Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



YAĞMUR
YAĞMUR
 
Sonbahar yağmuru beni hep hüzünlendirir. Kapkara bulutlarla kaplı gökyüzü, iç karartıcı ve kasvetli bir hava…

Bazen insan, içinin karanlık dehlizlerine de girmeli diye düşünüyorum. Düşünüyorum da hep bu yağmurlu ve kasvetli havaları buluyor bu zamanlama. Ne hikmeti varsa…

Bazen usul, usul, bazen şakır, şakır yağışı ile yağmur, gözyaşlarını hatırlatıyor bana. Kimi zaman içimize döktüğümüz, kimi zaman yanaklarımızdan yuvarladığımız…Ama her halükarda, yağmurun yeryüzünün pasağını, kirini temizleyip, arı duru bir hale getirmesi gibi, gözyaşı da içimizi temizliyor, paklıyor insanı. Kalp paslarını gideren tek ilaç, gözyaşı imiş biliyor musunuz?

Pencereden dalgın gözlerle yağan yağmuru seyrederken, çocukluğumun, çocuksu delilikleri geliyor aklıma. Kederli hatırlayışlar, beni taa yıllar öncesine götürüyor. Nereden nereye diye geçiriyorum içimden. Çocukluğun o safiyetinden şimdiki zamana…

Yağmur, damlarda oluşan küçük gölcüklere yağarken, damlalar, dairesel dalgalarla birbirleri ile oynarken, ben yine çocukluğuma gidiyorum.

Böyle kasvetli bir gündü. İlkokula gidiyordum. On çocuklu bir ailenin, üçüncü kızıydım ve pek de göze çarpmadan büyüyordum. Bizim gibi ailelerde ilgi her zaman belli kişilerde yoğunlaşmıştır. En büyük evlat, en küçük evlat ve ilk erkek evlatta! Arada kalanlar Allah’a emanet!

İşte böyle yağmurlu bir gündü. Soğuktu. Evde cıngar çıkmıştı. Kardeşler en basit bir nedenden dolayı birbirlerine düşmüştü. Böyle kavgalarda da haklı olanlar bellidir! En küçük kardeş, en çok bağıran kardeş ve ispiyonlayan kardeş! Diğerleri ise bir ton sopa dayağını hak edenlerdir haksızca…

Ben de böyle bir yağmurlu günde, dayağı haksızca hak edendim! Üstelik ceza olarak kapının önüne, merdiven boşluğuna konularak. İçli, içli ağlayıp “neden, neden” diye sorarken umutsuzca, o an içimden, evden kaçma fikri geldi. Öyle ya! Böyle haksızca dayak yemektense evden kaçar, beni yanına alacak bir ailenin yanında, onların sevgileriyle ve ilgileri ile büyürdüm! Birkaç saniye içinde mutlu bir hayat düşleyip, bunun gereğini yapmaya karar verdim! Önce evden kaçacaktım, sonra da beni hayrına bulup evine alacak şefkatli bir aile çıkacaktı nasılsa!

Çocuk aklı işte! O günlerde sık gösterilen Yumurcak filmlerinin etkisinde kalmıştım. Sanki her şey filmlerdekinin aynı olacakmış gibi! Kapının önündeki yeşil naylon terliklerimi giydim. Gözyaşlarımı silip merdivenlerden aşağı indim. Yağmur yağıyordu ve çok soğuktu. Ama kendime şefkatli bir aile bulacaktım. Bana kızmayacak hep ilgilenecek, hep sevecek, bir kenarda unutmayacak, başımı okşayacak, masal ve ninnilerle beni uyutacak… Çok kararlıydım.

Yağmur altında yürüyerek sokağımızdan çıktım. Elçi sokağı… Bu ismi hiç unutmam. Çünkü önemli şeyleri bu sokakta öğrenmiş ve keşfetmiştim! Yağmur hızlanmıştı. Artık sevecen yağmıyordu. Sanki beni kırbaçlıyordu. Yüzüme, sırtıma kırbaç darbeleri iniyordu! Soğuk da cabasıydı. Ellerim, naylon terliğimin içindeki ayak parmaklarım üşümeye başlamıştı. Bir süre sonra hissetmez olmuştum onları. Artık onları bulmalıydım. Yani benim şefkatli ailemi! Her nerede idiyseler!

Bir üst sokağa çıkmıştım. Yürüyordum. Kaçıyordum ya evden! Evimizin yukarısındaki parkın yanına gelmiştim. Arkası gri renkte bir branda ile örtülmüş bir pikap park etmişti önümde. Aklımda yine o saçma düşüncelerden bir demet! Bu pikaba binsem, araba gitse ve ben de onunla birlikte çook uzaklara gitsem… Beni özler miydi ailem? Kardeşlerim beni arar mıydı?

Bir an durdum. Artık yürümüyordum. Hava çok soğuktu. O anda evimin sıcak havasını, çıtırdayarak yanan sobasını özledim! Ellerim ve ayaklarım üşümüşken annemin çoraplarımı getirip giymemi istemesini özledim! Üşütmememiz için gösterdiği gayreti gözümün önüne geldi. Canım annem! Çok uzaklardaki ailem burada değildi! Gerçekten var mıydılar? Onu da bilmiyordum. Ama annem burada idi! Hemen bir sokak aşağıda! Çok belli etmese de annemin, beni de en az diğer kardeşlerim kadar sevdiğini düşündüm. Sevmese, soğuk günlerde üzerime düşüp çorap giymemi ister miydi? Yemeği az yediğimde “niye yemiyorsun?”der miydi? Ya da gece çok üşümüşken birden, üstümü örtenin annem olduğunu gördüğümde duyduğum o sevinç olur muydu? Hayır! Ben ailemden uzaklaşamazdım! Kimse beni onlar kadar sevemezdi. Kim olduklarını bilmediğim hayali ailem de beni o kadar sevemezdi! Ben birden evimi özledim! Kardeşlerimi ne kadar çok sevdiğimi anladım. Kavga da etsek, birbirimize rahat vermesek de yine de onları çok seviyormuşum meğer! Başka bir yere de gitmek istemiyordum artık!

Döndüm. Yürüyerek geldiğim yerden koşarak geçtim! Evimizin merdivenlerini bir anda çıktım. Ayak parmaklarım soğuktan nerdeyse kopacakmış gibi ağrıyordu! Bir an önce içeri girmeliydim. Ve daha merdivenleri tırmanıyorken kapı açıldı. Annem kapıda göründü. “Çabuk içeri gir! Soğuktan donacaksın. Nereye gittin bakiyim?” diye söylenerek beni içeri aldı. O telaşı ve söylenmesi bile içimi sevinçle doldurdu! Demek beni merak etmişlerdi! İçim sıcacık hislerle doldu. Evimde olmaktan mutluydum! İçeri girip, sobanın yanına oturdum. Ellerimi ayaklarımı ısıttım.

“Nereye gittin?”diye ısrarla soran anneme “evden kaçtım!” diyemezdim herhalde! “Oyun oynadım.” dedim. “Bu yağmurda mı?” “yağmur çok güzeldi!”deyiverdim. Annem “daha neler!” diye söylenerek mutfağa yönelince ben de üzerimdeki ağır baskıdan kurtulup nefes aldım.

Ne sıcaktı evim! Annem benimle ilgileniyordu. Kardeşlerim her biri bir yandan durmuş bana bakıyorlardı. Sanki benim için endişelenmiş gibiydiler! Hayır gibi değil! Basbayağı endişelenmişlerdi! Biraz sonra kapı açılıp benim iki büyüğüm ablalarım içeri girdiler. Meğer bu yağmurda beni arıyorlarmış! Annem beni kapının önünde bulamayınca hemen onları göndermiş peşim sıra. Onların hem telaşları hem de kızgınlıkları beni mutlu etti yine. O sıcak hislerle kalbim onlara karşı sevgiyle doldu. Beni merak etmişlerdi. Hem de hepsi! Ne güzeldi insanın bir ailesi olması! Arada bir kavga dövüş olsa da ne güzeldi kardeşlerimin olması! Ne güzeldi çocukça kavgalarımız! Sonunda mutlaka barışıyorduk ya! Meğer ne çok seviyormuşum onları! Meğer ne çok seviyorlarmış beni!

Yaşım küçük de olsa ben artık hayali bir aile istemiyordum. Böyle bir şeyin aslında hiç olamayacağını da o an anlamıştım! Benim ailem işte burada idi. Başkası yoktu! Olmayacaktı. Bir daha aklımdan evden kaçma fikri geçtiğini hatırlamıyorum. Sahip olduğum ailemin kıymetini anlamıştım. Yaşım küçük de olsa Allah’ın beni koruduğunu anlamıştım. Çocukça deliliklerimiz ve çocukluğumuz ne güzelmiş meğer!

 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 229 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
merva Yazdı:
çocukluğun o masum duygularını ne güzel ifade etmişsiniz! keşke ben de böyle yazabilsem! belki bir gün....