| ÜMMETİN ÖLDÜRÜLÜŞÜNÜ SEYRETMEK HANGİMİZE YAKIŞIR? |
İnsan, tarihin her sayfasında hakikate, adalete, izzete muhtaçtır. Ve yaratılış fıtratını korumak isteyen her insan, bunun mücadelesini yapar, yapmaya da devam edecektir. Nitekim yine tarihin her döneminde fıtratından uzaklaşanlar bu mücadeleye muhalefet edecektir. Öncelikle, insanın yaratılış amacı olan Allah’a kulluğu unutup, kendilerine yeni amaçlar edineceklerdir. Bunlar para, mevki, çocuk, ırk, mal, kadın, şöhret vs. her şey olabilir. Oysaki her insan halife idi. Tüm dünya temaşalarına rağmen Allah’ı unutmayacak, O’na kulluğu ve itaati en öncelikli seçenek olarak görecekti. İşte Resul’ün terbiyesinden daha kokular eserken, daha ashabın bir kısmı hayattayken fitne ve fesat ortalığı kasıp kavuruyor. Neden mi? İnsan olması gereken baki hedefi bertaraf edip, kendi nefsini hedeflerse, nefsinden beslenen hırs, riya, zülüm, şehvet, kin, asabiyet ve daha nice münkir, fahiş ve bağy olan duygu ve düşünceler açığa çıkmaya başlar. O tarihin en çirkin aktörleri olan Yezid, İbni Ziyad, Ömer ibni Sad ve yoldaşları yine tarihin en çirkin yüzkarası olup çıkıyorlar. Bir insan, birisine saldırdığı zaman gerçekte, o insana saldırmıyordur. Aslında onun şahsında o amaca saldırıyordur. Hz. Hüseyin, Allah ve Resulü tarafından onaylanmış, cennet gençleri olarak bildirilen birisidir. Cennet gençleri olarak onaylanan bir insanın ne yanlış düşünce ve davranışı olabilir? Elbette olamaz. O halde Hz. Hüseyin’e saldırı gerçekte şahsını yok etmek değildir. Gerçekte sebep, o neyi temsil ediyor, neyi savunuyor, hangi çizgide yürüyor, hangi hedefe tutunmuşsa ona saldırılıyor. Hepimiz biliyoruz ki orada yapılan katliamın sebebi, şahsi bir mesele olarak ne para, ne mal, ne namus değildi. Asıl mesele şöyledir ki; Yezid neyi temsil ediyordu, nasıl bir yaşam tarzı kurmuştu, neyi hedefliyordu. Hz. Hüseyin nasıl bir yaşam tarzını yaşıyordu, hangi çizgide ilerliyordu, neyi temsil ediyordu. Bunu iyice kavramak gerekir. Yezid’in dünyası ve Hz. Hüseyin’in dünyası... Bunları tek tek bilmek lazımdır. Her insaf ehli bilir ki Yezid ve adamları, Hz. Hüseyin ve yoldaşları yanında hiçbir şey ifade etmezler. Çünkü Yezid ve yardakçıları o kadar çok küçülmüşlerdir ki her türlü zillet havuzu onların dünyasında vardır. Zaten pervasızca o havuzlarda yüzmek için bu katliam yapıldı. İşte Hz. Hüseyin bu zillet âlemine baş kaldırmış, olması gereken kulluk duruşunu, Risalet zincirini göstermiştir. Bu da bize şunu öğretiyor ki; İmanını savunan her inanan, bu direnişi yapmak zorundadır. Bir Müslüman zillete karşı durabilmeyi başaramadıkça asla imanını koruyamaz. Küfüre ve alçaklığa “hayır” demeyi bilmelidir her inanan... Hayır! Hayır! Hayır her türlü günaha, münkere, harama, zillete, ahlaksızlığa,ilkesizliğe, zulme.... İşte Hz. Hüseyin iyiliği emretmeyi, kötülüğü nehy etmeyi tebliğ etti. Sözle, eliyle ve her şekilde... Ama insanlar görmek istemediler, oyalandılar, yalanladılar, korktular, günahlarda ısrar ettiler... Fakat Hz. Hüseyin duruşundan vazgeçmedi. Çünkü ümmetin başına geçen zillet ise, artık İslam ümmetine veda etmek demekti. Gözünün önünde eriyen, yok olan ve ölen İslam ümmeti idi. Kur’an ellerinin altında, ama Allah’tan uzak. Peygamber nefesi aralarında, ama onun izinden uzak. Allah ve Resulüne nasıl hesap verecekti. Gelecek nesillere nasıl cevap verecekti! O, Hüseyin’dir. O Resul’ün kucağında büyümüştür. Vahyin sesi onun kulağına hep üflenmiştir. O Resul’ün dizinde, Fatma’nın kucağında, Âli’nin yanında büyümüştür. O susar mı? O göz yumar mı? O kayıplar için hedef ve yolundan vazgeçer mi? O muvahhid’tir. Tek kimlik taşır. O mü’mindir. Yezid ve dostları gibi insanlar hedef, yol, yöntem bilmezler. Çok kişilik taşırlar. Nefisleri için hem Müslüman kimliğine, hem münafıklığa, hem müşrikliğe, hem zalimliğe gayet rahat girebilirler. İşte İslam ümmetinin ihyası için, bekâsı için kıyam şarttır. Bu yüzden planlı ve kararlı olarak yola koyulur. Asla zulüme boyun eğmek yoktur. Biat yalnızca Allah’a, Resulü’ne ve onlara tabii olanlara yapılabilir. Bunun dışında seçenek kabul edilemez. Bu yüzden, ümmetin öldürülüşüne göz yummamak adına, Hz. Hüseyin harekete geçer. Yolda Ömer bin Sad ile karşılaştıklarında aralarındaki konuşmada şunlara tanık oluyoruz: Hz. Hüseyin: “Ya Ömer, seninle beraber dedem Resulullah’ın dizinde oturmaz mıydık?”, “Evet” der Ömer. “Benim ve abim Hasan için cennet gençlerindendir. Dediğini duymadın mı?”, “Duydum” der, Ömer. “Peki niçin? Ben zina etmedim, ben adam öldürmedim, ben mürted olmadım. Niçin beni öldürmeyi göze alırsınız?”. Ömer susar. Ama yine de gerçekleri bile bile zilletine devam eder, Şam Valiliği için. Evet, Ömer Şam Valiliğini ve dolayısıyla Cehennem yurdunu tercih eder. Kûfe halkı, Şam ordusu ve saltanat yardakçıları. Korku ve menfaat çerçevesinde tercihlerini Allah ve Resulü’ne muhalefet etme pahasına Hz. Hüseyin’in aleyhine çevirirler. Hatta haberleri getiren elçiler Kûfe halkı için şöyle bir cümle geçer tarihin sayfalarında: “Ya Hüseyin! Gönülleri seninledir. Ama kılıçları da sana karşıdır.” İşte bu çizgi günümüze kadar devam eder. İslama kendilerini atfedenler, İslam’ın aleyhine çalışmalarda birebir yarışırlar. Korku ve menfaat karşılığında Allah’ın ayetlerini, Resul’un izini çok kolay bir şekilde satarlar. Tüm değerler ve yaratılış amacı ayaklar altında kalır. Zillet her boyuttan insanları kuşatır. İnsan hakları ve onuru yerde gezmektedir. Tüm bunlar Hz. Hüseyin’in kıyamını anlamamaktan ve takip etmemekten kaynaklanmaktadır. Yine o günlere gittiğimizde Hür’ü görürüz. Nefsi ile iç dünyasında çok geliş-gidişler olur. Çünkü gerçeğin savunucusu olmak bedel istiyordu. Dünyadan vazgeçmek gerekirdi. Korku ve kaygıları yenmek gerekirdi. Sonunda tüm cesaretini toplayarak gerçeğin yandaşı olmaya karar verir. Ve imtihanını başarıyla sonuçlandırır. Tarihe Hz. Hüseyin’in yareni olarak geçer. Evet, ne zaman Hür gibi hürleşeceğiz? Ve ne zaman O’nun gibi kimliğimizi hatırlayıp, cesaret ve özgüvenimize kuşanıp, Allah’a yöneleceğiz? Resul’ün izini takip eden kervana katılacağız? Hür olmak için neyi bekliyoruz? Unutmamak lazım ki o zalimler Hz. Hüseyin’in şahsında İslam’a, İslam’ı ayakta tutan tüm değerlere saldırmışlardır. Şimdi sen, kimlerin tarafında durmaktasın? Hayatın neyin şahidi? Yezidler silsilesi devam ediyor... Korku ve menfaat uğruna kimliğinden, imanından ve yolundan vaz mı geçeceksin? Ya da Hz. Hüseyin gibi tüm fitne ve yanlışlıklara karşı direnecek misin? Onları zulüm, dünya sevgisi, hırs, riya, şehvet, asabiyet, ilkesizlik, ahlaksızlık, nefis bitirdi. Yerin dibine batırdı. Esfeli safiline düşürdü. Hep lanetle anıldılar... Hz. Hüseyin ise, Allah ve Resulü’ne biat, takva, güzel ahlak, adalet, cesaret, doğruluk, sadakat ve izzetin temsili... Ve O insanlığın önüne imam. Hani Allah’ımız, Resul Hz. İbrahim’e diyordu ya “Seni insanlara imam edeceğim.” O da “zürriyetimden de”. İşte, O’nun zürriyetinden bir şahit; Hz. Hüseyin. O’nun modelleri ateşe meydan okur. Allah adına tüm bedelleri göze alır. Her türlü imtihandan alnının akıyla çıkar. İşte Hz. Hüseyin, takip ettiği bu silsileye bir halka oldu. Hz. İbrahim’in zürriyetinden bir imam olarak önümüzde durmaktadır. Ne büyük bir şereftir ki O’nun arkasında durmaktayız. Hz. Hüseyin Resulullah Hz. Muhammed’in Risaletini devam ettirmek için aynen babası Hz. Ali, abisi Hz. Hasan gibi direndi. İşte bizler, bu günleri bir anma programı olarak değil, bir şuurlanma ve olgunlaşma süreci olarak görmeliyiz. Bizler de bu terbiyelerden geçmeliyiz. Takva ve izzet elbisesini giyip, Allah ve Resulünün taraftarı olarak, tüm fitne ve yanlışlıklara karşı direnmeliyiz. Onayımızı Allah ve Resulü adına vermeli, tepki ve muhalefetimizi Allah ve Resulüne karşı duranlara göstermeliyiz. Biatımızı kime, kimlere, nelere yapıyoruz? Bunun farkında olmalıyız. Elinde Kuran, yüreğinde iman, elbisesinde takva olmayana asla el vermemeliyiz. Eğer bu yanlışlığa düşersen unutma, Hz. Hüseyin’den uzak bir yere düşersin. Her bedel bunu hatırlatmak için değil miydi? Hz. Hüseyin şöyle haykırmıştı: “Biz zillete boyun eğmeyiz.” Şimdi bizler, Hz. Hüseyin taraftarı olarak “Zillete boyun eğecek miyiz?” Eğmeyeceksek, elimizi kime verdiğimizi, neyi yol edindiğimizi bilmeliyiz. Hem kendi öldürülüşümüzü, hem de ümmetin öldürülüşünü seyretmemek için... Ve demeliyiz : “ Ümmetin öldürülüşünü seyretmek bize yakışmaz.” |
| Zeynep Işık |
| Bu yazı 65 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi