| VİVA PALESTİNA |
Biz de oradaydık, Genç Tefekkür Dergisi olarak... Viva Palestina’ya yani Filistin’e giden özgürlük konvoyuna destek olmak için... Onların yanında olduğumuzu göstermek için... Bizler de özgürlüğü, yakalamak isteyen her normal insan gibi istiyoruz. İnsanlık adına ve ötesinde imanımız adına. Hatta cihad etmenin en önemli sebebidir özgürlük. O halde her Müslüman’ın ve dolayısıyla her insanın istediğidir bu. Filistin’de zulümler ayyuka çıkmış durumda. İsrail her boyuttan onları kuşatarak zulümlerine hiç ara vermemektedir. Filistin, her ne adına değerlendirilse bile her türlü mağduriyete mahkûm olmasından ötürü, ölmemiş her insanın kalbi oraya ağlamaktadır. Bu yüzden bu konvoy sadece bir bölgeye, bir ülkeye ait değildi. İngiltere’den başlayan yolculuk, yol boyunca çeşitli toplulukların desteğini alarak Filistin’e doğru yol aldı. Ve zorluklarla karşılaşılmış olsa da Gazze’ye girme programları başarıyla sonuçlandı. Bütün bu çabalar bir nebze yardım etmek ve Filistin’e uygulanan ambargoyu kırmak içindi. Bir ülkeye neden ambargo uygulanır ya da neden dışlanır? Hepimizin ilk aklına gelecek olan o ülkenin zalim ve sevimsiz olması olacaktır. Filistin kötülükler yuvası mı? Kime kötülük yapmış? Sevimsiz bir halk veya ülke mi? Böyle bir seçenek asla aklımıza gelmez. Çünkü tüm dünya Filistin’i seviyor. Ambargo uygulanması gereken asıl ülke İSRAİL olmalıdır. Onlar her açıdan ambargo altına alınmalı. Her türlü malı, ahlakı, siyaseti, parmağı boykot edilmelidir. Kendisinden başka kimseyi sevmeyen İsrail, her türlü zulmün anasıdır. Her kötülüğün arkasında, her dalaverenin içinde rol almaktadır. Tabi onların bu zulüm ve kötülüklerine destek verenler olmamıştır da değildir. Örneğin İngilizler tarih boyunca İsrail’in sağ kolu olmuştur. Birleşmiş milletler topluluğunun rolü de az değildir. Ayrıca onların bu oyunlarında, imanı zayıf dünya sevgisine ağzı sulanan sözde Müslümanlar da vardır. Vel hâsıl Filistin bir Kerbela. Her yerde ağıt, gözyaşı ve kan var. Her Filistinli bir Hüseyin olmuş. Zulme teslim olmamakta, izzet ile yaşamadıktan sonra izzet ile ölüme razı olmaktadır. Direniş onların göbek adları olmuş. Onlar direnmekteler. Var olmak için. Her ne kadar Viva Palestina oraya doğru gitse de onların ruhları zaten özgür. Çünkü istedikleri gibi inanıyorlar. İnandıkları gibi düşünebiliyorlar. Düşündükleri gibi yaşamak istiyorlar ve özgürce hayal edebiliyorlar. Rablerine kavuşmalarına ve en azından yakın olmalarına perde olacak hiçbir engelleri yok. Biz mi onlara el atalım, onlar mı bize ellerini uzatsınlar bilemiyoruz? Tüm ümmetin koruması gereken Mescid-i Aksa’yı onlar tek başlarına kan döke döke, can vere vere ölüm pahasına korumaktalar. Hüseyin’in kanının kılıca galibiyeti gibi onların kanları da bombalara galip gelmektedir. Aslında oradan Viva Palestina çıkmalı yola ve yeryüzüne dağılmalı... Özgürlük konvoyu İngiltere’den yola çıkmış. Ve birkaç vatandaşı öncülük yapmış. Onlar adına takdir edilecek bir davranış. Ama yine de bizlerin içindeki burukluğa su serpmedi. Çünkü İngilizler güzelim Filistin’i bu hale getirip, ülkeyi Yahudilere peşkeş çektirdiler. Bu konvoy bir ümit olarak önemli ama ülkenin yangınından, tarumarından sonra çok da iç açıcı değil. İngiliz yardımseverlerin yüzüne bakarken tek düşündüğüm şey şu idi; “Filistin tarihinde İngiliz grafiği bu iken ne yapmaya çalışıyorsunuz? Gerçekten has niyetle çıkmışsanız Allah amelleri zayi etmez. Ama diğer İngilizlerin yaptıklarını da unutmak mümkün değil.” Evet, İngiliz yardımseverlerin yüzüne bakarken düşündüklerim arka arkaya sıralanıyor. Yaratılışta eşim olan bu insanlar âdemoğulları? Neden bu ikilem? Bu zulüm niye? Bu yardım niye? İsrailoğullarına seslenen bir Ayet-i Kerimeyi düşünmeden geçemiyorum: “Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar, azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara Suresi/85) Yaratılışta eşleri olan bu insanları öldürüyorlar, esir alıyorlar, yurtlarından çıkarıyorlar, sonra da gidip onların özgür olmaları için ağlıyorlar, eylem yapıyorlar, yardım topluyorlar... Aynı durum. Neden zulüme destek, neden Viva Palestina. İkisi birbirine zıt. Bir yandan yok etmek, bir yandan var etmek. Maalesef çelişkilerle dolu bir tablo. Yaratılışta eşimiz olan kardeşlerimiz, hepimizin yaratıcısı olan Rabbül Alemin’e göre ilkeleşmedikleri için bu kaosun bir parçası durumuna düşmekteler. Oysaki insan, annesinden göbek bağı kesildiği andan itibaren özgürdür. Vahy ile özgürlüğünü korur. Bizler onlara ekmek, battaniye, ilaç götürürken, onlar bize gerçek özgürlük yolunu hediye etmekteler. Onlar özgürlüğün kucağında taht kurmuşlarken, biz onlara özgürlüğü götüreceğimizi sana duralım. Tabii özgürlüğü bir parça ekmek, bir kutu ilaç, bir battaniye, bir çadır sananlar için bu. Oysaki Viva Palestina ilk önce bizleri uğurlamalı. Karınları tok, çadırları lüks ama esaret altında olan bizler... Rabbimiz bizlerin, İngilizlerin, Yahudilerin de dâhil, tüm Ademoğullarının kendine gelmesini nasip etsin. Gerçek özgürlüklere kavuştursun. Tabii ki Rabbimizin lütfüne layık olmak için, ilk önce talep etmek şart. İşte Filistin bunun kararlılığını gösteriyor. Tüm insanların Filistin’den alacağı çok ders var, çook. Hedef, kimlik ve Özgürlük adına...
|
| Zeynep Işık |
| Bu yazı 46 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi