Muharremin onuncu günü oruç tuttu.



   Risalet boyunca Resullahın  titizlikle takındığı bir tavrı vardı. Hani Yahudilere  benzememe konusu… Onlara muhalif olunmasını isterdi. Heyhaaaat  gelse de görse Müslümanların halini. Onlara muhalif olmak ne demek nerdeyse kendimizi onlara satmış gönüllü köleler olmuşuz Yahudililere. Evlerimizdeki ürünlerin %95’i onların. Giysilerimiz, davranışlarımız izlediğimiz kanallardan tutun da izlediğimiz filimler bile onların. Aslında Allah Resulü gelse de görse, dedim ya … Vazgeçtim gelmesin görmesin ümmetin bu vahim halini. Kahırlanmasın yazıktır. Onca sene ümmeti, ümmeti dedi ümmeti için yandı, ümmeti için ağladı, ümmeti için sabahlayıp dualar etti. Bir de o ümmetin bu denli çabuk bozulup duyarsızlaştığını, dünyevileştiğini görürse kahrından bir kere değil on bin kere ölürdü vallahi.



           Yahudilere benzememek için bir başka yol denedi Resülullah. Onlar muharremin onuncu günü oruç tutuyorlardı. Resülullah hem dokuzunda hem de onunda oruç tutmaya başladı. Ayrıca kendisi de her ay üç gün oruç tutmaya büyük özen gösterirdi. Müslümanlara da buna özen göstermelerini tavsiye ederdi.



   Hicretin ikinci yılında  şaban ayının sonlarına doğru bir grup ayet vahyolundu. Ayetler şöyleydi:



       “ Ey iman edenler! Allah, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, orucu size de farz kıldı ki, (her türlü yanlışlıktan, ahlaksızlıktan, kötülükten) sakınasınız diye. Sayılı günlerde orucu tutun. Ancak hasta olanlar veya seyahatte bulunanlar, tutmadığı günler sayısınca orucu başka günlerde tutsun. Oruç tutmaya gücü yetmeyen veya tutamayanlar fidye olarak bir yetimi doyurmakla mesuldürler. Her kim gönülden koparak iyiliği arttırırsa, kendisine iyilik yapmış olur. Ama oruç tutmanız, fidye vermek ve kazaya bırakmaktan daha hayırlıdır, keşke bunu bilseydiniz. (Bakara-183-184).



   Ayetler gayet açık ve netti. Ramazan ayında oruç tutulmasını emrediyordu. Esasında bu ayette bir şeye vurgu yapılmıştı. Sizden öncekilere farz kılındığı gibi diyor Allah Teala. Bundan da anlıyoruz ki Yahudi ve Hrıstiyanlar’da da oruç farz imiş. Ama bize gelen şekli ise en son şeklidir artık tahrif olmadan ve değişmeden kalacaktır. Gerçi değişmiyor ama değişmeyen sadece günlerin sayısı. İçeriği çok kolay değişiyor, dinin bütün kurallarında olduğu gibi burada da içi boşaltılarak elimizde kalmış. Tıpkı namaz gibi, tıpkı hac gibi, zekat gibi…Hiç bir şey özü gibi kalmadı elimizde. Bazen çok karamsarlığa düşüyorum bu ümmet hiç düzelmez diyorum. İnsanları eğitmek için ne çabalar harcanıyor, ne uğraşlar veriliyor, bir de bakıyoruz ki elde var sıfır. Sonra Allah Resulü geliyor aklıma onun bir çadıra seksen defa girdiği hepsinden de kovulduğu hiç yılmadan devam ettiği, sonunda da Ensar ve Medine ile ödüllendirildiği aklıma geliyor.  



        Oruç tıpkı namaz gibi insanlığın var olmasıyla emredilmiş ve gelen bütün peygamberler bu emirle muhatap olmuşlardır. Aynı zamanda geldikleri kavimlerde bu emirleri uygulamakla mükellef olmuşlardır.



       Burada üstünde durmak istediğim orucun içeriğidir. Oruç sadece yeme içme olayından uzak durmak değildir. Bilakis orucun kelime manası olan uzak durmak her türlü kötü davranış ve ahlaktan kendini geri çekmendir. Aç ve susuz kalınarak tutulan oruç Allah katında makbul ve kabul gören oruç değildir.  Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyuruyor:  “oruç kötülüklere karşı bir kalkandır. Oruç tuttuğunuz gün kötü bir söz söylemekten sakının. Kötü bir işten sakının ve şamata yapmayın”. Burada aklıma oruç oldukları için evde terör estiren anne babalar geliyor. Bir defasında bitişik binamızda oturan bir bayanın aşırı derecede bağırışlarından rahatsız olmuştum durmadan bağırıyor çocuklara tehditler savuruyordu, kendisini görüce sordum. Neden bu kadar agresifleştiğini… Bana dedi ki “oruçluyum”. Ben de kendisine benim de oruçlu olduğumu ama bu kadar gergin olmadığımı söyledim. Bana dedi ki  “ben sigara kullanıyorum o yüzden dayanmakta zorluk çekiyorum”. Tabi bende Allah ıslah etsin halim etsin diye ona dua etmeye başladım. Aslında bu tür insanlar oruç tutmuyorlar, orucu çoluk çocuklarına tutturuyorlar eziyet ederek. Ben diyorum ki oruç tutmadan önce oruca iman edin, sonra oruç tutun, çünkü oruç tutmak aynı zamanda sabrın sınanmasıdır. Ya oruç tutup el alemin dedikodusunu yapanlara ne demeli? Hadislere devam edelim.



  “ Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe tutan için bir kalkandır”. Resülullah orucun bir “kalkan” olduğundan bahsedince,  “onu ne yaralar” diye soran oldu. Bu soruya Allah Resulü şu cevabı verdi. “yalan ve gıybet” ayrıca orucun mahiyetini iyice idrak etmeleri acısından şunları da söylemiştir.  “Kim, yalan sözü ve onunla amel etmeyi terk etmezse, Allah’ın onun yemesini içmesini kesmesine ihtiyacı yoktur”.



  Orucun, Müslümanlarda güzel ahlakı oturması için Allah Resulü şunları da söylemiştir:



       “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları affolunur. Ramazan girdiğinde rahmet (cennet) kapıları açılır cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar zincirlerle bağlanır”. İşte böyle değerli okuyucularım. Eğer oruç bizde güzel ahlakı oturtmuyorsa onu tutmanın hiçbir anlamı yok. Bir ay insan kendini düzende tutarsa bu alışkanlık haline gele bilir ve sonraki ahlak ve yaşantıyı bunun üzerine oturta bilir insan, tabi  ki bunu başarmak istemekten geçer, insan kendindeki eksiklerin farkına varıp düzelmek isterse, oruç buna vesile ve yardımcı olur diyorum ve sizleri daha bilinçli bir oruç tutmaya davet ediyorum. Allah’a emanet olun.



 

 
Emine Güneş
Bu yazı 226 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: