| ÜÇ DEFA MAĞDURUM BEN! |
| Günümüzün sersefil hale gelen insan hakları söylemleri, artık inandırıcı olmaktan çıkıp, birer iddia olmaya başlamıştır. İçi boş balonlar misali gök kubbeye savruluyorlar! İnsanın kabullenemediği şey şu ki, insan haklarından en çok dem vuranlar, insan haklarına kıyım kıyım kıyanlar oluyor çoğu zaman… Pişkince ve yüzleri kızarmadan bu iddialarını robotça tekrarlayıp duruyorlar. Şöyle diyerek tepkinizi ortaya koyasınız geliyor akabinde. “bre! Boşboğazlar! Ne geveleyip duruyorsunuz? Lafla peynir gemisi yüzdüreceğinize inanıyor musunuz hala safça? Halkı ne sanıyorsunuz siz? Aklını ekmek peynirle yemiş bir acuze mi?”
İşte halkın içinden bağrından çıkan bendeniz… Gözlerimin içine bakıp haklarımı savunduğunuzu, insana değer verdiğinizi hala yüzünüz kızarmadan söyleyebilecek misiniz? Ha söylemişsiniz ne fark eder? Ben halkın bağrından gelen çileli müslüman vatandaş zaten her şeyin farkındayım. Gözümün içine koyacak kadar sivrilmenize gerek yok. İkiyüzlülüğünüze, İnsan haklarını paravan edip saldırdığınızı, mağdur edildiğimi biliyorum, yaşıyorum, acı çekiyorum! Üç defa mağdur ettiniz beni! Varan biiir… Doğar doğmaz canına kastedilesi baş belası bir canlı olarak gördünüz! Değer vermediğiniz gibi, kabullenmediniz de… Atalarınızın yaptığı gibi yapamadınız belki… Diri diri gömemediniz, ama emin olun fırsat elinize geçse, şu medeniyet çağının zirvesinde de, kalan tek dişinizle bu yüz kızartıcı suçu yine işleyebileceğinizi biliyorum. Örnekleri ortada… Artık kız- erkek ayırmadan kürtaj denen cinayet aletiyle nice masum yavruyu diri diri parçalamıyor musunuz? Neymiş nüfusum artmasın diye! Şimdilerde ise hâkim emperyaller hâkimiyetlerini kaybetmesin ve toplum yenilenmesin diye nüfusun katletmesi söz konusu… Hangisi hangisinden kötü? Al birini vur ötekine… Kimi zaman kadın insan mı değil mi diye tartışmalara girdiniz benim uhdemin dışında. Bana rağmen benim hakkımda hükümler koyup uyguladınız. Toplumu kucağımda yetiştirdiğim halde beni toplum hayatından dışladınız. Tarihe cadılar avı diye geçen zulümleriniz de geçti! Sırf kadın olduğum için uygulandı bu aforizma… Coğrafyam da değil belki ama dünyanın birçok yerinde bu yüz yıllarca sürdürülen bir zulümdü. Sonra ne hikmetse zulmünüzün (şükürler olsun) sonunu getirip günah çıkartmak ister gibi cadılar avını, cadılar bayramına çevirdiniz! Sizden medeniyet kopyalayanlar benim coğrafyamda çuvalladılar bu konuda. Ama farklı bir şekilde mirasçılarını takip ettiler. Ne mi yaptılar? Âlemlere rahmet ve adalet olan dinimin emirlerini yaşanılacak durumdan çıkardılar! Öyle duyarsızlaştırdılar ki halkı, dini için savaşamayacak raddeye getirdiler! Sonra zulüm tekrar katmerleşti. Kız çocuklarını diri, diri gömen bir medeniyetten adalet sunan erler çıkaranlar, kadınlarını mirastan men edecek duruma geldiler! Korkunç bir inhiraf aldı başını gitti. Dinimin hayat bahşeden emirleri toplumda yaşanılır durumdan çıkarıldığı için bizzat dindar geçinenler cahiliyye devrini nüksettirdiler! Bir taşla iki kuş! Hem dinim yara alıyor ve dinden uzaklaşılıyor, hem zulümlerinden hâkimiyet devşirenler kafa konforlarını bozmadan on yıllarca yıl hükümferma ettiler bu sayede… Bu günlerde ise töre cinayetlerini dinden kaynaklanıyormuş gibi gösterip aleyhte imiş gibi yapıyorlar ama en çok da bu durumdan onlar nemalanıyorlar! Nasılsa din alıyor ya yarayı olsundu. Günah keçisi, dindi onların nazarında… Kendi günahlarına kamufle ettikleri… Şimdilerde kan ağlayan coğrafyamda Avrupalı mirasçılarını medeniyet asrında tekrar taklit etmeye başladılar kimi kendini bilmez zevat! Bir zamanların cadı avı, başörtülü avukat avına dönüştü! Zaten üniversite kapılarından başörtülüleri sürmek yıllardır yapageldikleri, antrenmanlı oldukları gündelik bir aktiviteydi onlar için. Şimdilerde hepten çığırından çıktılar! “Olamaz!” diye hezeyanlarda bulunuyorlar. “Nasıl olur da bize rağmen okuyabilir, meslek sahibi olabilir, mesleğini icra edebilir? Biz izin vermedik ki… Bu ne cesaret!” Köle izaura mı bu halk, söylemiyorlar belki ama köle misali bir halk istemekte bir sakınca görmüyorlar! Onlara göre en iyi halk, köleleşmiş hakkını arayamayan, sinik, üstelik bu aşağılık hallerinden de memnun olan bir halktı. Ha bir de benim cinsimden bir takım kadın hakları şakşakçıları türedi şu son yüzyılımızda… Kadın oldukları ve kadın haklarını savunur göründükleri halde en çok bu kesim beni görmezden geldi! Çoğunluğu ateist- sosyalist, feminist bilmem ne ideoloji mensubuydular. Ve ben gibiler bu ideolojilerle var değillerse, hakları da yok hükmündeydi onlara göre… Tarihin köhnemiş adetleri bir başka şekilde tezahür ediyordu onların şahsında. “Kadınları ezdirtmeyiz!” sloganları eşliğinde basbayağı ezdiler de… Ama haklarını yemeyelim oldukça büyük bir kuru gürültü çıkardıklarını kabul etmek lazım, kimin lehine kimin aleyhine olduğunu tam da bilemedikleri… Bu kesime mensup olanların dillerinde özgürlük namına bir tek cinsel özgürlük kalmış gibi görünüyor. Kadın evden, çocuktan, aileden koparıldıkça özgürleşecekti! Sanayi devriminin çarklarına ne kadar dolanırsa o kadar özgür ve serbest olacaktı. Kendisini bağlayan bağları, zincirleri kırmadıkça özgürlük hayaldi güya! Başörtülü olup onlardan daha özgür olabilecek kadınları düşünmek bile istemiyorlar. Dini değerleri, kadının hep aleyhinde görmeleri, onları saptırtan zaafları oldu. Hâlbuki en basitinden kadının anne olma istidat, istek ve ihtiyacını görebilselerdi belki bu denli kendilerini boş çıkacak bir akıma kaptırmayacaklardı. Şimdi bu nakıs akımın temsilcileri, çocuktan arındırılmış bir yaşam hayali ile erkeklerin çocuk doğuracağı günleri bekliyor umutla! Feministlerin başarıları gerçekten kadını özgürleştirmelerinden değil, tüm noksanlıklarına rağmen büyük kesim kadını nasıl olduysa ikna etmelerindeydi. Toplumun da kadının da zayıf noktalarını iyi yakalamışlardı. Çünkü tarih boyunca tüm toplumlarda kadına karşı negatif bir ayrımcılık hep olmuştu. Bu ayrımcılığa karşı durabilecek en ufak bir kıpırdanış bile kadınların dikkatini çekmeye yeterdi. Velev ki uygulamada hiç bir yetkinlik göstermeseler de… Sadece Asr-ı saadeti bunun dışında tutuyorum tabii… Varan ikiii… Yetim kalmış coğrafyamın her yerinde sadece kavmiyetçilik yüzünden sayısız insan katledildi! Kürttüm, mahrum bırakılmıştım. Eğitimsizdim. Bütün bunları kader olarak bana yükleyenler sonra dönüp beni aşağılık cahiller diyerek küçümsediler! Dilimi, kültürümü, adetlerimi yok saydılar. Adımı bile karda yürürken çıkarılan seslere indirgediler! Irkçı şövenistlere göre, Kürtlerin özgün dili olamazdı, dilimi yasakladılar, kültürü olamazdı kültürümü yok saydılar. Yüzyıllardır aynı topraklar üzerinde kardeşçe yaşadığımız halde, tarihin kırılma gösterdiği meşum geçişte zihniyet değişikliğinden dolayı artık kardeşçe bakmıyordu kimse bana… Okullarında bile dilimi unutturacak, asimile edecek politikalar uyguladılar. Neymiş, Kürt halkı diye bir halk yokmuş! Siz de inandınız mı gerçekten bu kuyruklu yalana? Yazık inanana ve inandırılana… Ama beni yine asimile edemediniz. Vardım ve görünüyordum her yerde… Sizin dilinizi en iyi derecede anlıyor, okuyor ve yazıyordum ama kendi dilimi de unutmuyordum! Parlak zekâma şaşırıyordunuz. Bundan dolayı da hınçla bileyleniyordunuz bana… Nasıl oluyor da bu ağır sindirmeye dönük travmalı eğitim süresinde hem yabancı bir dil öğreniyordum, hem de okuma, yazma, anlama ve anlamlandırmayı başarıyordum, hayret ediyordunuz! Şeytanın çığırından yürüyordunuz. Dini bilgilerinin ne denli kıt olduğunu bilsem de Şeytanın ilk kavmiyetçiliği, üstün olma fikrini ortaya çıkardığını ve kibirlendiğini, genetik olarak biliyorlarmış! Kavmiyet kibirliliği olan ırkçılığı coğrafyamın başına bela ettiler bunca yıldır. Aralarındaki dinozorlar olmasa artık bu hatalarından vazgeçecek gibi görünüyorlar amma velâkin, hala çok yol kat etmeleri gerekmektedir. Biraz da Avrupa denen, sihirli değneği elinde bulunduran kıta sakinlerinin hışmından dolayı yumuşar gibi görünüyorlar. Ama yüreklerine içirilmiş seçkin kavim düşüncesinden hiç taviz vermeye yanaşmıyorlar. Hala kimilerinin kanının daha kırmızı aktığını sanıyorlar. Hâlbuki kimsenin kimseye hele de seçme hakkının olmadığı özelliklerinden dolayı üstünlük taslamaya hakkı olmadığını anlayamıyorlar! Yazık! İnsanlığın tüm kazanımlarını ellerinin tersiyle itiyorlar ve fakat yanlıştan dönmüyorlar. Bunun ilelebet sürmeyeceğini de bildikleri halde, tüm çırpınışlarının sonu geciktirmek olduğunu biliyorum. Hala zorlarına gidiyor. Kendi dilimle öğretim yapmayı içlerine sindiremiyorlar. İzin verdikleriyle yetinmemi bekliyorlar ancak bu beklentinin fizik yasalarına da ters olduğunu, yürümeyeceğini biliyorlar. Artık nereden koparsa… Varan üççç… Yetmedi, zulümlerine zulüm katmak onların şiarları, vazgeçemedikleri özellikleri olmuş ne çare! Şimdilerde acımasızca üçüncü kez mağdur ediyorlar beni… Çünkü ben başörtülü Müslüman bir Kürt kadınıyım… Cahil değilim, okuyorum, araştırıyorum, eğitim haklarım için var gücünle mücadele ediyorum. Sadece eğitim hakkı için mi? Hayır, tüm insanların Rableri katından bahşedilmiş haklarının kazanılması için mücadelem… Tüm kimliklerimle var olabilme hakkımı sonuna kadar korumak yolunda onurlu, adil, merhamet esaslı insancıl bir mücadele vermekten geri durmuyorum. Başörtümle her defasında can acıtan yasaklarına toslasam da mücadelemin bitmeyeceğini ben de biliyorum onlar da biliyorlar! İnancım, esen her rüzgârla terk edilecek inançlardan değildir! Belki kırabilir ama eğemezler başımı… Ben dindar ama gelenekçi olmayan bir kadınım… Geleneksel kalıplar beni bendimi aşmaktan alıkoyamıyor! İlahi çağrının alındığı çağdaki hemcinslerim, müminlerin anneleri olan mümine hanımlar, mesajı nasıl algıladıysa, ben de öyle algılıyor ve kabul ediyorum. İman ediyorum! Hayatın her safhasındayım. Görünüyorum ama ısrarla görünmez olmamı istiyorlar. Kamusal alan dayatmasıyla görünürlülüğümü ve dolayısıyla etkinliğimi ortadan kaldıracaklarını sanıyorlar! Heyhat! Başınızı hangi taşa vursanız, fis kayadan mı (Diyarbakır’da intihar etmeyi düşünenlerin ilk gittikleri mekân) atlasanız! Çare yok! Derin gaflet zamanı bitmiştir. Şimdi topyekûn kardelenlerin karın altından boy vermesi misali dirilme zamanıdır! Şimdi cihanşümul İslam’ın fetih marşı çalınmaktadır! İnsanlar bölük bölük İslam’a girmektedir. Oyunla, futbolla, modayla, eğlence kültürüyle bir türlü uyutamadıkları bir nesil oluştu! Yardan serden geçen bir nesil! Destanlar yazılacaktır yine. Tarih tekerrür eder ya… Saadet asrına çeyrek kaldı. Bu muazzam gidişatta mümine hanımların emeği, teri, ödediği bedelleri, acılarla yoğrulmuş yürek yangınlarının hiç mi etkisi yoktur sanırsınız? Nicedir hasretiz belki adalete… Ancak umutsuz değiliz! Duyarsız? Hiç mi hiç! Darbelere ve darbe çığırtkanlarına pabuç bırakılacak dönem kapanmıştır! İnsanlık yeni bir başlangıcın arifesinde adeta nefesini tutmuş bekliyor! Özlemle, adalete susamış mecnunlar gibi olsak da yolumuz kesintisiz olarak sürmektedir. Müslüman kadınım evet… Ama güçsüz değilim. Sindirilmiş hiç değil. Hayat benim de kabul ettiğim ilkelerle devam etmekte, ilahi son olan kıyamet tecelli edinceye kadar... Yüreğim tüm dünyaya ilahi nefhayı sunacak genişlikte, neşve içinde! Bedeller ödedim ama hiç gocunmadım! Birilerinin bedel ödemeyi göze alması gerekiyordu çünkü… Mesleğimden oldum, ailemden dışlandım. Kadınlığımdan utanacak kadar başı eğik gezmemi isteyen, geleneğe dayanan insafsız saldırılara maruz kalmış olsam da Rabbimin ilahi yardımının yanımda olduğunu hissetmekteyim… Varım ve buradayım… Başı dik alnı açık… Tüm yoksunluklarıma rağmen var olmak ve dayanmak her şeye rağmen, muazzam bir bilinç inşa ediyor bende ve ben gibilerde! İzinden gitmekte olduğumuz kutlu önderin sevgi halesi sarsın bizi yeter! Önce kadın olarak doğduğum için, sonra seçme imkânımın olmadığı bir konuda, Kürt kavminden olduğum için, sonra da kendi özgür seçimim olan İslamiyeti seçip Müslüman olduğum için mağdur edildim. Hiçbir hakkım güvence altında değil. Dünya, bir açık hava zindanına çevrilmiş adeta… Nefes almakta bile zorlandığım oluyor çoğu zaman… Fazla söze hacet yok! Üç defa mağdurum ben… |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 660 kez okundu. |
| Yorumlar |
| SEMANIN AYŞEGÜLÜ Yazdı: Gerçekten yazınız beni çok duygulandırdı hüzünlendirdi. Konuları romansı adeta bir dizi flimin dizilendirilmesi gibi yazmanız konuyu çok renklendirip akıcı hale getirmiş sizin dilinizden bir ugur böcegini bile çok sevdik zannettik arıdır bal vermissiniz bal satmışsınız şifalanmamak mümkün degil başarılar.... |
| Yorumlar |
| A.Coşkun Atan Yazdı: Şükran hanım sizi sembol gazetesinden ve tefekkür dergisinden uzun bir müdettir izliyorum gerçekten daha iyi yerlerde degerlendirilmeniz edebiyat tarihi açısından önemli olacagını düşünüyorum işallah iyi teklifler gelir başarılar... |
| Yorumlar |
| Sema'nın Ablası ! Yazdı: Bilirmisin bütün güller üç kere taçlanır üç kere taçlanmışsın sen goncayken bilgilenmiş açmışken ünlenmiş dökülürken kokulanmış amberlenmiş saçılmış adını H.z Muhammedin(s.a.v) gülleri konmuş üç kere taçlanmışsın sen azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz sabreden derviş muradına ermiş daha iyi yerlerde degerlendirilmen gayesiyle hüzünlerinin sona ermesi istek ve gayelerinin sonuçlandırılması niyetiyle başarılar diliyorum... |
Tefekkür Dergisi