Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



YÜKLENMEK
YÜKLENMEK
 
 Adil olan bir Rabbe iman edişimiz, kendimizi emniyette hissetmemizi sağlıyor. O, ne diyorsa en doğru, en güzel, en isabetli… Çünkü O, noksansız ve hatasız, hükmünde hikmet sahibi, açık-gizli her şeyi bilen, bizi bilen, bizi bizden iyi bilen bir Rabb! Fakat bazen bunun böyle olduğu noktasında yanılıyoruz. Farkında olmadan kendimizi "karar mekanizmasında" görüyor, ölçüp-biçiyor, doğru ve yanlış tayininde bulunuyoruz.
İşte böyle bir yanılgıya kurban gitmiş bir ilahi hitap var:
 "la yükellifullahu nefsen illa vüsahe - Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez".
Bu ayet, çoğumuzun bildiği gibi Bakara süresinin son ayetinin, ilk cümlesi… Yine birçoğumuz her yatsı namazından sonra "amenerresulü"yü okurken bu ayeti de okuyoruz. Doğrusu bu ayet Müslümanların zihninde yanlış anlaşılmış bir ayettir. Öyle ki kendisine İslam davetinin yüklenilmesi teklifi yapılan Müslümanlar, bu yükün ağır olduğunu, maldan, candan, rahattan, işten, güçten olma tehlikesinin bulunduğunu bahane ediyor, haklılıklarına da bu ayeti delil getiriyorlar. Peki, haklı olabilirler mi? Acaba bu ayet bize ne söylüyor? "Yük nedir, ağırlığını kim belirler, yükü kaldırıp kaldıramayacağımıza kim karar verir?" gibi soruların cevabı nedir?  Bu soruların net ve doğru bir şekilde cevaplanması, hiç kuşkusuz yanılgıların da önüne geçecektir.
Yük, derken Rabbimiz, hiç kuşkusuz kulluğu kastediyor. İslam'da Allah'ın emir ve yasaklarından sorumlu olan kimseye de biz "mükellef" diyoruz ki bu lafız mealde "yük" diye geçen "yukellif"  lafzı ile aynı kökten gelmekte. Yani yüklenen şey kulluk, emir ve nehiyler. Demek ki yükü belirleyen Sübhan; biz değil! "Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat–56)
 Ağırlık, konusu ne olacak, onu kim belirleyecek peki? Yükün ağırlı, gelen emir veya nehyin içeriği ve sınırlarıdır. Mesela, içindeki ve dışındaki şartlar namaz yükünün ağırlığıdır. Bu şartlardan herhangi birini ne eksiltebiliyoruz ne de bu şartlara yeni bir şart ekleyebiliyoruz. Yani yükte ağırlatma veya hafifletme gerçekleştiremiyoruz! "Ben namazı nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılın." (Buhari, Sahih, Ezan, 10/18. ( I, 155.) Bu beyan, kulluk yükünü belirleyen Kur'an ve Sünnet'in, onun ağırlığını da yani keyfiyetini de, nasıllığını da apaçık bir şekilde belirttiğinin göstergesidir.
 Kaldırıp, kaldıramayacağımıza gelince... Bizi de yükümüzü de yaratan Allah'tır ve O, yükü mükellefe; mükellefi de yüke uygun bir şekilde halketmiştir. Zira dağı da karı da en iyi bilen O'dur. Hiçbir adaletsizliği ve zulmü olmayan bir Rabb'dır O! Eğer yük bize ağır geliyorsa o yükün bizim sıkletimizi aştığından değil, bizim kendi sıkletimizi düşürdüğümüzdendir.
 "Hoşunuza gitmediği halde cihad size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara–216)
 
İşte, alın size bir ağır yük. Yılın en sıcak zamanı, meyveler hasat edilecek ve zorlu bir savaş için gelen emir! Ama Rahman bunları bilmiyor mu? Zor olduğunu, ağır olduğunu… Elbette ki O, "en iyi bilendir" (Nahl–70). Sorun bizim "bilme" imkânlarımızın O'nunki gibi olmaması. Bizler kısıtlı varlıklarız. Öyle olmasaydı, kendi kendimize yetebilseydik, bir Rabb'e iman etmemiz neden? Eksiktik ki "eksiksiz" bir varlığa iman ettik! Zaten o müminler de bunu anladılar ve itaate koyuldular.
 Mevzuyu bir hadisle de örneklemek istiyorum. Allah Resulü (a.s.): "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir'' (Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten. 1I- Nesaî iman 17 İbn Mâce, Fiten, 20).
 Şimdi bu hadiste kötülüğe karşı mü'minin tavrının nasıl olacağı konusunda mükellefin kuvvetine göre yük miktarları belirtilmiş. Dikkat edersek üç kademe var; el ile dil ile kalb ile… Ama birinden diğerine geçerken hep "gücü yetmezse" tabiri kullanılıyor. Acaba biz de bir kötülüğe karşı "kalb ile buğzetme" tavrını gösterirken, o kötülüğü "dil  ile" düzeltmeyeceğimizden ne kadar eminiz, "dil ile" düzeltirken "el ile" düzeltemeyeceğimizden ne kadar…
 Sanırım bu mevzuyu esas alarak birçok ayet ve hadisi değerlendirebiliriz. Ama son sözü söyleyip yazıyı sonlandırmak gerek. Ve o kadar zorluktan, sıkıntıdan bahsettikten sonra Kerim olan Rabbimizin bize kulluğumuz sırasında yapacağı yardımlardan bahsetmeliyiz. İşte o yardımı bildiren ayetlerden birkaçı… Rabbim bizi unuttuklarından eylemesin ve kulluğumuzda yardımcımız olsun(âmin).
 "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz." (Muhammed–7)
 "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (Al-i İmran–173)
 
Cevher Kara
Bu yazı 36 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: