| Vahyin ışığında |
Hamd âlemlerin yaratılma müsebbibi Rahman ve Rahim olan Allah’adır. Salât ve selam kutlu önderimiz Muhammed Mustafa (S.A.S)’ya seçkin ailesine, sahabesine âlimlere ve izini sürme çabası içerisinde olanlara olsun. 17*Müşriklerin, Allah Mescidini ziyarete ve o mescidi imar etmeye hakları yoktur. Onlar kendi küfürlerine kendileri şahiddirler. Onların bütün yaptıkları beyhudedir ve onlar ateşte edebi kalıcıdırlar. 18*Allah’ın mescitleri ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola erişmişlerden olmaları umulanlar bunlardır. 19*Hacca gelenlere su vermeyi, Mescid-i Haram’ı imar etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe inanmak, Allah yolunda cihad etmekle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah yolunda bir olmazlar. Allah zulmedenleri doğru yola eriştirmez. Değerli Genç Tefekkür dostları, bu ay üstünde tefekküre durmayı istediğimiz ayetler Tevbe suresi’nin 17–18–19–20–20–21 ve 22 ayetleri. Allah’ın mescitlerinin onarılması ile hacılara su verme işinin kimlerin hakkı olduğunu ve kurtuluşa erme umudunu kimlerin taşıyabileceğini öğrenmeye çalışacağız. Yine ayetlerin iyice anlaşılabilmesi için nüzul sebebine bakacağız; rivayet olunduğuna göre: müşrikler, Yahudilere;“biz hacılara sakalık yapıyoruz, Mescid-i Haram’ın imarını ve bakımını üstlenmişiz. Biz mi efdaliz Muhammed ve ashabı mı?”demişler. Onlar da “siz efdalsiniz” cevabını vermişler. Ayrıca Hz. Ali amcası Hz. Abbas İslam’a girdikten sonra, ona ; “amca hicret edip Resulullah’a katılsanız.” demiş. O da “ ben hicretten daha efdal bir halde değil miyim? Beytullah’ı ziyaret edenlere su veriyorum ve Mescid-i Haram’ı imar edip bakımını sağlıyorum” diye cevap vermiş. Bunun üzerine bu ayetler nazil olunca Hz. Abbas “ bana öyle geliyor ki bu sakalık görevini bırakacağım” demiş. Hz. Peygamber de kendisine “ sakalık işinize devam ediniz, çünkü sizin onda hizmetiniz vardır.” buyurmuş. Sahih-i Müslim’de rivayet olunduğu üzere, Numan bin Beşir demiştir ki: “Resulullah’ın minberi yanında idim, bir adam, “ben hacılara sakalık etsem de başka hiçbir amel işlemesem gam yemem” dedi. Bir başkası da “ben Mescid-i Haram’ı imar etsem de başka hiçbir amel işlemesem kendime dert etmem “ dedi. Bir diğeri de “Allah yolunda cihad etmek bu sizin söylediklerinizden efdaldır.” dedi. Bu bir Cuma günüydü derken Hz. Ömer bunlara “susun Resulullah’ın minberi dibinde sesinizi yükseltmeyin. Mamafih namazı kıldıktan sonra ihtilaf ettiğiniz meseleyi Resulullah’tan sorup öğrenirim dedi. Daha sonra Allah Resulünden meseleyi sordu, Allah Teala’da bu ayeti inzal buyurdu.1 “Müşriklerin, Allah Mescidini ziyarete ve o mescidi imar etmeye hakları yoktur.” Asıl itibariyle bunlar çok güzel ve herkesin severek yapmağı istediği işlerdendir. Lakin bu ancak Mümin’lerin işidir, müşriklerin değil. Çünkü müşrikler kendi küfürlerine bizzat kendileri şahitlik ederler. Kalpleri zifiri karanlığa gömülmüş, kapkara kesilmiş kimseler bu işleri yapamazlar! Bunların kendileri necis’tir. Nasıl olur da necis olan kimseler hacılara su verip Mescid-i Haram’ı onarıp temizleyebilirler? Allah güzel iş yapsalar da ki bunlar çok güzel işlerdendir, işin güzelliğinden dolayı bunları affetmiyor, istemiyor hatta bunların öyle bir işe cüret etmeye hakları olmadığını beyan buyuruyor. Önce kendi gönüllerini imanla sulayıp temizlesinler, onarıp tamir etsinler. Bu necisliklerini sürdürdükleri sürece yani iman etmeyene kadar onların yaptıkları bütün işler ne kadar güzel görünürse görünsün, ne kadar yararlı olduğu düşünülürse düşünülsün beyhudedir ve ateş ehlidirler. “Allah’ın Mescit’lerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” İmar etme işi ancak bu kimselere aittir. Bu ayet kişiye asli öncelliklerini öğretiyor. İnsan öncelikle kendi kendini imar etmelidir. Kendi kendini imar etmeden, bu fevkalade güzelliği kendi bünyesinde geçekleştirmeden, başka işlerle uğraşmamalıdır. Çünkü bu bir insan için olmazsa olmazıdır. Kendini temizleme çabası içerisinde olmayanın ne elinden su içilir ne de Allah’ın Mescidini onarıp tamir edebilir. Doğru yola ermiş kimseler olmaları umulanlar şu kimselerdir ki, bunlar Allah'a tastamam iman etmişlerdir, namazı aksatmadan huşu içerisinde ikame etmeye çalışanlardır. Onlar Allah’ın kendilerine verdiği rızktaki fakir-fukaranın hakkını yemezler, yemeyi düşünmezler hatta onların haklarını bir an önce onlara verip mallarını bu şekilde temizleme çabasındadırlar. Ve yaptıkları her işte, attıkları her adımda Allah’tan başkasından korkmazlar. Öncelikle kişinin kendi nefsi aldatmacalarına, küfür ve şirk odaklarının sinsi yıldırma politikalarına karşı iman ettiği, emin olduğu Allah’tan korkar. Onlardan değil. Bazıları kendinden korkulmasını sever ve ister. Ama bir mümin asla Allah’tan başkasından korkmaz (bu korkunun bir gereğidir ki zulmetmez zulmedenlere karşı direnir, adaletli olur, kimsesizleri görüp gözetir affedicidir, hoşgörülüdür.). “Hacca gelenlere su vermeyi, Mescid-i Haram’ı imar etmeyi Allah’a ve ahiret gününe inanmak Allah yolunda cihad etmekle bir mi tuttunuz?” “Hacca gelenlere su vermek”, “Mescid-i Haram’ı ya da Allah’ın Mescidlerini imar etmek” güzel, bir o kadar da hürmete şayan işlerdir. Yaşadığımız dünyada da ister iman etmiş olsun ister iman etmemiş olsun insanlar bir takım güzel işler yapıyorlar. Çevrelerinde yeni okullar açıyor ya da açanlara yardım ediyor. Sosyal yardımlaşma dernekleri kurarak yardıma muhtaç insanlara, kimsesiz çocuklara yardım ulaşmasına vesile oluyorlar. Camiler, köprüler, kütüphaneler yaptırıyorlar. Ya da kendilerini insanlığa adayarak (Hümanizm de olduğu gibi) beşer’in insan olabilmesi için çeşitli etkinliklerin altına imzalarını atıyorlar. İnsanların faydalanacakları yeni icatlar bulma çabası içerisine giriyorlar… Rabbimiz bir ayetinde hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını buyurmaktadır. İman etmeden de yapılan işlerin dünyada belli bir karşılığı elbette vardır. İsimlerinin anılması, şöhret, iç huzuru ve vicdan rahatlığı gibi… Yukarıda saydığımız bütün bu muhteşem güzelliklerin ardında iman etmiş bir kalp yoksa evet Erhamerrahimin’e iman edilmemişse “BEYHUDE”dir Lakin bir de iman ettiğini dili ile söylediği halde imanı dilden kalbe ve yaşama indiremeyen, hazmedemeyen insanlarımız var ki, hayatlarında ne namaz ne zekât ne de Allah yolunda cihad var. Bu yarım-yamalak iman sahiplerinin yaptıkları ne olacak? Büyük bir yanılgı içerisinde “ Ben namaz kılmıyorum, ara-sıra içki de içiyorum ama, yeterince sadaka veriyorum, insanların karınlarını doyuruyorum, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmıyorum, bu bana yeter.” Düşüncesinde olanlarımız var. Görüldüğü üzere ayetler iman etmeyenlere rest çekip, iman ettim diyenlere de birinci derecede yapılması gerekenler daima yapılmalı, müstehap olanlar farz olanlara tercih edilmemelidir uyarısında bulunuyor. Müstehaplar asla farz olanın yerini tutmaz. Ya da müstehapları yapmamız üzerimize farz olanları düşürmez. Bunlar Allah yolunda bir olmazlar. Ve Allah bu şekilde davranıp kendi nefislerine zulmedenleri doğru yola eriştirmez. Ancak: 20-“İman edip hicret eden Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşan kimselerin Allah yanındaki mertebeleri pek büyüktür. İşte kurtulanlar onlardır.” 21-“Rableri onlara rahmetini, rızasını ve içinde tükenmez nimetler bulunan ebedi cennetleri müjdeler.” 22-“Orada ebedi kalırlar. Doğrusu büyük mükâfat Allah katındandır.” SADAKALLAHÜLAZİM 1-)HAK DİNİ KUR’AN DİLİ |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 177 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Yazdı: yorumlama tarzınız çok güzel.özellikle ihtiyacımız olan konulara parmak basmanız çok önemli...çalışmalarınızın devamını diliyorum.. |
| Yorumlar |
| zeynep içen Yazdı: tefekkur de ki butun yazılarınızı okudum ayetleri açıklama tarzınızı çok beğeniyorum başarılarınızın devamnı dilerim rabbim yar ve yardımcınız olsun........ |
Tefekkür Dergisi