| YALNIZLIĞIN EFSUNKAR İKLİMİ |
Çünkü bazen insanın kendisine yönelttiği eleştiriler hemcinslerinin dillendirdiğinden daha acımasız olmakta, varoluşunun üzerinde seyrettiği çizgide kendi kendini nakavt edebilmektedir. Öyle ki yekdiğerinin vereceği zarardan çok insanın kendine zararı olabilmektedir. Bu yüzden çoğu insan kendiyle baş başa kalmamak için kalabalık yerlerde dolaşıp lafazanlığın ve kendini bilmezliğin garip sarhoşluğunda kendini unutmak istiyor. Başarılı olabiliyor mu peki? Çoğu insan bunun neye mal olduğunu bilmeden başarmaktadır. Kendinden kaçış nereye kadar sürebilir? Ancak büyük bir depresyon ya da hastalık ya da yakınlarından birinin kaybıyla insan şöyle bir sarsılmakta ve nicedir ertelediği kendiyle baş başa kalmanın lüzumunu artık fazlasıyla hissetmeye başlamakta... ancak hala insan nereden başlayacağını bilmeden kendiyle karşılıklı oturduğu ve sanki hasmını projektör altına almış olmanın tetikliğinde öylece kalakalmaktadır. İnsan kendini nasıl tanıyabilir? İnsanı yaratanı bilmeden insanı anlamak mümkün mü? Yaratıcıyı tanımadan girişilecek her denemede biraz daha kendinden uzaklaşmanın labirentlerinde kaybolur insan. Öyle ki artık umutsuzlukla tekrar tanıdık gelen kalabalıklara ünsiyet etmenin yollarını arar. Burada en tehlikeli yöneliş belki de insanın kendi derinliklerine inemeden pes etmesidir. Hâlbuki elzem soruları sormada ve cevabını bulmada hem çok inatçı, hem sabırlı, hem de cesur olabilmeli insan. Varoluş sancısı çekmek kolay olmasa gerek… Bu yüzden kalabalığın tek tipleştiren, sürü psikolojisini zerketmede mahir olduğu, insanı tefekkürden, idrak etme faaliyetinden uzaklaştırıcı etkisinden korunmak için, insan kendiyle baş başa kalabilmelidir. Bu anlamda gece dinlenceleri insana muazzam bir feraset kazandırabilmekte, görüş açısını genişletmekte ve insanı, kâmil olmaya doğru seyr-ü süluk ettirmektedir. Kalabalık insan topluluklarından azade olup, kendiyle baş başa kalmanın bereketini bir fark etti mi artık her esen rüzgârla kendini kaybetmez insan. Rabbinin rahmet ve şefkat aşılayan ilahi ikliminde nefeslenince, imtihan duraklarında fazla takılıp kalmaz. Yol, yolcusunu beklemektedir çünkü. Bazen kafilelerle yürür kervan bazen tek bir kişi ile… Nicelik değil nitelik önemlidir bu yolculuğu hakkıyla bitirmede… Yalnız kalmak kötü değildir aslında. İnsanın dikkatini, ferasetini, şuurunu körelten kalabalıklardan her fırsatta yakasını kurtarsa, asıl kârda olan insan olacaktır. Nitekim kalabalıklar içinde bile kendiyle olabilen nice ilim ehli insan vardır. Kendiyle olabilmek Rabbine teveccüh etmeye götürür insanı. Bu anlamda yaklaşınca olaya artık tek kalabilmek imkânsızdır! İnsanın Rabbiyle olması demek tüm dünya karşısına da geçse yalnız olmadığının belirtisidir. Mümin insan bu anlamda tek başına ama yalnız değildir. O tüm içselliğinde yönelişlerini Rabbine has kılmıştır. Artık hiç bir şey insanı ırgalamaz, umutsuzluğa düşüremez. Olanlar ve olacakların belirsizliği karşısında ne çok sevinir ne de yerinir. Bilir ki her şey olması gerektiği gibidir. Rabbinin takdirinin her türlü istencinden daha hayırlı olduğuna iman etmiştir. Ve O ne dilerse en güzelini dilemiştir! O kullarına pek şefkatli pek merhametlidir. O Rab’dir, İnsanın hasmı değil! Yalnızım demeye yürek ister o halde… Ne ki kalabalıkların yeknesaklığını sevenler, her türlü yanlış yönlendirilmeye müsait insanlar yalnız kalmanın korkunç olduğunu varsayarlar. Öyle hissettikleri için de öyle olur. Yalnız kalmamak için gereksiz birçok teferruatı da hayatlarına boca ederler. Kendileri olmak için lüzum duyacakları o ulvi boşluğu bırakmazlar kendilerine. Böylece yalnızlık illetinden kurtulduklarını sanırlar. Oysa görünürde birçok kimse ile beraberken hiç kimseyle değillerdir! Tam da herkesle olduğunda yalnızlığı bir karabasan gibi çöker yüreklerine. Nereye kaçacağını da bilemez. Kaçacağı tek sığınaktan da bilerek ya da bilmeyerek uzaklaştığı için derin bir boşluğa yuvarlanırlar. Ne ki bu boşluğun da tam farkında değillerdir. Örneğin gündüz boyunca tv. açıktır. Tanımadığı nice sanal insanla haşır neşirdir. Boşluk hissinden bu şekilde kurtulacağının beklentisi içindedir. Oysa bu da tam bir fiyaskodur. İnsan kendine gelmedikçe, kendiyle dost olmadıkça asla yalnızlıktan kurtulamaz. Kendini bilen ise Rabbini bilecektir bu uzun süreçte… Belki kolay olmayacaktır. İnsan nice terler, gözyaşları dökecektir. Ancak sonuç tam da ihtiyacı olan bir mükemmeliyetlikle biter. Kişi Rabbini bilir. Mertebe atlamak insana mahsustur. Ve insana hiçbir kısıtlama da konmamıştır. Dilediği kadar ilerleyebilir. Yeter ki bu yolculuğa çıkacak cesareti ve yürekliliği bulsun kendinde… O zaman da tek başınayken de yalnız değil, kalabalık içindeyken de kendini kaybedip yitmez. Yaşamın o naif sırrına yavaş yavaş nail olmaya başlar. Öyle ki yalnız doğmuş, yalnız ölecek ve yalnız Rabbinin huzuruna çıkacağının bilincine ulaşmıştır artık. Modern yaşamın her türlü absürtlüğü ihtiyaç diye insan hayatına boca etmesine artık müsaade etmez. Nefsini kendinden uzaklaştıran her şeye mesafe koymayı bilmiştir.En önemlisi de artık yalnız kalıp tefekkür etmeye ihtiyacı olduğunun nefsini kontrolden geçirmenin farziyetini keşfetmiştir. Etrafını saran nice kalabalıklara rağmen… İnsanın sınırlı bir akıl ve iradesi olduğunu ve ilahi yönelişlerle yön bulamazsa ne kadar çabuk sapabileceğini bilen insan, ancak dua ederek Rabbine ulaşır. Ne demişti Yunus “ kendini bilen Rabbini bilir!” Yalnızlık Allah’a mahsustur tamam! Ancak insan da yalnızlığın kuşatıcılığında Rabbine sığınarak varoluşunun kıymet-i harbiyesini anlayabilecektir. Yalnızlığı Rabbiyle yalnız kalmak olarak anlayan insan öyle bir bilinçte de olmalı ki şu duayı asla unutmamalıdır, “ Rabbim beni nefsimle baş başa bırakma!”
Bu yılki Ramazan-ı şerifleriniz, kendinizle hemhal olacağınız, Rabbinize doğru yöneleceğiniz kutlu yalnızlıklarla çevrelenir inşallah! Tüm dikkat dağıtan fenomenleri bir kenara süpürüp Rabbinizle baş başa kalmanın hazzını bulabilmeniz dileğiyle… Ramazanınız hayırlı olsun!
|
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 275 kez okundu. |
Kalabalık ortamların kişiyi manipüle eden bir özelliği var. İnsan kendini olduğu gibi hissedemiyor veya kendi kendinin farkına varamıyor böyle ortamlarda. Hep “başkalarının nazarında nasıl görünüyorum?” endişesini taşımakta ve insanlar tarafından bu tedirginliğinin, zayıflığının her an fark edilip yüzüne çarpılacağından korkuyor. İnsan kimi anlarda da kendinden kaçmak için kalabalıklara sığınıyor.
Tefekkür Dergisi