Tuba Ebrar 35. sayı yazıları.
YİNE BİR RAMAZAN, YENİ BİR RAMAZAN
Hep aynı cümleler kuruluyor, mevsim tam da dua mevsimi olunca; “nerede o eski Ramazanlar?” Öyle ya, nerede sökük çoraplarımız, yamanmasından utanmadığımız urbalar, delik kundurular; iki sedir, bir döşek, bir kandille “eve benzeyen evlerimiz” ve kıt kanaat aş pişirilen, sadelikleri ile mutfaktan gayrısına benzemeyen mutfaklarımız… Yani ki aza kanaat eden yanımız… Nerede? Şimdiye nazaran onca eksikliğine rağmen tabaklarca arttırıp, kuru ekmeğe katık ettiğimizi kuru ekmeğimizle beraber paylaştığımız zamanlar?Hani derdimize, sevincimize ortak diye diye aşındırdığımız kapılar, kucaklaştığımız Cuma sabahları? Öyle ya; bayramı beklemek var mıydı el sıkışmak için? Bir yazısında şöyle diyordu bir arkadaşımız; “artık yemek gönderecek komşu yokken ve o bir tabak da bize kalmışken eksik bir şeyler yok muydu sofralarımızda?” Şimdilerde sofrasını o sofrada en az kendisi kadar hak sahibi olan kardeşine açmayanlardan hangisi, tam doymuş olarak kalkıyor sofradan? Ve kaçı biliyor bu açlığın midesinin zulmünden olmadığını? Aslında özlenen kandil simitleri değil… Ramazan davulcusu da… Mahyalar da değil, ışıklandıran geceleri… Şüphesiz yarınından şüphe içre mütevekkil yaşayanların bayrama dair, kendini bilmezcesine sakladıkları bir coşku da değil… SADECE SEVGİYİ BİLMİŞLİK! Yani öze inmişlik bütün o yalancı tahtlardan… Ayakların ölmeden önce vakur bir şekilde toprağa ermişliği… İnsanın arada maddi perdeler olmaksızın kendine; yani yüreğine ve ruhuna değmişliği… Kendini okuyup, kendini bilmişliği… Sonrası DERİNLİK ve bitmez- tükenmez bir TALEBELİK… Böylelikle maddeye, tedavülden kalkmış demir liralar kadar bile kıymet biçmemek, suyla ıslatılan bir lokma kuru ekmeğin, paylaşıldıkça çoğalacağını bilmekten gelen tokluk… Gürbüz nesil, bileği bükülmez yiğitler, kadınlı- erkekli, çocuğundan yaşlısına kadar bükülmez yürekler… Ramazan, bir iki tabak yemeği ve yıllık gelirin bir kısmını kendine göstermelik ve avuntu olsun diye “başkasına” vermek değil; kendini hesaba çekmek olmalı… Dakikalarımın dahi benden izinsiz paylaşıldığı şu hayatta, ölüme ermeden kendi adıma ne biriktirdim çeyiz sandığımda? Televizyonun, başkalarının evlerine davetsiz misafir olduğu, pencerelerini ve çenesini kapatıp, iç muhasebesini başlatacak suali sormaya cesaret edebilirse insan kendine; Ramazan, beklenen cemreyi düşürüp yüreğine, inşirah doğuracak bir tedirginlik bırakacak o insanda… Korkuyla ümit arasında olmanın tedirginliği… O inşirah doğunca da Ramazan, saniyeleri dahi atlanılmadan yaşanmış çok kazançlı bir mevsim olacak… Bir de yanılsama var hani belimizi kırı, bizi perişan eden cinsten… Önce daha nice Ramazanlara erişeceğimizi farz ederek, helak ola ola hesapsızca harcadığımız kıymetli dakikalar.
Tuba Ebrar 26. sayı yazıları.
STRESLİYİM DİYENİN İMANINDAN ŞÜPHE EDERİM!
Ne kadar vurucu bir cümle değil mi? Hele son aldığı elbisenin altına hangi ayakkabıyı giyeceğinden tutun; misafirine hangi pastaları yapacağına, bu yaz tatil için nereye gideceğine, akşam ne yemek yiyeceğine, daha bir hafta önce aldığı arabanın bir üst modeli çıktığı için çarçabuk eskimesine kadar, kendine bir sürü stres oluşturan günümüz insanı için allak bullak edici, kalpleri burkan bir cümle… Gelen bir e-postanın başlığında yer alan bu cümleyi ben de kendi yazımın başlığı yaptım.
Tuba Ebrar 24. sayı yazıları.
ARZ-I HÂL
Sevgili! Sen denince özlem gelir akla ilkin; Sonra ağıtlar süzülür gül yüzüne hasret gözlerimizden… Islanmak zor gelir ayak basmadığın beldelerdeki kesif yağmurlarda Sevmek zulümdür kalbe, seni bilmeden! Seni bilmeden güzeli bilmek mümkün değildir; Bir yanı eksiktir hayatın, Bir yanı eksiktir insanın; Bir yanımız eksiktir… Adın yalnız gönülle okunur satır başlarında Bismillah’tan sonra seni bilmek gelir Adını okuruz; destansı söylemlerle anlatır bize çağın Oysa Dönüp de geçmişe bakınca seni görmek, vebalidir ömrümüzün Durunca karşısında aynalar söylemeli bize ‘’ sen kimsin?’’ Yaşadıkça ömürlerimiz… Sevgili! Nice gözledik yollarını “kal” diye yalvarmak için; Nice bir ses bekledik, uykularımızdan ateşler içinde uyanmadan az önce.
Tuba Ebrar 21. sayı yazıları.
BAZEN BİR YANLIŞ ÜÇ DOĞRUYU GÖTÜRÜR
Müslüman kelimesinin işaret ettiği ‘’teslim olmak’’fiilinin içini doldurmak için günün her saati; hatta her anı, yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın muhasebesini yapmak zorundayız.
Tuba Ebrar 20. sayı yazıları.
ÖLÜM HAYATI ANIMSATIR İNSANA
Yaşananların iyisiyle- kötüsüyle, sadece “bakış açısı”ndan ibaret olduğunu hesaba katarsak; neyi, nasıl adlandırırsak onun, bizim ve hayatımızın bünyesindeki adı ve anlamı odur.
Tefekkür Dergisi