Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



VAHYİN IŞIĞINDA
VAHYİN IŞIĞINDA
 




Hamd, çocuk edinmeyen, hâkimiyette ortağı olmayan, acizlikten dolayı bir yardımcıya ihtiyacı olmayan Allah’a mahsustur. Salât ve selam biricik peygamberimiz, Muhammed Mustafa’ya, pak ve münevver ailesine, tüm peygamberlere ve tüm peygamberlerin yolundan gitme çaba ve kaygısı taşıyanlara olsun



İnsanlara hidayet rehberi geldiği zaman onların iman etmelerine hep: “Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?” sözleri mani olmuştur.”



“Resulüm onlara deki: “eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten peygamber olarak melek gönderirdik.” (İsra - 94/95)



Muhterem kardeşlerim Genç Tefekkür dergisi olarak ikinci defa kutlu doğum haftasını beraberce kutlamanın sevinci içerisindeyiz. Allah şükrümüzü ifa edebilmeyi nasip etsin.



Değerli Genç Tefekkür dostları, mademki peygamberin doğumu bu ay içinde gerçekleşmiş, o halde bu ayki konu da peygamber olmalı…



Bir atasözümüz vardır; “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” diye. Çok güzel ve akıcı bir dille, yaşanan realiteyi dile getirmiş bu atasözümüz. İnsanların objektif olup olmamasıyla alakalıdır bu anlama işi. İnsanlar ya gerçeğin arayıcısıdır ya da inandığı düşünce sistemini ayakta tutacak arayışlar içerisindedir. Yalnızca yaşayıp inandıkları realiteyi doğru görenler elmanın içindeki kurtçuk misali inandıkları sistemi elmadan ibaret görürler. O elmanın dışına bakmayı bilmezler. Hâlbuki başlarını elmanın dışına uzatıp ta bakmayı bir deneselerdi o elmanın dışındaki elma ağacının, bunun da ötesinde bir dünyanın ve evrenin olduğunu göreceklerdi.



Kendilerini o elmanın dışına çekebilecek ellere her defasında, “elma bilgeliğiyle” vuracaklardır. Tam bir elma bilgeliği taslayacaklardır bütün âleme. Zira elmanın dışındaki tüm doğrular elma âlemi bilgelerine göre yanlıştır ya da yanlış olması gerekmektedir. Bu, elma âlemi bilginlerince ispatlanmalıdır.



“İnsanlara hidayet rehberi geldiği zaman onların iman etmelerine hep: “Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?” sözleri mani olmuştur”.



Arapça köken ibaretiyle “he-da” doğru yol gösterme, yol gösterme, inanç ve hediye anlamı taşımaktadır. Aslında doğru yol (Sırat-ı Müstakim)’a erişme de bir hediyedir. O Allah ki, insanları karanlıklardan, bataklıklardan, adaletsizliklerden, zulümden kısacası esfel-i safilin olmaktan kurtarıp ışığa, nura, düzlüklere, dengeye, adalete, ahseni takvim’e, sıratı müstakim’e ulaştırmak için; hep kendileri gibi yiyip-içen, çarşı-pazar dolaşan (ekmeği peşinde), evlenen-çoğalan kısacası iyi bir model alabilmenin tüm şartlarına haiz, insanlardan bir hidayet rehberi göndermişti. Allah, Rahmanlığını insandan bir peygamber göndererek göstermiştir.







Yaşadığımız bu tarihe kadar Allah, kullarına; “ Allah’ça” yardım eli göndermiş, fakat kulların bir kısmı kulca davranıp bu yardım elini tutma gayreti ve sevinci içine girmeyip bir de yüz çevirip beğenmeme gafletine düşmüşlerdir. “Yok, efendim Allah bize bizim gibi bir “insan peygamber” göndermez” düşünceleriyle Allah’ın kendilerine uzattığı yardım elini tutmamışlardır.Kulların bazıları da bu hidayet rehberine tabii olarak, Allah’ın yardım elini tutabilmişlerdir. Ve bu elle kendilerinin ulaştırılması istenen asalete ulaştırılmışlardır. Hamd olsun. İnsandan bir peygamber, Allah’ın rahmetinin bir gereği ve göstergesiydi. Başta da söyledik ya anlamayanlara davul zurna az geldi. İnsan olan bir peygamber imana gelmemek için kendilerince iyi bir mazeretti. Bu mazeret, mazeret olamazdı. Çünkü kendileri gibi uyuyan, unutan, hastalanabilen, seven, öfkelenebilen, biri yol gösterici olabilirdi. Kendileri için gayet doğru model olabilecek birini peygamber olarak kabul etmediler. Doğru olan neden kabul edilmesin ki? Demek ki burada birileri işine gelmeyen doğruların üzerini kapamaya gizlemeye, çalışmaktadır. Büyük bir olasılıkla kendilerine hatırlatılacak sorumluluklarından kaçınıyorlardır. İnsandan peygamber onları bu sorumluluklarından kurtaramayacak, yüzleştirecekti. Çünkü tabii olunan bu model-peygamber kendilerine sorumluluklarını bildirmek için gönderilmişti. Bu model-peygamber her şeye rağmen sorumlulukların insanlar tarafından kucaklanması gerektiğini ve ancak böylelikle yeryüzüne adaletin tesis edilebileceğini anlatacaktır. Ve bunun da canlı tanıklığını bizzat kendisi yapacaktır.



“Resulüm deki ; “eğer yeryüzünde sakin sakin dolaşan melekler olsaydı elbette onlara gökten bir peygamber olarak melek indirirdik”



Değil mi ya?



Yeryüzünde gezip dolaşanlar insan değil de melek olsaydı, Allah o zaman rahmetinin bir gereği olarak melek’ten bir peygamber gönderirdi. Yine rahmetinin gereği olarak insanlara insandan peygamber gönderdi. Meleklere melek özellikleri olan, insanlar insan özellikleri taşıyan peygamber.



Aslında onların amacı iman etmemek… İmana engel olan peygamberin insan ya da melek olması değildir. İmana engel olan, dünyaya at gözlükleriyle bakılmasıdır. Objektif ve tarafsız olamamaktır. Nitekim günümüzde de Allah’ın; “Allah’ın şanını yüceltebildiğin kadar yücelt” ayeti kerimesi doğrultusunda, peygamberin mesajını duyurmaya anlatmaya ve yaşantıya dökülmesi için mücadele veren kardeşlerimiz elhamdülillah var. Ama onlara da karşı duruş var. Kimisine yaşı küçük olduğu için, kimisine hanım olduğu için, kimisine fakir olduğu için, kimisine arkası-aşireti olmadığı için, kimisine makamı- unvanı olmadığı için maalesef zaman zaman itibar edilmiyor.







Cahiliye her çağda cehaletini sürdürüyor. Bizim peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)’da yetimdi, fakirdi lütfen bunu unutmayalım… O gün peygambere yetim olduğu, fakir olduğu, yani insan olduğu için itibar etmeyenler, bu gün de yukarıda saydığımız özelliklerden dolayı peygamber mesajı taşıyanlara rağbet etmiyor, destek vermiyor. Arada bir fark göremiyoruz.



O gün ve bugün hatta arada yaşanan zamanlar ve kıyamete kadar her zaman bu iki güruh vardı var olacak. İnanmayanlar için; insanların, hayvanların, dünyanın, güneş sisteminin, Samanyolu galaksisinin ve evrenin yaratılışı bir anlam ifade etmeyerek, iman etmeyeceklerdir. Bunlar davul ve zurnanın kendilerine yetmeyecek olan güruhu temsil etmektedirler. Anlayanlar ise “Allah sivrisinekle misal getirmekten çekinmez” ayet-i celilesinde bahsedilen küçücük sivrisineğin yaratılmasını, koskoca evrenin yaratılmasından, küçük görmezler. Bu grup sivrisinekten bile ders çıkaranlardır. Yani anlayanlar, yani iman edenler...



sacası at gözlükleriyle bakan gözler ve elma âlemi hep aynı. Herhangi bir değişiklik yok. Onlar iman etmeyişlerini hep bir şeylerin eksikliğine bağlarlar:









Yemin olsun! Biz Kur’an’da insanlara çeşitli örmekler verdik. Fakat insanların çoğu inkârdan başka şeyde diretmediler.



Kâfirler dediler ki:”bizim için yerden bir pınar fışkırtmadıkça kesinlikle sana inanmayacağız.”



Yahut senin bir hurma bahçen veya üzüm bağın olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.



Ya da iddia ettiğin gibi göğü parça parça tepemize düşürmelisin. Veya Allah ile melekleri karşımıza getirmelisin.



Veya altından bir evin olmalı ya da göğe yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız. Deki: “Rabbimi tenzih ederim ben sadece peygamber olarak gönderilmiş bir insanım”. (İsra–89.90.91.92.93)













SADAKALLAHÜLAZİM



AYŞE ÜZÜMCÜ

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 254 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Amca Yazdı:
allah senden razı olsun
 
Yorumlar
SEMA ÇETİN Yazdı:
ELİNE, DİLİNE, İLMİNE, GÖNLÜNE,....SAĞLIK. YAZARLIĞINIZDA EN AZ, ENDER RASTLANACAK KİŞİLİĞİNİZ KADAR ETKİLEYİCİ, KALEMİNİZİ ALLAH DAİM GÜÇLÜ KILSIN. ALLAH HAYRINI DA KAT KAT VERSİN İNŞAALLAH... ARKADAŞIMA SEVGİLERLE......
 
Yorumlar
hayran Yazdı:
evet insanlar gerçekten birşeyler yapmak isteyenleri ya makamı yüksek ya parası olan ya itibarı olan veyada soylu bir aileden gelene daha itibar ederler sanki bir fakir bir yetim bir çoban veya makamı olmayan biri iyişeyler yapamazmış gibi görürler.allah sizlerden razı olsun