Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



TIRNAK MAKASI
TIRNAK MAKASI
 
Gülşen Hanım üç çocuk annesi henüz 24 yaşında genç bir anneydi. Yedi katlı
bir binanın giriş katında oturuyordu. Evin ne balkonu nede kendine ait bir
bahçesi vardı. Çocukların en büyüğü 6 yaşındaydı. Çocukların oynayacağı
rahat bir yer yoktu. Evin oturma odasının önünde binaya ait bir su deposu
vardı. Betondan yapılmış kocaman bir depo.

    Gülşen Hanım bazen çocuklar deşarj olsunlar diye  su deposunun üzerine
bir kilim yayar, çocukların oyuncaklarını döker oynamalarına izin verirdi.
Komşu çocukları da gelir birlikte oynarlardı. Bu onların çok hoşuna giderdi.
Çünkü dışarı çıkma şansları pek fazla yoktu. Kapının önü yola çıkıyordu. Çok
işlek bir yol değildi. Çünkü bir defasında; oğluna motosiklet çarpmıştı da
Allah'tan çok kötü bir şey olmamıştı. Henüz küçüklerdi kendilerini kontrol
edemiyorlardı. Gülşen Hanım bu yüzden sadece, onları pencereden kontrol
edebileceği su deposunun üzerinde oynamalarına fırsat verirdi.

    Yine bir yaz günü okullar henüz yeni açılmıştı. Gülşen Hanım çocukların
oynaması için deponun üstüne oyuncaklarını dökmüş ve onları arada bir takip
ederken kendi işini de yapmaya çalışıyordu. - çamaşır, bulaşık-

    Okullar açılmış, etraf cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle doluydu. Mavi,
kırmızı önlük giymiş çocuklar; şarkı söyleyerek gidiyorlardı okula.  Tabi
içlerinde gitmek istemeyip de annesinin gücüne karşı gelemeyenler de vardı.

    Böyle bir gündü. Gülşen Hanım'ın büyük kızı Esma bir telaşla eve geldi,
kapıyı hızla çalmaya başladı. Annesi endişe içinde kapıya koştu. Ona göre
kızı tuvalete sıkışmış olmalıydı.

   "Ne oldu kızım?" diye sordu. Esma heyecanlı ve telaşlı bir şekilde;

"Bana ne,  bana ne bende okula gitmek istiyorum bana ne" diye annesini
çekiştirmeye başladı. Annesi:
  "Ama kızım sen daha küçüksün okula gitme vaktin değil" diye kızını teselli
etmeye çalışıyordu. Ama nerde Esma Nuh diyor peygamber demiyor. Annesi;

  " tamam, kızım baban gelsin de ona söyleyelim. Bakalım tamam derse seni
anaokuluna kaydederiz" dedi. Gülşen hanım'ın hiç aklına gelmemişti kızını
anaokuluna kaydetmek. Zaten çok yaygında değildi. Sadece çalışan hanımlar
çocuklarını anaokuluna kaydediyorlardı.

    Neyse akşam olmuş babaları eve gelmişti. Esma evin ilk çocuğu olduğu
için babası onu çok severdi. Babasının yanında yeri bambaşkaydı. İlk göz
ağrısı derler ya.
Esma koşarak babasını karşıladı.

    Heyecanlı bir şekilde; "baba ben okula gitmek istiyorum. Annem babana
söyleyelim olur derse kaydederiz" dedi. "Baba ne olur kabul et."

   Babası neye uğradığını şaşırdı. Bu da nerden çıktı der gibi annesine bir
bakış attı. Annesi de bilmem der gibi kaşlarını kaldırdı.
Neyse çeşitli hengâmelerle Esma'yı okula kaydettiler.

   Bir gün yine Esma eve geldiğinde annesine sorular sormaya başladı. Bunu
hep yapardı. Çok soru sorar bazen annesini bıktırırdı. Ama hiç de
vazgeçmezdi soru sormaktan. Okulda da öğretmenine aynı şeyleri de yaparmış.
Bir defasında annesi onu okuldan almaya gittiğinde öğretmeniyle sohbet etme
imkânı olmuş ve öğretmeni de çok soru sormasından yakınmıştı.

   İşte yine öyle bir gündü; Esma soru soruyor annesi cevaplıyordu.
- Anne?
- Efendim kızım
- Bana bir tırnak makası alsana
- Neden kızım? Bizim tırnak makasımız var.
- Ama anne ben onu öğretmenime vereceğim.
- Neden?
- Çünkü onun tırnak makası yokmuş.
- İyide kızım bunu da nereden çıkardın. Olmaz olur mu? Herkesin evinde bir
tırnak makası bulunur.
- Yok, anne yok işte.
- Nerden biliyorsun kızım?
- Anne
- Efendim kızım
- Öğretmenimiz var ya her gün bizim tırnaklarımıza bakıyor. Uzun olunca da
kızıyor. İçinde mikrop bulunur, kesmeyince içinde ki mikropları yutar hasta
olursunuz deyip kesmemizi söylüyor. Kesmeyenlere de ceza veriyor.
- Eeeee,
- Ben de baktım öğretmenimizin tırnağı çok uzun. Dedim ki.
- Eeeeeeeee, - tabi Gülşen Hanım sonucu merak ederek kızını dinliyor-
- Öğretmenim neden sen tırnaklarını kesmiyorsun? Senin ki de çok uzun.
Onlarda mikrop yok mu?
- Eeeeee, öğretmenin ne dedi?
- Güldü. Sonra da dedi ki "benim tırnak makasım yok ondan kesemiyorum".
- Eeeeeeeee,
- İşte onun için bende tırnak makası alıp öğretmenime vereceğim. Ne olur
anne öğretmenime yazık, onu mikrop kapmasın, hasta olmasın. Bir tırnak
makası al ona götüreyim, tırnaklarını kessin!"

Gülşen Hanım hem güldü hem sevindi hem de düşündü. Güldü çünkü Esma
öğretmenini zor durumda bırakmış, aslında öğretmenini kötü bir şekilde
cezalandırmıştı. Öğretmeni beklide hiç böyle bir şeyle karşılaşmamış,
karşılaşmakta aklına gelmemişti. Hazırlıksız yakalanmıştı.
     Sevinmişti çünkü kızının hassas olduğunu anlamıştı. Bu onu mutlu
etmişti, duyarlı olması güzel bir şeydi.

         Üzülmüş ve düşünmüştü çünkü çocukları eğitmeye çalışan ve ismine
eğitmen dediğimiz bazı insanların yaptığı yanlış nasılda kötü örnek
oluyordu.

        Öğretmen o anda yalan söyleyerek yanlışına kapatmaya çalışmıştı.
Peki ya bunu içinde tutup sormayan sadece takip eden öğrencilerin durumu ne
olacak. İnsan kendi yapmadığı bir şeyi nasıl bir başkasına yaptırmaya
çalışır. Ya da ne kadar etkili olur?

 
Emine Güneş
Bu yazı 125 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: