| Vahyin ışığında |
| BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Hamd görüp gözeten, merhametiyle kullarına ayetlerini beyan eden şanı yüce Rabbimizedir. Salât ve selam nurlu peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’e ailesine, sahabelerine, âlimlere ve tüm inananlar üzerine olsun. “İnanan erkeklere söyle gözlerini, bakması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. (ve) Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır.” “İnanan kadınlara söyle onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar (örfen) görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini dışa vurmasınlar. Ve bunun için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, , kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan yasal olarak sahip olduğu kimselerden yahut kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklarından başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar ve (yürürken) gizli görkem ve güzelliklerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar. Ve siz ey müminler, hepiniz topluca, günahkâr davranışlardan dönüp Allah’a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz.” (Nur 30–31) Bizleri tekrar bir araya getiren Allah’a hamd olsun. Bu birlikteliğin sorumluluk ve bilinci içerisinde kalemime yazdırması için Allah’tan yardım istiyorum. Kur’an’da örtü ile ilgili bir ayet var mıdır yok mudur diyenler bir tarafa, hatta bunun da ötesinde açıkça “böyle bir ayet yoktur” diyen şaşkınlara bile vâkıf oluyoruz. Nur suresi 31. ayet denince akla ilk gelen, bu ayetin örtü ayeti olduğudur. Nur suresi 31. ayet tek başına okunduğu zaman anlama yönünden eksik bir takım düşüncelere sevk edebilir. 30 ve 31. ayetler birlikte okunduğu zaman buradaki asıl meseleyi daha iyi anlayabiliriz kanaatini taşımaktayım. 30 ve 31. ayetlerde pak, temiz ve erdemli bir toplum hedefi ortaya çıkmaktadır. Bu iki ayet pak ve erdemli bir toplum eksenini göz önüne seriyor. Evet, ana mihver bu “pak ve erdemli” olmak. Bu iki ayet Allah-u Teâlâ’nın mümin erkeklerle mümin hanımlardan oluşmuş topluma nasıl “pak ve erdemli” olunur öğretisidir. Allah-u Teâlâ dünyada mutlu, huzurlu ve hasenat içerisinde yaşayabilmemiz için bizlerden pak temiz ve erdemli bir topluluk oluşturmamızı istiyor. Bilindiği üzere her toplum aslında tek tek bireylerin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu yüzden tek tek bütün ferdlerin üstlerine düşenleri ve birbirlerinin işini de kolaylaştıracak şekilde, birbirlerine yardım ederek yerine getirmeleriyle toplumun istenen erdeme ulaşabilmesi mümkün olabilir. Pak ve erdemli olabilmek için bireylerin iffetlerini korumaları gerekmektedir. Allah-u Teâlâ iffetin yegâne korunma yönteminin, bakışların terbiye edilmesiyle sağlanabileceğini öğretiyor. Bakışlar terbiye edilmeden iffetli olunamaz. O yüzden rabbimiz ayetlere bakışların terbiye edilmesiyle başlıyor. Evet, inanalar yani erkek ve hanım müminlerin öncelikle bakışlarını terbiye etmeleri gerekmektedir. Yapılması gereken bakılması yasak olandan bakışları çevirmek… Bu bakış aslında gözlerin bakmamasından ziyade duygu ve düşüncelerin bakmamasıdır. Zira ayetlerin Arapça metninde göz anlamına gelen “aynün” kelimesi yerine, değişik kalıplarla aşağıdaki anlamları da içeren “besere” fiili kullanılmıştır; besüre; görmek, beseren; bilmek, besareten; basiret sahibi olmak, ebsere; gördü, doğruyu buldu, açık seçik oldu, baktı, ebsare; görme duyusu idrak, besiretü, besairu, bisarün; idrak, zekâ, ilim, tecrübe, delil, ibret. Anlaşılacağı üzere bu bakma kuru, sıradan, üstün körü bir görme değil tersine bilerek, farkında olarak ve isteyerek delilleriyle açık - seçik görme eylemidir. Allah-u Teâlâ dikkatleri toplayarak duygu ve düşüncelerdeki bakma eylemlerinin terbiye edilmesini diliyor. Harama çevrilmesi durumunda birçok tehlikelere kapı aralayabilecek bakışları helal olunanlara çevirerek insanın yaratılıştan fıtratında var olan bakma eylemi terbiye edilmiş olunuyor. Bakmak tamamıyla yasak değil. Zaten bu fıtrata aykırıdır. Sadece, haram olana bakmak yanlış ve haram kılınmıştır. Duygu ve düşünce olarak bakışlarını düzeltenlerin pek tabi iffetlerini korumaları zor olmayacaktır. Tabiî ki bunun tersi de mümkün. Allah’ımız gerek bir hanım gerekse bir erkek açısından duygu ve düşüncelerin terbiye edilmesindeki aşamaya geçiyor. İnsanı ahseni takvim yaratan Allah’ımız bünyesinde birçok hikmetleri de barındıran örtü konusuna girmiş bu noktada… “…(örfen) görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar. Ve bunun için başörtülerin yakalarının üzerine salsınlar…” Öncelikle Arapça metinde “himar” olarak bahsedilen başörtüsünü tanımamız gerekir. Muhammed Esed tefsirinde; “Himâr (çoğulu humur), hem İslam'dan önce, hem de İslam'dan sonra Arap kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik müfessirlere göre, bu başörtüsü kadınlar tarafından İslam öncesi dönemde az çok süs giysisi olarak kullanılır ve uçları örtünen kadının sırtına serbestçe bırakılırdı; o günün yaygın modasına göre, kadınların giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi. Bunun içindir ki, göğsün himâr ile örtülmesinin emredilmesi bu iş için mutlaka himâr kullanılmasının gerektiğini de ifade etmez; fakat sadece kadınların göğüs kısmının, örfen açık bırakılmasında sakınca bulunmayan yerlerden olmadığını ve dolayısıyla örtülmesi, gösterilmemesi gerektiğini ifade eder.” der. Amaç ortada… Cazibe ve güzelliğin ortaya çıkmaması ve bunun için “terbiye edilmiş himar” gerekmektedir. O’da Rabbimizin emriyle gerçekleşiyor. Ve himarın uçları arkadan ön tarafa alınıyor ve yakalarının üzerine salıveriliyor ki amaç gerçekleşmiş, cazibe ve güzellik Allah’ın emriyle gizlenmiş olsun. “…Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, , kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan yasal olarak sahip olduğu kimselerden yahut kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklarından başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar…” Bunlar helal olanlar. Bunun dışındakilerin olduğu ortamlarda hanımlar ziynetlerini göstermeyerek duygu ve düşüncelerdeki bakma eylemlerini terbiye etmiş olacaklardır “…ve (yürürken) gizli görkem ve güzelliklerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar…”Tahrik edici, deyim yerindeyse edalı- işveli yürüyüş tarzıyla yürümemelidirler. Bu erdemli olmaya daha yakındır. “…Ve siz ey müminler, hepiniz topluca, günahkâr davranışlardan dönüp Allah’a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz.” (Nur suresi 31) Örtü ayeti diye de bildiğimiz ayetler bazılarının göstermeye çalıştığı gibi özgürlüklerin kısıtlanması değil terbiye edilmesidir. Ayette bahsedilen örtü kuru kuruya onun bunun sıkıştırması ve dayatmasıyla olabilecek bir şey değildir. Zira öncelikle duygu ve düşüncelerin terbiye edilmesi gerekir ki, örtü, her türlü edadan işveden ve tahrik edici unsurlardan temizlenmiş olsun. Esas olan duygu ve düşüncelerin terbiye edilerek örtünülmesidir. “Allah ve resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için, kendi işleri konusunda tercih kullanma hakkı yoktur. Kim Allah’a ve resulüne karşı gelirse şüphesiz ki o, apaçık bir şekilde sapmıştır.” 33/36 SADAKALAHÜLAZİM |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 95 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi