Navigation


Tarih: 22 Mayıs 2012 Salı



ZOR ZAMANLARIN ADAMI OLMAK
ZOR ZAMANLARIN ADAMI OLMAK
 

         



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM



ZOR ZAMANLARIN ADAMI OLMAK resimleri - tefekkur-dergisi.comHamd, yerlerin ve göklerin ve ikisinin arasında bulunanların, idraklerimizle bilebildiğimiz ve bilemediğimiz her şeyin ve dahi bizim de Malik’imiz olan Allah’ımızadır. Salât ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen, örnekliğin tüm şart ve hususiyetlerine haiz, kutlu ve seçkin, insan-model Peygamberimiz, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimize tüm peygamberlerimize, ailesine, arkadaşlarına ve tüm zamanlar boyunca imanının vermiş olduğu sorumluluğu tüm olanaksızlıklara rağmen taşıyan inananlara olsun.



            Değerli Genç Tefekkür Dostları bu ay konumuzu seçerken bir hayli zorlandık. Acaba ne, hangi konu işlenmeliydi. Esasen, Kur’an-ı Kerimin tüm ayetleri birer ışıkken yine de “Vahyin Işığında” köşesinde hangisinin nuruyla aydınlanacaktık?



            Bir namaz esnasında Hadid suresi 10. ayeti anımsadım. Ve evet, buydu, bu olmalıydı bu ayki ışığımız. Elhamdülillah.



            “Göklerin ve yerin yegâne vârisi Allah olup, bütün mallarınız zaten O'na ait olduğu halde niçin Allah yolunda harcamıyorsunuz? Sizden, fetihten önce infak eden ve savaşan kimse ile bunları yapmayan elbette bir olmaz. İşte onlar, bundan sonra infak edip savaşanlardan derece bakımından daha yüksektirler. Bununla beraber Allah, her birine de cennet vâd eder. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Hadid 10)



            Ayet öncelikle ciddi bir hatırlatma ve insanı kendine getiren ciddi bir soru ile başlıyor. Göklerin ve yerin zaten kimin olduğunu, hali hazırda ellerimizde kullanır durumda olduğumuz mallarımızın varisinin de kim olduğu müthiş bir vurguyla inananlara hatırlatılıyor. Kimin? Kimin? Allah Azze ve Celle’nindir! Biz kiminiz? Bizler de Malikül Mülk olan Allah’ınız!.. Dönüş ve sonuç kime? Rahmanül Rahime!..  O halde:



            O halde:



            “niçin Allah yolunda harcamıyorsunuz?”  sorunun muhatapları tüm inananlar ve şu anda bu satırları yazan ve okuyan herkes!.. Niçin, hem de Allah yolunda harcamıyorsunuz? Çok akıllı olduğumuzu düşünüp de harcamıyorsak, bu pekte akıllı işine değil, tersine akılsız işine benziyor. Kaldı ki, ayetin ilerleyen bölümünde öylesine zor zamanlardan bahsediliyor ki normal zamanlarda yapmaktan çekindiklerimizi öylesi zamanlarda nasıl yapacağız?



            “Sizden, fetihten önce infak eden ve savaşan kimse ile bunları yapmayan elbette bir olmaz”



            Burada ki (fethin) Hudeybiye Antlaşması veya Mekke’nin fethi olduğu yönünde rivayetler var: Ayetin iniş sebebi onun evrenselliğini kısıtlamaz, tersine evrensel boyuta ışık tutar.



                        Ebu Said el-Hudri'den rivayet olunan bir hadis; "Rasulullah Hudeybiye Antlaşması'nda şöyle buyurdu. Çok yakında öyle bir grup gelecektir ki, sizler kendi amellerinizi, onların amelleri yanında küçük göreceksiniz. Ama onların dağ kadar altınları olsa ve Allah yolunda sarf etseler dahi, yine de sizlerin bir veya iki rıtlınıza (rıtl, çok küçük bir ölçü birimi muhtemelen 8 kg. ) eşit olmaz.



Yine İmam Ahmet’in Hz. Enes'ten rivayet ettiği bir başka hadis; "Bir defasında Abdurrahman bin Avf ile Halid bin Velid arasında bir münakaşa vuku bulur. Halid bin Velid, Abdurrahman bin Avf'a "Eski hizmetlerinizden ötürü, her zaman üstünlük taslıyorsunuz" der ve Rasulullah'a bu söz iletilince, O "Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki Uhud Dağı kadar altınınız olsa ve sarf etseniz, yine de onların amelleriyle eşit olamazsınız" buyurdu.



Gerek Hudeybiye’den önce ve gerekse Mekke’nin fethinden önceki durumu çok iyi teşhis etmeliyiz ki hayatımız için gerekli olan koordinatları elde etmiş olabilelim. Fetihten önce inananların sayısı az, parası yok, güçsüz-kuvvetsiz, arkasız (maddi anlamda), toplumda hakarete uğrama, aşağılanma, toplum dışı tutulma, eziyet, işkence! Ve dahası davası için ortaya çıkmış olan adamın etrafındakilerin birçoğu ya çocuk ya kadın ya da köle! İşte böyle bir kadroyla içinde yaşadıkları toplumun temel yargı sistemlerinin yanlış olduğu vurgulanarak, tüm putlar reddediliyor ve yerine “ LA İLAHE İLLALLAH” ikame ediliyor.                Geleceğe dair sahip oldukları, imanın vaadi olan, “zaferden” başka hiçbir umutları yok. Ve onlar bütün olumsuzluklara rağmen verdiler, savaştılar: Onlar verirken Allah emrettiği için, Allahın rızası için, samimiyetleri bilinsin için verdiler. Allah’ta onlardan razı oldu ve ekonomik olarak da kalkındırdı. Onlar savaşım ve mücadelelerini sürdürürken niyetleri zafer kazanmak değil, Allah’ın rızasını kazanmaktı, Allah’ta hem rızasını hem de zaferi nasip etti.



            Mustafa İslamoğlu Hocamız da “fetih”i “zor ve kor zamanlar olarak” almış Meal-Tefsirine. Değerli Genç Tefekkür okuyucuları, zor ve dahası kor zamanlar her zaman var. Yukarıda verdiğimiz tablonun benzerleri günümüz dünyasında da hali hazırda yaşanıyor ve dahası başımızda da peygamber yok! Hemen “sünneti-seniyesi aramızda ya” diyen seslerinizi duyuyorum. Yok, benim derdim o değil. 



Hani başımızı dizine koyamıyoruz ya, hani, Ya Resullullah emrettiklerini yaptık şimdi ne yapalım? diyemiyoruz ya, hani, belki de, yetemedim Ya Resulullah diyemiyoruz ya.,. Hani işte ondan… İmam Buharî sahihin de der ki; “ bir gün Peygamberimiz, sahabelere; "Sizce hangi müminlerin imanı hayrete şayandır, en çok takdire değerdir?" diye sorar. Sahabeler "Meleklerin imanı" derler. Peygamberimiz onlara "Onlar Allah'ın yakınında olduklarına göre niye iman etmesinler ki?" diye karşılık verir. Bunun üzerine sahabeler "O halde peygamberlerin imanı" derler. Peygamberimiz kendilerine "Onlara Allah'ın vahyi inip dururken nasıl iman etmesinler ki?" karşılığını verir. Bu defa sahabeler "O halde bizim imanımız" derler. Peygamberimiz onlara şu karşılığı verir: "Ben aranızdayken sizler nasıl olur da iman etmezsiniz? En hayrete şayan, en takdire değer iman sizden sonra gelecek olan öyle kimselerin imanıdır ki, onlar önlerinde sadece Kur'an'ın sayfalarını bulacaklar ve bu sayfaların içeriğine inanacaklardır."



            O sahifelerdeki gerçeklere iman edenler, eğer, derece bakımından üstün olmak istiyorsanız zor zamanlarda yapılanlar hem daha kıymetli, hem de daha bereketli. Allah yolunda infak etmek için, Allah yolunda mücadele etmek için, bolluk ve rahatlık zamanlarını beklemeyelim. Unutmayalım ki yokluk sınavını kazananlar varlık sınavında sınıfta kaldılar. Zaten gerçek bir inanan için, sınav varlıkta da, tüm zorluğuna rağmen yoklukta da, devam ettiğinden fark eden bir tutum olmayacaktır. Madem ki Rasulullah kendisine yetişemeyen inananların imanını böylesine övmüş o halde Rasulullah’ın yüzünü güldürmek için kolları sıvayalım;



            Farklı bir açıdan bakacak olursak gençler, her türlü heva ve hevesin hoş göründüğü yıllarda, bütün bunları bırakarak, Allah’a yönelip ibadet ediyorlarsa, öfkelenen biri, karşısındakini kırıp, geçireceği güce kuvvete sahipken Allah için öfkesini yutuyorsa, çevredeki hayâsızlığın ayyuka çıktığı bir dönemde, hayâdan taviz verilmiyorsa, ona olan olanca sevgiye rağmen hala yemek verilebiliniyorsa, bunlar da elbette ki zor zamanların derecesi üstün olan işleridir…



 Her zaman ve mekânda imtihanın gereği olarak zor ve kor, yapılması elzem olan işler olacaktır. Derece bakımından rahat zamanlardakinden daha farklıdır. Söz gelimi yiyeceğin bol ve kolay ulaşılabilindiği bir dönemde verilen bir yemekle, insanların bir lokma ekmeğe muhtaç olduğu dönemde verilebilinen yemeğin kıymeti asla bir olamaz.



            Zor zamanlarda yapılanların değeri, koca altın dağları ile boy ölçüşüyor. Öyleyse nerede zorluk var diye fırsat kollasak yeridir. Güçlü kuvvetli olunan dönemlerde de inananlar rehavete kapılmayıp, infak edip, Allah yolunda canları ile başları ile mücadele ederlerse; “Bununla beraber Allah her birine de Cennet vad etmiştir.” “Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” Ne dersiniz, zor zamanların adamı olmaya talip miyiz? Allah yardımcımız olsun. (âmin)     



                SADAKALLAHÜLAZİM

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 345 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
ASLI NUR ERDEM Yazdı:
SELAMUALEYKÜM VE RAHMETTULLAH VE BEREKATUH

ÇOK DEĞERLİ AYŞE HANIM YAZILARINIZI BEĞENEREK OKUYORUM
VE BURADAN ÇOK DEĞERLİ YAZARLARIN DA YAZILARINIDA ALIP SAYFAMA EKLİYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN .RABBİM HER DAİM
YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN AEO