Navigation


Tarih: 07 Şubat 2012 Salı



Vahyin izinde
Vahyin izinde
 
Bismillahirrahmanirrahim



“ Mü’minler içerisinde Allaha verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir” Ahzab /23 Hamd, âlemlerin Rabbi ve Rahimi olan ve aynı zamanda Vedud (seven, sevilmeyi isteyen) olan Allahımıza mahsustur. Öyle Vedud ki, yolsuz, izsiz bırakmadı. Yolu açtı ve gösterdi de. Bu doğru yolun yolcularının önderi, efendimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.v)’e, tüm peygamberlerimize, itaatkâr ailelerine, arkadaşlarına ve itaatini her dem ilan eden inananlara salât olsun, selam olsun.

Değerli Genç Tefekkür okurları; Recep, Şaban ve derken Ramazan ayını önümüzdeki günlerde Rabbimiz ömür verirse idrak edeceğiz. Üç aylar, insanı, insanı kâmil noktasına taşıyan bir eğitim kampıdır. Bu kampa dâhil olmak isteyenlerden istenen tek şey yürekleri. Yüreğini yanına almayanlar üç aylara girmiş görünseler de gerçekte hiç orda yokmuş gibi olurlar. Dolayısı ile nasiplenemezler, nasiplenmiş gibi yaparlar. Ve fakat üç ayları fırsat bilip, eğitim kampına giren ve hayatlarının her karesini Ramazan ayına çevirenler tendeki canı teslim ederken bayram edeceklerdir. Ve artık Kur’an-ı Kerimle hayat bulan yaşamlarında şunu çok iyi anlamışlardır;

Dünya bir oyun, oyalanma ve eğlence yeri değildir. Dünya hangimizin daha iyi işler yaptığını ortaya koyacağı imtihan mekânıdır. Tüm sahte şıklığına rağmen, bu geçici cazibeye tenezzül etmeyen ve dünyayı imtihan yeri olarak tanımlayan aklıselim sahipleri, küçük hesapların, çıkarların, suya sabuna dokunmadan çuval çuval sevap biriktirip ucuz Cennet yolcusu olma gafletine düşmeyeceklerdir. Dünya bir imtihan mekânı, ahiretin tarlası ise sonuç tesadüf olmayacaktır. Zül Celali vel İkram Allah’ımızın sözü var;1 adıma 10 adım, 10 adıma 100 adım yaklaşıp bereket ve hikmet yağdıracaktır. Az, çok az bir kımıldanma dahi karşılık bulacaktır elbet. Amenna. Yoksa Bedir’in 300 silahsız, vasıtasız erinin,1000 kişilik tam tekmil ekipmana sahip azılı müşrik’e çıplak ayaklarla kazandığı başarıyı nasıl açıklayabiliriz.

“ Mü’minler içerisinde Allaha verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir;” Bedir savaşında bulunamayan bir takım sahabeler bu duruma çok üzülmüşlerdi. Ve içlerinden Enes bin Nadr; “eğer bana Resulullahla başka bir savaşa katılma fırsatı verirse, Allah benim neler yapacağımı görecektir.” Diye içini dökmüştü. Uhud savaşında Allah onlara sözlerini yerine getirme fırsatı verdi. Yolda Sad bin Muaz’la karşılaşan Enes ona, “Uhud’un önünden Cennet kokusu alıyorum” diye samimiyetini açıkladı ve savaş esnasında seksenden fazla mızrak, kılıç ve ok yarası aldı, görüyormuşçasına Allah’u Teâlâ ya şahit oldu, tanık oldu. İmanını bu seviyeye taşıyanların hakkıdır, şahit olmak, şehit olmak.

Bu defa da Enes, Allah’ı imanına şahit, tanık kıldı. Hanzala, Amr bin Fuheyre, Caferi Tayyar? Onlar da tıpkı Enes bin Nadr gibi ve daha niceleri gibi imanlarına Allah’ı şahit kıldılar. Hep düşünmüşümdür. Bir insanda nasıl bir yürek olur ki, daha evlendiği gecenin sabahında savaşa gider ve canını teslim edinceye kadar savaşır? Zaten eşinde seninle evlenirken şehit eşi olmak için evlenmişti Ey Hanzala sevin! Seni yıkayanlar meleklerdi. Ya da Amr bin Nadr gibi bazı problemlerden dolayı bir önceki savaşa katılamayıp, da kendi kendini kahreder ve canını, sunağını, sunabileceği ortamı iple çeker. Aldığı seksen küsur darbeye rağmen savaşa devam edip sözünü yerine getirir? Ya da Amr bin Fuheyre öldürülürken “Vallahi kazandım, Vallahi kazandım” diye sevinir? Çok ilginçtir; daha demin Müslüman olmuştur, alnı secdeye dahi değmemiştir. Fakat canla, başla hayatına secde ettirmiştir?

Değerli Genç Tefekkür dostları, muazzam ‘bir imanın’ şahitleri bunlar; gelecek kaygısı yok, daha gencim ya da yaşım ilerledi, ya da daha eşimi bile doğru dürüst tanımadım, ya da çocuklarımı kime emanet edeceğim? Ya da yakınlarım, çevremdekiler Müslüman olduğumu bile duymadılar önce birer helallik dilemeliyim? Demediler. Olayları bir de karşı tarafın, düşmanın, gözüyle izleyelim; gül yüzlü efendimizi karalamak için, “bu adam ne yapıyor?” “ Daha 16 yaşındaki çocuğun beynini yıkıyor. Yazık değil mi Hanzala ya daha dün gece evlenmişti?” “Ya da insanlara hiç düşünme fırsatı vermiyor, adamı daha hiç namaz bile kılamadan savaşa sürüklüyor?” gibi. Çağdaş karşı taraf aynı propagandalarını günümüzde de halen sürdürüyor. İnsanların imanını zedeleyecek tohumlar saçıyorlar o kara ağızlarından! Sahi, yüreğinize sorun ve cevap alın yukarıdaki sorulara ne cevap veriyor?

“Kimi de (şehitliği) beklemektedir.” Yukarıdaki sorulara verecek cevabı olmayanlar, şahitliği nasıl bekleyecekler? Bu imkânsız! Zaten sünnetullah gereği kişiye talep ettiği vardır. Sırasını bekleyene tanıklık, şahitlik var! Nasreddin Hoca fıkrasında olduğu gibi; “parayı veren düdüğü çalar.” Bedel ödemeyi göze alanlar imanlarını şahitlikle taçlandırır. Birçok geçici dünyalık adına, bedel ödemeyi göze alamayan ya da hiç düşünmeyen yığınlar var, fakat dünyanın tüm ihtişamına ve cazibesine rağmen bu bedele seve seve talip olanlar da var! Her çağ ve mekânda varlıklarını sürdüreceklerdir; Tıpkı;

Cevdet Kılıçlar gibi; 38 yaşında. Mavi Marmara gemisine yapılan baskını görüntülemeye çalışırken alnından vurularak, İki çocuğunun sevgisini yüreğine saklayarak canını imanına şahit kıldı.

Furkan Doğan gibi; 19 yaşında. Lise son sınıf öğrencisi. Yakın mesafeden dördü kafasına 5 kurşunla canını imanına şahit kıldı.

İbrahim Bilgen gibi; 60 yaşında. O da 6 çocuk babası. Ve o da canını imanına şahit kılanlardan.

Ali Haydar Bengi gibi; daha 39 yaşındaydı o da yaşayan şahitlerdendi ve sırası gelince sunakların en güzelini biricik Rabbine sundu ve imanını şahitlikle taçlandırdı.

Çetin Topçuoğlu gibi; 54 yaşında. Bir çocuk babası ve milli tekvandocu. Eşine dostuna son sözü; “dünya şampiyonu olduk, sıra ahiret şampiyonluğunda.” Oldu.

Necdet Yıldırım gibi; 27 yaşındaydı ve 3 yaşında bir kızı var. Ve o da tek varlığını, canını, Rabbine ikram edenlerdendi. İmanına taç giydirenlerdendi.

Fahri Yaldız gibi: 43 yaşında. Onun da birbirinden nazlı 4 yavrusu vardı. O da varlığını Rabbine adayanlardandı, ne güzel bir adak. İmanına taç giydirmiş.

Cengiz Akyüz gibi; 41 yaşında, 3 çocuk babası, o da şahadete talip olanlardandı. Taleb etti Rabbimiz de nasip etti.

Cengiz Songür gibi; 47 yaşında. 7 çocuk babası. Çocuklarını da şahadet sevdalısı olarak yetiştirmiş olmalıydı ki, çocukları onu uğurlarken, biricik babalarının ardından “kork İsrail, korkuyu iliklerinde hisset Allah’ın ebabilleri bu kez yüzerek geliyor” demişlerdi.

Ve Habil’den bu yana kıyamete dek imanını taçla süslendiren tüm yiğitler gibi! Rabbimiz hepsinden de razı ol.

“Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.”

Şehadet sözü verenler tam bir sabır ve sebat halinde sözlerinin gerçekleşeceği günü beklemektedirler. Dirayetlerinden zerre kaybetmiş değil bilakis istek ve arzuları gün geçtikçe artmıştır. “Anam babam sana feda olsun Ya Resulullah” diyen bizlere Resulullah’ın öğretisi bu; “Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, isterdim ki Allah yolunda cihad edip öldürüleyim, sonra yine cihad edip öldürüleyim, sonra yine cihad edip öldürüleyim” (Buhari, Müslim) Şahitliğini, tanıklığını sunanlara Allah da şahit. Bunun yanı sıra birde Şehadet sözü verenler var. Değerli Tefekkür Dostları tarihin bizi getirdiği bu noktaya kadar birçok şahidimiz oldu. Gerisi de vefat ettiler. Bizim için önemli olan bu gün ve şimdi. Sahi, Allah’a sevgimizin göstergesi olacak sözümüz ve eylemimiz var mı?

“Allah yolunda öldürülenleri ölü sayma. Onlar hayattalar ve Rablerinin katında rızıklanıyorlar.” (Al-i İmran 169.)

SENİ SEVİYORUZ ALLAH’IM. İşittik, itaat ettik, söz veriyoruz Ya Vedud. Bize de imanımızı taçlandıracak fırsat ve dirayet ver. Âmin. SADAKALLAHULAZİM
 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 146 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: