| ULUSLAŞAN MÜSLÜMANLAR ÜMMETLEŞEN AVRUPA |
"Şimdiye kadar savaş Müslümanlarla diğerleri arasında idi; bundan sonra ise savaş, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır." Siyonist lider Henry Kissenger Bu sözler Müslümanların “birlik olma düşüncesinin” tehlikesini fark eden batıl güçlerin, ümmet üzerindeki oyunlarında vardıkları sonucu ifade eden sözlerdir. O yüzdendir ki çabaları, Müslümanlar arasındaki çözülmeleri kolaylaştırmaktı. Ve öyle de yaptılar.Bizi ulus-ırk asabiyetiyle, bir değil “birçok ümmet” etmeye çalıştılar .Birçok ümmete bölünebilmemiz için, birbirimize düşman olmamız gerekiyordu. Olduk da sayılır. Bir tarafta bombalanan Müslüman topluluklara ses çıkaramayışımız da bu oyunun parçasının bir sonucu olsa gerek. Batı ile doğu arasında gel-gitlerimiz de düşüncelerimizin ne kadar grileştiğini, bulanıklaştığını göstermiyor mu? Oysa Rabbimiz bizi bu tehlikelere karşı hep uyarıyor. Kuran’da Allah, müminleri “Ümmetin birliği” konusunda değişik vesilelerle, farklı yerlerde bakın şöyle uyarmaktadır. “Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal-46) “Kafirler birbirlerinin destekçisi ve yardımcısıdırlar. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize destek olmaz ve yardım etmezseniz) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir karışıklık (fesat) olur.” (Enfal-73) “Hep birlikte Allah'ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” (Al-i İmran/103) Müminlerin vahdetini bu kadar önemseyen ilahi vahiy, bu vahdeti hiç şüphesiz hem Müslüman ümmetin selameti, hem de insanlığın iyilik ve selameti için dilemektedir.Zira İslam’ın Tevhid ve adalete dayalı yönetim anlayışı yeryüzünde fitneyi(baskı ve zorbalığı) ve fesadı(karışıklığı) kaldırıp, insanlığa baskısız huzurlu bir hayatı sunmaktır. Ancak İslam ümmeti, içeriden Kur’ani yaşam tarzından gitgide uzaklaşmasıyla, ve dışarıdan 19. yüzyılda yaygınlaşan ve batıdan ümmetin üzerine bulaşan ulusçuluk asabiyetinin de etkisiyle, tamamen bölünmüşlük girdabına girdi. Kimi Türkçülük, kimi Arapçılık, kimi de Farsçılık asabiyetiyle kendinde ayrıcalık ve üstünlük vehmetti. Hatta batılılar tarafından Araplar için tek Araplık yeterli görülmedi. Araplar da kendi aralarında tefrika edildi, her Arap boyu ve kabilesine birer devletçik kurduruldu. Suriye, Kuveyt, Irak,Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri vb gibi..Ve batılılarla Siyonist liderler bu parçalanmışlığı büyük ölçüde başararak, İslam topraklarına kolaylıkla hükmetmeyi ve sömürmeyi başardılar. Büyük sömürgeci güçler, ümmeti parçalama planlarını hayata geçirebilmek için oyunlarını ustaca oynadılar. Bizi önce bir beşiğe koydular. Elimize birkaç sevimli dünyalık oyuncak tutuşturup avuttular. Derin bir uykuya dalmamız için yıllarca salladılar. Biz onlara minnettar kaldık, çünkü gece gündüz beşiğimizi sallamış ve yorulmuşlardı. Hatta yorgunluklarını umursamadan sallamaya devam ettiler. Tabii biz derin uykudayken olan olmuştu zaten. Biz uyutulurken, beşiğinin sallanmasını istemeyen bazı Müslüman topluluklarda kan gövdeyi götürmüş meğer. Zihin olarak bozulma tehlikesi yaşayan ve uykudan yeni uyanmanın verdiği mahmurlukla üzerinden uyuşukluğunu atamayan çoğu topluluklar, farklı coğrafyalardaki Müslüman halkların kanlı mücadelesini izlemeye hala devam ediyorlar. Bunun en belirgin örneğini bizler bu ülke topraklarında görüyoruz zaten. Kürt- Türk düşmanlığının sinsice aramıza yerleştirilmeye çalışılması, İslam’ın asla kabul edemeyeceği milliyetçilik fikrinin aşılanmaya çalışılması, fitne ve ayrılık tohumlarının bu topraklarda ekilmesi ümmetin birliğine zarar vermekten başka ne olabilir ki? Ülkemizde uygulamalı olarak hayata geçirilmeye çalışılan bu program hemen hemen tüm dünya Müslümanlarının yaşadığı topraklarda uygulanmaya konulmuştur. Çoğunluğunu Müslümanların oluştuğu yerlerde etnik gruplar, mezhepler, ırklar, kabileler, cemaatler hep oluşturulan bu çatışma alanlarına sürüklenmişlerdir. Bu arada Sömürgecilerin (ümmeti parçalama çalışmalarını sürdürürken) güçlü olması gerekiyordu. Kendilerinin bölünmüşlüklerini fark edip bir araya gelmeye çalışmaları, Avrupa Birleşik Devletlerinin “Avrupa Birliği” adı altında oluşturulması, deyim yerindeyse “hristiyan ümmet” olmaya çalışmaları da bundan olsa gerek. Öyle ki sınırlarını kaldırmaları, ortak anayasa, ortak ordu oluşturmaları ve hatta para birimlerini bile ortak bir isimle kodlayarak EURO’laştırmaları, ve bu türden faaliyetleri, Avrupalıların ümmetleşme çabalarını gösteriyor. İşte gerçekler böylesine acı olabiliyor. Bir yanda gerçek gücün, kurtuluşun ve birliğin anahtarının “ümmetleşme” olduğunu fark eden batılı bir zihniyet ve diğer yanda ümmet olması gereken, ama bir türlü ümmetleşemeyen Müslüman ülkeler. Biz ümmet olamadık, ama Avrupa bunu biz uyurken başarmış görünüyor. Elbette bu başarının arkasında ihanetler, zulümler, gözyaşları ve yıllardır akıtılan Müslümanların kanları var. Örümcek ağları çabuk bozulur. O yüzden Rabbim onların oyunlarını boşa çıkarmaya hazır. Ama Rabbim bizleri bekliyor. O, dilerse bu zalimlerin kurdukları düzenleri alaşağı edebilir. Ama O, bizim elimizle gerçekleştirmek istiyor. Ve belki de uykudan uyanmaya çalışan parçalanmış ümmetin üzerindeki mahmurluğu atmasını ve ayağa kalkmasını bekliyor. Peygamberimizin mücadelesi de bu doğrultuda değil miydi? Belki de kaygısı bu yüzdendi. O yüzdendi, ağzından dökülen son sözcüklerin manidar oluşu. “Ümmetim, ümmetim…” diyerek dünyadan ayrılışı…Yoksa bu sözcükler de mi bizi uyandırmaya yetmiyor? Bu nasıl bir uykudur Allah aşkına?
|
| Nurcan Haydaranlı |
| Bu yazı 49 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi