
Geçmiş tarihe baktığımızda dünyanın en çok sürünmüş-sürülmüş milleti olarak Yahudiler’i görürüz. Bölünmüş-sürünmüş ve sürülmüş bir millet… Gariptir ki yaşadığımız şu zaman dilimi içerisinde kuvvetlenmiş, bir avuç da olsa dünyaya akıl veren aynı Yahudi topluluğu ile karşı karşıyayız. Ve tüm hayallerini adım adım gerçekleştirmeye çalışan bir millet. Amacı tekrar Filistin’e yerleşmekti, yerleşti. Şimdilerde bunu daha bir mukavim kılmaya çalışıyor. Dünyada ekonomik hâkimiyeti elde tutmanın iktidar(Güç) için en etkili yöntem olduğuna inandığından bunu da gerçekleştirdi. Özellikle bu ekonomik güçte sözde halkı Müslüman olduğu iddia edilen İslamımsı ülkelerin azımsanmayacak katkısı var. Peki, böyle sayısal olarak az olmalarına rağmen devletler nezdinde nasıl güçlü etkili oldular hiç düşündünüz mü? Şu an dünyayı aldatan, dünya milletlerini birbirine düşüren Yahudilerin oyunlarıyla bu ümmetin parça parça olduğunu bilelim. Ben burada onların tarihini anlatacak değilim. Bu seviyeye gelmiş bir milletin sabıkalarla dolu, kirli tarihini anlatmak da
zor olsa gerek. Olayın bizi ilgilendiren boyutunun, bu duruma gelirken biz Müslümanların da ne kadar katkıda bulundukları ve hatta bu kadar uyarılara rağmen hala da bilinçsizce katkılarına devam etmeleridir. Katkılarınızı sakın önemsememezlikten gelmeyin. Şimdi olmasa da çok büyümektir, güçlenmektir amaçları. Yahudiler hep ileriye dönük planlar yaparlar. Bu onların asırlarını alır belki de. Ama hedefleri bir daha geçmişte yaşadıkları kötü tarihlerinin bir daha tekerrür etmemesidir. Bunun için her türlü oyunu oynayabilecek bir yeteneğe sahiptirler. İşin bir diğer üzücü boyutu, zamanında başlarına gelen musibetlerin sebebi olan hastalıklarını ümmetin içerisine yaymış olmaları. Onları helak eden, hatta Allah’ın üzerlerine gazab ve lanet etmesine sebep olan birçok neden şu an ümmet içinde mevcut ve bu nedenler ümmeti çözmüş, parçalamış durumda. Onların oyunlarıyla ayrı cemaatler, ayrı hizipler olduk. Yetmedi kendi grubumuzdan olmayanı hor gördük. Eksik yanlarını bulmaya, ayıbını örtmemiz gerekirken açıklarını aramaya koyulduk. Tartıştık, çatıştık ya da savaştık. Müslüman müslümanın kanını döktü, döküyor. Hatta bütün bu parçalanmışlığımıza, dünyanın gözü önünde yaşanan vahşete rağmen bile, gümrük kapılarını açmaya yürek gösteremeyen ümmetin içinden münafık tıynetli hainler var. Sindirilmiş bir ümmet konumunu aldık. Zamanında Yahudileri helak eden “Dünyevileşme” hastalığının, pençesine düşmüş bir ümmet oluverdik. Rabbim o kadar vermişken bile hala “daha da –daha da çok ver” diye haykıran bir millet gibi, konfor hastalığına yakalanmış bir ümmet… Zamanında “işittik ve isyan ettik” diyerek bir milletin ilahi gazaba duçar olmasına, oradan oraya sürünmesine sebep olan bu sözler farkında olmadan ya da bilerek, İslam ümmetinde de zuhur etti. Allah’ın ayetlerinden ihtilaflarla, kimi te’vil ve tefsirlerle, bazen de tahrifle öyle manalar çıkarıldı ki sonuç bakımından Yahudilerin “işittik, isyan ettik” tavırlarıyla farksız hale geldi. Zamanında geleneklerinin dinini yaşayan Yahudi mantığının günümüz gelenekçilerinden pek de ayırt edilmediğini söylemek abartılı gelmesin sizlere. Yahudi hastalıklarından biri olan kadını aşağılama- yerme gibi durumlarının ümmet düşüncesine de bulaşmış olduğunu söylemekten kendimi alamıyorum. “Sana karşı gelen yeryüzünden silinecektir” şiarıyla yol alan Yahudiler, bu sevgisizliklerinin tohumunu ümmetin içine ektiler adeta. Ümmet birbirine kin güden topluluklarla yara aldı. Elleri kafamızın içinde ne yazık… Bizim de paramız onların cebinde. Marifet, bombaların sesi geldiği zaman tepki göstermek değil, bombalar sustuğunda da aynı tepkilerin sürmesidir. Bu da boykotlarla gerçekleşecektir. Tabii bu boykot sadece ekonomi alanındaki boykot değil. Yahudi zihniyetini de boykot olsun. Zihniyetini kaptırmak istemediği için savaşan ve direnen Gazze bunun mücadelesini veriyor. Bakın bir Gazzeli anne ne diyor: “Bizim yok oluşumuz, Müslüman ümmetin uyanışına sebep olacaksa, varsın canımız feda olsun” . Ne denir bu sözlerin ardından? Hala bir uyanış yoksa bu cümlelerin altında ezilmekten de başka bir durumumuz olamaz…
|